confessions

igor

- Yazar -

  1. toplam entry 4803
  2. takipçi 1
  3. puan 95922

türkiye avrupa vakfı

igor
kuruluşu, beyoğlu 4. asliye hukuk mahkemesi’nin 2000/719 esas ve 2001/4 numaralı kararı ile 17 ocak 2001 günü tescil edildi.

türkiye avrupa vakfı , hiçbir siyasi partinin, ekonomik gücün veya çıkar grubunun ya da etnik veya sektörel bir yapının yan kuruluşu değildir. toplumun tüm kesimlerini kucaklamayı amaçlayan bir sivil toplum örgütüdür. o nedenle, toplumumuzun çeşitli kesimlerinin tanınmış kişiliklerini ve kanaat önderlerini bünyesinde toplamıştır. üyeleri arasında bilim insanları, politikacılar, diplomatlar, sanatçılar, işçi ve işveren sendika temsilcileri, iş dünyasının girişimcileri, gençler ve kadın hareketinin önder kişileri yer almaktadır.

türkiye avrupa vakfı , insanlığın ortak değerlerini, bu çerçevede insan hakları, demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğü ilkelerini korumayı ve geliştirmeyi temel amaç saymaktadır. insanlığın kendini özgürce geliştirebileceği uygar bir yaşam özlemini paylaşmaktadır. bu bağlamda, demokrasiyi ve insan haklarını temel amaç sayan değişik görüşleri savunan her düşünceyi içinde barındırmayı zenginliği saymakta ve toplumun hangi kesiminden ya da hangi siyasi partiden gelirse gelsin bu yöndeki girişimleri desteklemeyi görev bilmektedir.


türkiye avrupa vakfı , avrupa birliği’ni, barış, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve sosyal ilerleme yolunda insanlık adına elde edilen önemli bir kazanım olarak nitelerken, türkiye cumhuriyeti’nin ikinci cumhurbaşkanı ismet inönü’nün avrupa topluluklarının bu oluşumunu daha ilk yıllarında “beşeriyet tarihi boyunca, insan zekasının vücuda getirdiği en cesur eser” şeklindeki değerlendirmesini de paylaşmaktadır. ancak, kazanımın nihai bir hedef olmadığının da altını çizmektedir.

türkiye avrupa vakfı , türkiye’nin avrupa birliği’ne üyelik başvurusunu ve bu yöndeki gelişmeleri, toplumumuzun 19. yüzyıldan bugüne uzanan demokratikleşme yolundaki yürüyüşünün ve türkiye cumhuriyeti devleti’nin kurucusu mustafa kemal atatürk’ün halkımızın önüne koyduğu “çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma” politikasının doğal sonucu ve gereği olduğunu öngörmektedir.

türkiye avrupa vakfı , türkiye’nin avrupa birliği ile bütünleşmesini, halkımızın yaşam standartlarının yükseltilmesi, ülkemizdeki demokratik yaşam tarzının gelişmesi, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi adına önemli bir perspektif olarak nitelemekte ve benimsemektedir.

türkiye avrupa vakfı , türkiye’nin avrupa birliği ile ilişkilerinin, ankara anlaşmalarının yanısıra, avrupa birliği hukukunun ve avrupa değerler sisteminin temel kabullerinin gereği olarak öteki aday ve üye devletlerle, her aşamanın gereği kurallar çerçevesinde eşitlik koşulları içerisinde sürdürülmesi gerekliliğini vazgeçilemez bir ilke saymaktadır. bu açıdan, kimi siyasal çevrelerce gündeme getirilmeye çalışılan türkiye’nin avrupa birliği tam üyeliği yerine “ayrıcalıklı ortaklık” kurulması şeklindeki önerinin hiçbir koşulda kabulünün olanaklı olmadığını belirtmektedir.

türkiye avrupa vakfı , resmi senedi’nin başlangıç bölümü’nde açıkça belirttiği üzere; türkiye’nin avrupa birliği’ne gereksinimi olduğu kadar avrupa birliği’nin de türkiye’ye gereksinimi vardır. avrupa birliği, genç ve dinamik bir nüfusa sahip olan ve de değişik kültürel değerleri bünyesinde barındıran türkiye’nin üyeliği ile birlikte, yeni bir ufuk ve gelişme potansiyeli kazanacaktır. ayrıca, avrupa birliği’nin avrupa bütünleşmesi yolunda ciddi bir adım atılabilmesi de, türkiye ile tam üyelik ilişkisini gerçekleştirmesi ile mümkün olabilecektir. öte yandan, avrupa birliği’nin türkiye ile birlikte küresel anlamda ve boyutta yeni bir kimlik ve işlev kazanacağı da açıktır.avrupa birliği, ancak böylelikle kültürler ve dinler arasındaki gerginliğin ortadan kaldırılması, dünya barışının sağlanması, insan hakları ve demokrasi değerlerinin küresel çapta etkin kılınması çabalarına ve tüm insanlığın sosyal gelişmesine katkıda bulunma şansını elde edebilecektir.

