mostar koprusu
mostar... ve onun taci olan koprusu...
sadece ustunden gecilen bir kopru mu bu?
sadece altindan bir suyun, bir nehrin gectigi bir kopru mu bu?
degil...
bu kopru bir kopru...
medeniyet koprusu... insanlik koprusu... baris koprusu...
dogu ile batinin koprusu... islam ve hristiyanligin koprusu...
komsunun, komsuya baginin koprusu... hacin hilalle bulusmasinin koprusu...
altindan saf ve piril piril akan neretvanin koprusu... muamer ile jelenanin koprusu...
neretvanin ugruna ozan oldugu kopru... kuslarin ugruna muzisyen oldugu kopru... baliklarin ugruna feda olduklari kopru... insanlarin ugruna kan olduklari kopru...
kopru deyip gecmeyin...
mostar koprusu dogunun batiya yaptigi en buyuk naniktir... islamin hristiyanligi tefe koyup calmasidir... barbara medineyet dersidir... avrupaya insanlik dersidir... bu ders oyle buyuktur ki binlerce kez yikilsa binlerce kez direlecktir...
ne nanigi demeyin...
barbarlarin bu kopruyu yikmalari gecici bir sureyle bag koparmistir sadece... ama bu oyle bir bag, oyle bir kopru ki her zaman direlecketir... cunku bu insanligin koprusudur... islam hosgorusunun, hristiyan yobazligina attigi en buyuk tokattir... ve her yikildiginda, yine gulup gececek, nanik yapacaktir islam, barbara... cunku biliyor o artik, insanlik koprusu yikilsa bile her daim direlecektir...
hristiyani muslumana, muslumani hristiyana kavusturmaktan baska...
korkmasinlar, kardesce yasasinlar demekten baska...
baska bir gayesi yoktu bu koprunun... sonra dusmanlik, kin cikarttilar, yetmedi yiktilar, yikmaya calisdilar, nispet yapar gibi sehre kocaman hac taktilar...
oysa bu koprunun bir sucu yoktu: insani, insana kavusturmaktan baska...
(bkz: besiktas)
(bkz: sekilcilik)
bu sarkiyi dinledikten sonra, orhan gencebaya neden orhan baba dendigini bir daha anliyor insan.
dogum gunun kutlu olsun.
tas meclisi isminde bir filmde aysel gureli oynatcaklar degillerdi ya. bu hatunu oynatcaklardir tabi.
bir cok bilgic icin (bkz: yok boyle bir sey).
bu soze hassiktirden baska bir karsilik verilmez. o yuzden hassiktir, hassiktir, hassiktir...
orhan hakalmazin cok guzel yorumladigi bir turku.
ben bu yıl yarimden ayrı düşerim
her günüm bir yıla döndü gidiyor
yine zından oldu dünya başıma
gönlüm ataşlara yandı gidiyor
ömrüm boş hayale kandı gidiyor
uzaktır yolların dolandım geldim
tatlıdır dillerin bağlandım kaldım
günahı boynuna işte ben öldüm
gönlüm ataşlara yandı gidiyor
ömrüm boş hayale kandı gidiyor
http://www.sarki-sozleri.com/sozler/orhan-hakalmaz/gonlum-ateslere-yandi-gidiyor.html
ben bu yıl yarimden ayrı düşerim
her günüm bir yıla döndü gidiyor
yine zından oldu dünya başıma
gönlüm ataşlara yandı gidiyor
ömrüm boş hayale kandı gidiyor
uzaktır yolların dolandım geldim
tatlıdır dillerin bağlandım kaldım
günahı boynuna işte ben öldüm
gönlüm ataşlara yandı gidiyor
ömrüm boş hayale kandı gidiyor
http://www.sarki-sozleri.com/sozler/orhan-hakalmaz/gonlum-ateslere-yandi-gidiyor.html
hosgelir insallah dedigim bilgic adayi.
canakkalede savasmis bir gonullu.