türkiyeavrupa vakfı, türkiye’nin avrupa birliği bütünleşmesi sürecinin türkiye, avrupa ve tüm dünya için özel bir anlam ve önem taşıdığına dikkat çekmektedir. bu açıdan, türkiye’nin avrupa birliği’ne, avrupa birliği’nin türkiye’ye, insanlığın ve dünyamızın avrupa bütünleşmesinin en geniş ve gelişmiş biçimiyle gerçekleşmesine gereksinimi bulunduğugerçeğinin zamanla daha geniş çevrelerce kavranacağına olan inancını korumaktadır.

türkiye avrupa vakfı , işte bu bilinçle türkiye’nin demokratikleşme yolundaki reformlarının gerçekleştirilmesi ve avrupa birliği’ne tam üyelik yolunda kalıcı adımların atılabilmesi için geniş kesimleri bilgilendirmek ve bu çerçevedeki sorunları tartışmaya açarak değişik politika seçeneklerini oluşturmak amacıyla öteki sivil toplum örgütleriyle diyalog ve işbirliği içinde çalışmayı ve yine, bu doğrultudaki kamusal girişimleri desteklemeyi bir görev bildiğini açıklamaktadır.

kaynak:http://www.turkiyeavrupavakfi.org/tav_hakkinda_call.asp

temiz enerji vakfı

igor
insanoğlu, ateşi bir enerji kaynağı olarak kullanmaya başladığından beri, dünya yüzünde sadece gıdadan alınan enerji ile yaşamını sürdüren diğer canlılardan ayrılarak, yeni bir döneme girmiştir. o günden bu güne yeni enerji kaynakları arayan ve bulan insanoğlu, bu kaynakları kendi amaçları için giderek artan tutarlarda kullanagelmiştir. geçmişte olduğu gibi bungünde, daha çok enerji kulanan insan toplulukları daha güçlü olmakta ve daha rahat yaşamaktadırlar. bu yönüyle, yaşamımızda önemli yeri olan enerji kullanımından vazgeçemeyiz.

ne var ki, enerji kaynaklarının bu denli artan tutarlarda kullanılmasında ortaya çıkan ve insanoğlunun yaşadığı çevreyi olumsuz yönde etkileyen çevre etkileri ile bazı enerji kaynaklarının tükenir olmaları, özellikle yirminci yüzyılın son çeyreğinde insanları bu konularda düşünmeye ve bu sorunlara çözüm üretmeye zorlamıştır. temiz enerji kaynaklarına yönelme, tükenmez enerji kaynaklarına yönelme, enerjinin daha verimli kullanımına yönelme, hep bu sorunlara çözüm arama çalışmaları ile ortaya çıkmış ve giderek artan oranda yoğun çalışmaların sürdürüldüğü konulardır. temiz enerji vakfı, bu konulardaki çalışmaların desteklenmesinin önemine inanan kişi ve kurumların katkısı ile oluşmuş bir kuruluştur.

vakıf 1994 yılında ankara’da kurulmuştur.


temiz enerji vakfı,

temiz ve tükenmez enerjilerin yaygın, etkin ve verimli kullanımını sağlayacak,


araştırma - geliştirme ve uygulama çalışmaları,


eğitim, bilgilendirme, ve tanıtım çalışmaları


bilgi - belge derleme çalışmaları,

yapmaya, yaptırmaya ve desteklemeye yönelik etkinliklerde bulunur.


kaynak:http://www.temev.org.tr

türkiye ekonomik ve sosyal etudler vakfı

igor
1994 yılında vakıf olarak hayata geçmiş olmakla birlikte tesev’in kökleri 1961’te dr. nejat eczacıbaşı tarafından kurulan ekonomik ve sosyal etüdler konferans heyeti’ne kadar uzanmaktadır.