askerlik vazifesi yaparken vatan uğrunda şehadet mertebesine ermek veya gazi olmak her türk için tabii bir şeydir. ancak bu 45 şehit ve 150 gazinin durumu başkadır. zira bunların istisnasız hepsi( 1909 ve 1914 askeri mükellefiyet kanunu gereğince) askerlik vazifesinden ya muaf ya da maksureli( tecilli) tutulmuş gençlerdir. bu iki kanun sultani mektepleri talebe ve mezunları askerlik vazifesinden “ maksureli” ettiği gibi , balkan harbi sırasında mer’i olan 1909 kanunu da üstelik bütün istanbul halkını askerlik vazifesinden azade kılmaktadır. bu şehit ve gazilerin hepsi 17-22 yaşındayken ve bir kısmı henüz mektebin lise ve orta kısmında, bir kısmıysa mezun ve istanbul darülfünunu veya avrupa üniversitelerinde tahsildeyken, birbirleriyle yarış edercesine askerlik şubelerine koşmuşlar ve gönüllü olarak askere yazılmışlardı. hatta içlerinden irak cephesi’nde şehit düşen 646 celal ibrahim seferberliğin ilanıyla beraber geceden gidip askerlik şubesinin kapısında sabahlamış ve “ 1 numaralı gönüllü” yazılmak şerefini elde emiştir.
galatasaraylıların bu şüheda menkıbeleri arasında dünyada eşi bulunamayan bir tanesini ( mehmet muzaffer’in destanını ) gazeteci ziyad ebuzziya şöyle dile getiriyor:
****
üç aylık bir talimden sonra mehmet muzaffer “zabit namzedi” olarak çanakkale’de idi. ( mart 1916) müttefik ingiliz ve fransız kuvvetleri, çanakkale’ de uğradıkları mağlubiyetlerden ve verdikleri yüzellibin zayiattan sonra boğaz ’ı aşamayacaklarını anlamışlar , 1915’in son haftasıyla 1916’nın ilk haftasında bütün hatları tahliye edip çıkıp gitmişlerdi.
galatasaray lisesi öğrencisi iken gönüllü çanakkale cephesine giden zabit (subay) adayı mehmet muzaffer beyin alayının otomobillerine lastik satın almak için bir gecede (1916 yılı baharı) yaptığı sahte 100 liranın ön yüzü. paranın altında "bedeli çanakkalede altın olarak ödenecektir" yazılıdır. teğmenliğe yükselen bu vatanseverimiz, 1917 yılında gazzede şehit düşmüştür.
sahte 100 lira
muzaffer çanakkale’ye vardığında harp durmuştu. zaman zaman imroz ve bozcaada’da üslenmiş düşman gemileri ve uçakları bombardımanda bulunuyorlarsa da 1915 nisan ’ın da aralık sonuna kadar sekiz ay süren kanlı boğuşmalarla kıyasla bu bombardımanlar “ hiç mesabesindeydi.” çanakkale’de ki birliklerin büyük bir kısmı kafkas, irak, ve filistin cephelerine sevk edeceklerdi. hazırlanma ve noksanlarına ikmal emri aldılar. muzaffer birliğinin alay karargahında görevliydi. alay ’ın kamyon ve otomobil lastiği ile diğer bir takım malzemeye ihtiyacı vardı. bunlar ise ancak istanbul’dan sağlanabilirdi. o devirlerde bu gibi basit mübayalar için arttırma yapmak ilanlarda bulunmak ne adetti, ne de bunları kaybedilecek vakit vardı. her şey “itimat” ile yürürdü. muzaffer açıkgözlü ve becerikli istanbul çocuğu olduğundan karargah, gerekli malzemenin temin ve mübayaasına onu memur etti. icabeden paranın kendisine itası içinde erkan-ı harbiye riyaseti’ne hitaben yazılı bir tezkereyi eline verdiler.
o yıllarda istanbul’da otomobil ve kamyon nadir rastlanan vasıtalardı. bunların lastikleri de yok denecek kadar azdı ve karaborsaydı. muzaffer aradı,uğraştı,nihayet karaköy’ de bir yahudi de istediklerini buldu. fiyatlar pek fahişti , ama yapacak başka bir şey yoktu. anlaşmaya vardı. lazım gelen parayı almak üzere erkan-ı harbiye’ye gitti. elindeki tezkereyi tediye merciine havale ettiler. muzaffer az sonra yaşlı b,r kaymakam yarbay ’ın huzurundadır. kaymakam uzatılan tezkereyi okudu. karşısında hazırol da duran ihtiyat zabitine baktı. isteyeceği paranın miktarını sormadan ,”ne alınacak” dedi. “ oto kamyon lastiği” cevabını verilince bir an durdu. sonra muzaffer’e dik dik baktı :
“ bana bak oğlum! ben askerin ayağına postal sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun. haydi yürü git ,insanı günaha sokma para mara yok!...