diğer taraftan tesev’in doğuşunda 1990’ların başında değişik üniversitelerden akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşları üyelerinin ve dışişleri bakanlığı’nın önde gelen bürokratlarının bağımsız ve nitelikli araştırmalar gerçekleştirecek fon yaratıcı bir vakıf kurma çabaları da önemli bir rol oynamıştır.

aynı günlerde konferans heyeti otuz yıl süresince ulusal ve uluslararası pek çok önemli konunun özgürce ve nitelikli biçimde tartışılması için sağladığı platformu bağımsız fonların desteklediği bir düşünce üretme merkezine dönüştürülmesinin arayışı içindeydi. ülke gerçeklerinin stratejik araştırmaları zorunlu kıldığını ve bu gereksinimin karşılanamadığını gören dr. nejat eczacıbaşı liderliğinde çalışmalar başlatılmıştı.

böylelikle aynı amacı paylaşan bu iki grup aralarına türkiye’nin önde gelen işadamlarının da katılmasıyla kurulması planlanan düşünce merkezi için konferans heyeti’nin bir referans oluşturmasına karar vererek bir araya geldiler ve tesev’ i kurma çalışmalarına başladılar.

dr. nejat eczacıbaşı’nın ölümünden tam bir yıl sonra, 6 ekim 1994’te bülent eczacıbaşı türkiye ekonomik ve sosyal etüdler vakfı’nın kuruluşunu kamuoyuna duyurdu.


kaynak:http://www.tesev.org.tr/tesev_tarihce.php

ilköğretim okullarına yardım vakfı

igor
özellikle köy çocuklarına; okuma heyecanı ve eğitimini daha ileri düzeyde sürdürme motivasyonu kazandırmak, eğitimlerine katkıda bulunmak ve bu faaliyetin her aşamasını, hiç bir politik kaygı taşımadan ve insanların eşit olduğu ilkesinden yola çıkarak uygulamak

kitap yardımı yapılmamış köy bırakmamak

öğretmenler için programlar düzenlemek

onların daha iyi şartlar altında okumalarına gerek var.

içlerinde okumayı teşvik edecek bir kıvılcım da siz çakın.

yardımlarınızla onlara sevginizi gönderin, onların sıcacık ellerine değsin kitaplar aracılığı ile duygularınız.

sizler de bu faaliyetlerin bir parçası olabilirsiniz.

kaynak:http://www.ilkyar.org.tr/

hekimler birliği vakfı

igor
amaç ve faaliyetler :