muzaffer selamı çaktı dışarı çıktı. harbiye nezareti’nin ( bugünkü hukuk fakültesi binası) bahçesinden dışarıya ağır ağır yürürken ne yapacağını düşünüyordu. malzemelere alay ’ın ihtiyacı vardı. elindeki( almanların verdiği) iki mercedes-benz kamyon ve iki binek arabası lastiksizdi. diğer malzemelerde mutlaka lazımdı. kendisi bulur alır diye görevlendirilmişti. malzemeyi bulmuştu fakat para yoktu. eli boş dönemezdi ,bir çaresini bulmak lazımdı...
muzaffer bunları düşüne düşüne beyazıt meydanı’na vardı birden durdu. kendi kendine gülmüştü aradığı çareyi bulmuştu.
doğru tüccar yahudi’ nin yanına gitti:
“ paranın tediye muamelesi akşamüstü bitecek,ezandan sonra gelip malları alamam . gece kaldıracak yerim yok. yarın öğleden evvel vapur çanakkale’ye kalkıyor, yetiştirmem lazım. onun için sabah ezanında geleceğim malları mutlaka hazır edin...”
tüccar “peki” dedi. muzaffer tam ayrılırken ilave etti.
“altın para vermiyorlar kağıt para verecekler”
yahudi yine “peki” dedi. ertesi sabah muzaffer merkez kumandanlığından sağladığı araba ve neferlerle ezan vakti yahudi’nin kapısındaydı. ortalık henüz ışıyordu. tüccar malları hazırlamıştı. hava gazı fenerinin yarım yamalık aydınlattığı loşlukta mallar arabaya yüklendi. muzaffer bir yüzlük kaime ( yüz liralık kağıt para) verdi. araba dörtnal sirkeci ’ye yollandı. malzeme şat’a oradan dubada bağlı gemiye aktarıldı. az sonra da gemi çanakkale yolunu tutmuştu.
üç gün sonra yahudi elindeki yüzlük kaimeyi bozdurmak üzere osmanlı bankası’na gitti. bozmadılar zira elindeki para sahte idi.
muzaffer, evrak-ı nakdiyelerin basımında kullanılan kağıtın aynını karaköy kırtasiyecilerinden tedarik etmiş bütün gece oturmuş çini mürekkebi ve boya ile gerçeğinden bir bakışta ayırt edilemeyecek nefasette taklit bir para yapmıştı. tüccara verdiği ve yutturduğu para buydu. o devrin hakiki paralarının üzerindeki yazılar arsında bir de şu ibare bulunuyordu: “ bedeli dersaadet’te altın olarak tesviye olunacaktır.”muzaffer yaptığı taklit paradaki bu ibareyi değiştirerek şöyle yazmıştı:
“ bedeli çanakkale ‘de altın olarak tesviye olunacaktır.”
onun burada altın dediği çanakkale’de mehmetçiğin akıttığı, altından daha kıymetli kanı idi.
sahte paraya gelince...
yahudi tüccar bunu mesele yapmadı. yapmak mı istemedi, yapmaktan mı çekindi bilinemez. ancak olay bütün istanbul’da yayıldı. dünyada emsali olmayan ve olmayacak olan bu hadise şehzade halim efendi ’nin kulağına kadar gitti. şehzade hemen lalasını göndererek yahudi tüccarı buldurdu. yüzlük taklit evrak-ı nakdiyeyi bedelini altın olarak ödeyip aldı. çok zarif sedef kakmalı, içi kadifeli bir mücevher çekmecesine yerleştirip, istanbul polis okulundaki emniyet müzesine hediye etti. bu emsalsiz parça müzede şeref mevkiinde muhafaza olundu.
http://www.canakkale.gen.tr/menkibeler/m3.html
askerlik vazifesi yaparken vatan uğrunda şehadet mertebesine ermek veya gazi olmak her türk için tabii bir şeydir. ancak bu 45 şehit ve 150 gazinin durumu başkadır. zira bunların istisnasız hepsi( 1909 ve 1914 askeri mükellefiyet kanunu gereğince) askerlik vazifesinden ya muaf ya da maksureli( tecilli) tutulmuş gençlerdir. bu iki kanun sultani mektepleri talebe ve mezunları askerlik vazifesinden “ maksureli” ettiği gibi , balkan harbi sırasında mer’i olan 1909 kanunu da üstelik bütün istanbul halkını askerlik vazifesinden azade kılmaktadır. bu şehit ve gazilerin hepsi 17-22 yaşındayken ve bir kısmı henüz mektebin lise ve orta kısmında, bir kısmıysa mezun ve istanbul darülfünunu veya avrupa üniversitelerinde tahsildeyken, birbirleriyle yarış edercesine askerlik şubelerine koşmuşlar ve gönüllü olarak askere yazılmışlardı. hatta içlerinden irak cephesi’nde şehit düşen 646 celal ibrahim seferberliğin ilanıyla beraber geceden gidip askerlik şubesinin kapısında sabahlamış ve “ 1 numaralı gönüllü” yazılmak şerefini elde emiştir.