1- vakıf, bilim ahlakına, inceleme ve araştırma yeteneklerine sahip, sağlam ve doğru düşünen üretici aydınlar yetiştirmek ve bunun da gerçekleşmesi için genelde sağlık bilimlerine ağırlık veren, orta ve yüksek öğretim kurumları ve bunlara bağlı birimler, eğitim, uygulama ve araştırma merkezleri açar,
2- ülkenin sağlık ve sosyal hizmetleri sağlık bilimleri ile diğer bilim ve kültür alanlarında gelişmesini kalkınma ve üretim verimliliğinin artmasını amaçlayan kuruluşlarla iş birliği yapmak üzere kendine bağlı merkezle kurmak (bu merkezlerin çalışması yönetim ve denetimi ile ilgili hususlar vakıf mütevelli heyetince kabul edilecek yönetmeliklerde belirtilir. ancak bu merkezlerin yönetim organlarında salt çoğunluk teşkil etmemek şartı ile yabancı uyruklulara görev verebilir. bu takdirde yabancıların kimlikleri ve açık adresleri her yıl içişleri ve dışişleri bakanlıklarına bildirilir.)
3- genelde sağlık alanında orta ve yüksek öğrenimde okuyan öğrenciler ile çeşitli kurumlarda çalışan sağlık mensuplarının sosyal ve mesleki yardımlaşma ve dayanışma içinde çalışmalarını temin etmek,
4- genelde sağlık alanında orta ve yüksek öğretim kurumlarında okuyan öğrencilere barınma yerleri (yurt, lojman, pansiyon, misafirhane vesair) yiyecek, giyecek ve burslar sağlamak, üstün başarılı olanlara ödüller vermek,
5- genelde sağlık mensubu öğrenci ve öğretim elemanlarının ve serbest çalışan sağlık mensuplarının yurt içinde ve yurt dışında ihtisas, çalışma ve araştırmalarına imkan sağlamak ve yardımda bulunmak,
6- ulusun sağlık seviyesini yükseltmek, halka olumlu sağlık davranışlarını kazandırabilmek amacı ile eğitim faaliyetleri yapmak ve yaptırmak, kreş ve gündüz bakım evleri, çocuk bakım yurdu, huzur evi ve benzeri sağlık ve sosyal müesseseleri açarak, ilgili yurt içi ve yurt dışı kurumlar ile işbirliği yapmak,
7- yasalara uygun her türlü işbirliği ve ticari, sanayi, zirai ve diğer şekillerde ortaklık kurmak,
8- afetzedelere barınma, beslenme ve tedavi gibi konularda yardımcı olmak,
9- koruyucu hekimlik ve halk sağlığı alanlarında araştırma ve çalışmalar yapmak,
10- vakıf genel merkezi, şubeleri, kurumları ve işletmeleri aracılığıyla kendisinde bağlı, amacı ile ilgili ulusal ve uluslararası düzeyde çalışmalarda bulunarak, kurumlar, (hastane, tıp merkezi, dispanser, aile hekimliği merkezleri, poliklinik, çeşitli tahlil ve tetkik laboratuarları, eczane, et, süt ürünleri imalathanesi, kesimhane, diş hekimliği ile ilgili merkezler, odyovizuel merkezler, kan merkezleri, tıbbi cihaz üreten ve satan müesseseler, rehabilitasyon merkezleri, ilaç fabrikaları, ecza depoları, ana çocuk sağlığı merkezleri ve diğer kurum ve merkezleri) açmak, bina ve tesislerin yapım ve onarımını yapmak ve bu kurumların çalışmalarını ve araştırma projelerini desteklemek, böyle kurumlar işletmek, ortak olmak, bunlarla ilgili şirketler kurmak, yurt içi ve yurt dışında kuruluşların temsilciliklerini açmak,
11- vakıf gayesinde hizmet eden her türlü yazılı, sözlü, göze ve kulağa hitap eden yayınlar yapabilir ve bu maksatla ihtiyaç duyulacak kurumlar, matbaa, yayınevi, özel televizyon, gazete, dergi ve benzerleri açmak,
12- vakıf gayesine uygun konularda yetkili makamların izni ile yerli ve yabancı kurumlarla irtibat kurmak, işbirliği yapmak,
13- vakıf belirtilen amaçlarını gerçekleştirmek için araştırma fonlarını oluşturmak ve başarılı araştırmacılara destek sağlamak,
14- amacına uygun bilimsel, sosyal ve kültürel hizmetlerle, ulusal uluslararası toplantı ve oturumlar, kurslar düzenlemek dershane ve kütüphaneler açmak,
15- vakıf kuracağı eğitim tesislerinde kapasitenin en az %10’unu yetenekli, ancak; maddi imkandan yoksun öğrencilere, sağlık tesislerinde ise, hizmet ve yatak kapasitesinin en az %10’unu maddi imkanı olmayan hastalara tahsis etmek,
16- vakıf, üniversite kurma yetkisine dayanarak, üniversite kurarak hizmetlerini sürdürmek,
17- vakıf amaçlarını gerçekleştirmek için, vakfa gelir getirici ve hizmet üretici ithalat, ihracat işleri dahil her çeşit teşebbüs, tasarruf, temellük, kiralama, mukavele ve muameleleri icra etmek,
18-vakıf, menkul, gayrimenkul, her çeşit mal ve mülkü, paraları, vasiyet, hibe veya satınalma suretiyle temellük veya tasarrufa her çeşit malları kiraya vermeye, gelirlerini veya karlarını tahsil ve sarfa, vakfın gelirlerini veya gelirleri ile elde edeceği memalikini yatırımlarda kullanmaya, bir veya birden fazla şirketin hisse senetlerini, intifa haklarını, obligasyonlarını veya diğer hisse temsil eden veya mevcut veya vücut bulacak bir hak veya alacak ifade eden evrakını bilcümle hisse senetlerine ait kuponları almaya, satmaya, şirketlere iştirake (çz), iştirak paylarına isabet eden temettü veya kar hisselerini sarfa, velhasıl vakfın gayelerinin tahakkuku için faydalı görülen bilcümle teşebbüs tasarruf, temellük, kiralama, mukavele ve muameleleri icraya mezun ve selahiyetlidir.
19- vakıf yıl içinde elde ettiği brüt gelirin; %20’sini idame masrafları ile ihtiyaçlara ve vakıf mal varlığını arttıracak yatırımlara, kalan %80’ini ise vakıf amaçlarına tahsis ve sarf eder.