galatasaraylıların bu şüheda menkıbeleri arasında dünyada eşi bulunamayan bir tanesini ( mehmet muzaffer’in destanını ) gazeteci ziyad ebuzziya şöyle dile getiriyor:
****
üç aylık bir talimden sonra mehmet muzaffer “zabit namzedi” olarak çanakkale’de idi. ( mart 1916) müttefik ingiliz ve fransız kuvvetleri, çanakkale’ de uğradıkları mağlubiyetlerden ve verdikleri yüzellibin zayiattan sonra boğaz ’ı aşamayacaklarını anlamışlar , 1915’in son haftasıyla 1916’nın ilk haftasında bütün hatları tahliye edip çıkıp gitmişlerdi.
galatasaray lisesi öğrencisi iken gönüllü çanakkale cephesine giden zabit (subay) adayı mehmet muzaffer beyin alayının otomobillerine lastik satın almak için bir gecede (1916 yılı baharı) yaptığı sahte 100 liranın ön yüzü. paranın altında "bedeli çanakkalede altın olarak ödenecektir" yazılıdır. teğmenliğe yükselen bu vatanseverimiz, 1917 yılında gazzede şehit düşmüştür.
sahte 100 lira
muzaffer çanakkale’ye vardığında harp durmuştu. zaman zaman imroz ve bozcaada’da üslenmiş düşman gemileri ve uçakları bombardımanda bulunuyorlarsa da 1915 nisan ’ın da aralık sonuna kadar sekiz ay süren kanlı boğuşmalarla kıyasla bu bombardımanlar “ hiç mesabesindeydi.” çanakkale’de ki birliklerin büyük bir kısmı kafkas, irak, ve filistin cephelerine sevk edeceklerdi. hazırlanma ve noksanlarına ikmal emri aldılar. muzaffer birliğinin alay karargahında görevliydi. alay ’ın kamyon ve otomobil lastiği ile diğer bir takım malzemeye ihtiyacı vardı. bunlar ise ancak istanbul’dan sağlanabilirdi. o devirlerde bu gibi basit mübayalar için arttırma yapmak ilanlarda bulunmak ne adetti, ne de bunları kaybedilecek vakit vardı. her şey “itimat” ile yürürdü. muzaffer açıkgözlü ve becerikli istanbul çocuğu olduğundan karargah, gerekli malzemenin temin ve mübayaasına onu memur etti. icabeden paranın kendisine itası içinde erkan-ı harbiye riyaseti’ne hitaben yazılı bir tezkereyi eline verdiler.
o yıllarda istanbul’da otomobil ve kamyon nadir rastlanan vasıtalardı. bunların lastikleri de yok denecek kadar azdı ve karaborsaydı. muzaffer aradı,uğraştı,nihayet karaköy’ de bir yahudi de istediklerini buldu. fiyatlar pek fahişti , ama yapacak başka bir şey yoktu. anlaşmaya vardı. lazım gelen parayı almak üzere erkan-ı harbiye’ye gitti. elindeki tezkereyi tediye merciine havale ettiler. muzaffer az sonra yaşlı b,r kaymakam yarbay ’ın huzurundadır. kaymakam uzatılan tezkereyi okudu. karşısında hazırol da duran ihtiyat zabitine baktı. isteyeceği paranın miktarını sormadan ,”ne alınacak” dedi. “ oto kamyon lastiği” cevabını verilince bir an durdu. sonra muzaffer’e dik dik baktı :
“ bana bak oğlum! ben askerin ayağına postal sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun. haydi yürü git ,insanı günaha sokma para mara yok!...
muzaffer selamı çaktı dışarı çıktı. harbiye nezareti’nin ( bugünkü hukuk fakültesi binası) bahçesinden dışarıya ağır ağır yürürken ne yapacağını düşünüyordu. malzemelere alay ’ın ihtiyacı vardı. elindeki( almanların verdiği) iki mercedes-benz kamyon ve iki binek arabası lastiksizdi. diğer malzemelerde mutlaka lazımdı. kendisi bulur alır diye görevlendirilmişti. malzemeyi bulmuştu fakat para yoktu. eli boş dönemezdi ,bir çaresini bulmak lazımdı...
muzaffer bunları düşüne düşüne beyazıt meydanı’na vardı birden durdu. kendi kendine gülmüştü aradığı çareyi bulmuştu.
doğru tüccar yahudi’ nin yanına gitti:
“ paranın tediye muamelesi akşamüstü bitecek,ezandan sonra gelip malları alamam . gece kaldıracak yerim yok. yarın öğleden evvel vapur çanakkale’ye kalkıyor, yetiştirmem lazım. onun için sabah ezanında geleceğim malları mutlaka hazır edin...”
tüccar “peki” dedi. muzaffer tam ayrılırken ilave etti.
“altın para vermiyorlar kağıt para verecekler”
yahudi yine “peki” dedi. ertesi sabah muzaffer merkez kumandanlığından sağladığı araba ve neferlerle ezan vakti yahudi’nin kapısındaydı. ortalık henüz ışıyordu. tüccar malları hazırlamıştı. hava gazı fenerinin yarım yamalık aydınlattığı loşlukta mallar arabaya yüklendi. muzaffer bir yüzlük kaime ( yüz liralık kağıt para) verdi. araba dörtnal sirkeci ’ye yollandı. malzeme şat’a oradan dubada bağlı gemiye aktarıldı. az sonra da gemi çanakkale yolunu tutmuştu.
üç gün sonra yahudi elindeki yüzlük kaimeyi bozdurmak üzere osmanlı bankası’na gitti. bozmadılar zira elindeki para sahte idi.
muzaffer, evrak-ı nakdiyelerin basımında kullanılan kağıtın aynını karaköy kırtasiyecilerinden tedarik etmiş bütün gece oturmuş çini mürekkebi ve boya ile gerçeğinden bir bakışta ayırt edilemeyecek nefasette taklit bir para yapmıştı. tüccara verdiği ve yutturduğu para buydu. o devrin hakiki paralarının üzerindeki yazılar arsında bir de şu ibare bulunuyordu: “ bedeli dersaadet’te altın olarak tesviye olunacaktır.”muzaffer yaptığı taklit paradaki bu ibareyi değiştirerek şöyle yazmıştı:
“ bedeli çanakkale ‘de altın olarak tesviye olunacaktır.”
onun burada altın dediği çanakkale’de mehmetçiğin akıttığı, altından daha kıymetli kanı idi.
sahte paraya gelince...
yahudi tüccar bunu mesele yapmadı. yapmak mı istemedi, yapmaktan mı çekindi bilinemez. ancak olay bütün istanbul’da yayıldı. dünyada emsali olmayan ve olmayacak olan bu hadise şehzade halim efendi ’nin kulağına kadar gitti. şehzade hemen lalasını göndererek yahudi tüccarı buldurdu. yüzlük taklit evrak-ı nakdiyeyi bedelini altın olarak ödeyip aldı. çok zarif sedef kakmalı, içi kadifeli bir mücevher çekmecesine yerleştirip, istanbul polis okulundaki emniyet müzesine hediye etti. bu emsalsiz parça müzede şeref mevkiinde muhafaza olundu.
http://www.canakkale.gen.tr/menkibeler/m3.html
ilk bolumunde oyunculugun sirittigi dizidir. ki bu bolumun finali sahaneydi.
dizi olmasina ragmen her bolumunde farkli bir hikaye islenmistir.
2. bolumun konusu mekteb i sultani ogrencileri ve mehmet muzafferdir.
dizi olmasina ragmen her bolumunde farkli bir hikaye islenmistir.
2. bolumun konusu mekteb i sultani ogrencileri ve mehmet muzafferdir.
(bkz: benim bir fikrim geldi)
haberturkte yayinlanan bir spor programi.
(bkz: seref tribunu)
yanlis hatirlamiyor isem tarkanin agabeyi.
adindan anlasilacagi uzere yozgat yoresine ait halay.
dugunlerin olmazsa olmazi, halay.
sozleri:
kaymakamın gızları
çoktur bize nazları
inşallah bize gelir
şu sivasın gızları
gidersen uğur ola
ankara yolun ola
benden başka seversen
iki de gözün kör ola
merdivenden yukarı
çıksam odalarına
iki de bacı yanyana
girsem aralarına
alinti..
sozleri:
kaymakamın gızları
çoktur bize nazları
inşallah bize gelir
şu sivasın gızları
gidersen uğur ola
ankara yolun ola
benden başka seversen
iki de gözün kör ola
merdivenden yukarı
çıksam odalarına
iki de bacı yanyana
girsem aralarına
alinti..
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?