kaynak:http://tinyurl.com/5a4dks

dost yaşam down sendromu vakfı

igor
vakıf; 1996 yılı başlarında aynı soruna sahip birkaç ailenin, ortak sorunları karşısında ortak çözümler üretmek, her türlü dayanışmayı gerçekleştirmek amacıyla biraraya gelmesiyle oluşmaya başlamıştır.

gerek ülkemizdeki yetersiz eğitim ve sağlık koşulları gerekse yurtdışındaki uygulama ve deneyimlere ulaşamayışımız, bizleri ortak çabalarımızı tüzel bir kişilik ile sonuçlandırmaya yöneltmiştir. bu amaçla vakıf kuruluş başvurumuz aralık 1997’de yapılarak yasal prosedür işletilmiş, mayıs 1998’de onaylanmıştır.

vakıf, down sendromunu bir özür olarak görmeyip, yaşamın farklı bir yüzü olarak değerlendirmektedir. down sendromlu bireylerin anayasal haklarına sahip üretken yurttaşlar olarak toplumdaki yerlerini almaları - ancak sorunun toplumsal bazda ele alınması ile mümkün olacağı - düşüncesinden yola çıkılarak tüm türkiye çapında down sendromlu çocuk sahibi ailelerle iletişime geçilmektedir.

insanoğlunun sosyal bir varlık olması, dayanışmayı, paylaşmayı onun yaşamının merkezi durumuna getirmektedir. bu düşünceyle; toplumun her kesimini - bireyinden sivil örgütlerine, özelinden kamu kurum ve kuruluşlarına kadar - bizlerle dayanışmaya ve paylaşmaya çağırıyoruz. dayanışma konularınız, amaçlarımızı gerçekleştirmeye yönelik her alanda olabilir.

dilerseniz bizlerle birlikte gönüllü olarak da çalışabilirsiniz.

kaynak:http://www.dostyasam.org/vakif.html

türkiye teknik elemanlar vakfı

igor
türkiye’nin kaderinde rol oynayacak teknik kadronun kapasite ve verimliliklerinin artırılması yönünde çalışmalar yapmak amacıyla, vizyon sahibi türk mühendisler tarafından 1991 yılında tütev kurulmuştur.

bilgiye ulaşmayı isteyen teknik elemanların, branşlarıyla ilgili eknik yeterliliklerini artırabilmek ve ülkenin insan kaynakları vitrinine katkıda bulunmayı misyonunun önemli bir parçası kabul eden tütev, tütev eğitim merkezi’nde ve şubelerinde periyodik eğitim programları ve güncel içerikli seminerler düzenlemektedir.

kaynak:http://tinyurl.com/65uhd9

fotoğraf vakfı

igor
vakif tarihçesi
dayanışma gönüllüleri derneği’nin 17 ağustos marmara depremi’nden sonra deprem bölgesinde yaptığı rehabilitasyon çalışmalarının bir parçası olarak "fotoğrafçı çocuklar atölyeleri" kuruldu. fransız enfant de monde kuruluşunun ve dayanışma gönüllüleri’nin işbirliğiyle kurulan, değişik yaş gruplarındaki çocuklara yönelik fotoğraf eğitim atölyelerinde yapılan çalışmalar sonucunda, çocukların çektiği fotoğraflardan oluşan bir sergi ve sergi kitabının basıldı. türkiye’de ve yurtdışında pek çok yerde bu sergi tekrarlandı. "fotoğrafçı çocuklar" projesinin yarattığı gönüllü bir çalışma ve işbirliği, fotoğraf vakfı’nın temelini ve temel fikrini oluşturdu.
fotoğraf vakfı’nın kuruluş çalışmalarına ilk aşamada yaklaşık yirmi fotoğrafçı katıldı. 2001 yılının ocak ayında başlayan toplantılar zincirini, yaz aylarında yapılan "çarşamba toplantıları"izledi. bu toplantılar da iki ay sürdü ve yüzün üzerinde fotoğrafçı ile fotoğraf vakfı’nın hedefleri ve planları konuşuldu.

haziran 2001’de resmi kuruluş başvurusu yapıldı.
27 aralık 2001’de istanbul asliye hukuk mahkemesi kuruluş kararını verdi. vakıflar genel müdürlüğü’nün değişen medeni yasa nedeniyle itirazı üzerine yargıtay 18.huku dairesi kararı bozdu. vakfın kuruluşu için yasal süreç devam ediyor. fotoğraf vakfı girişimi fotografik vizyon ltd.şti. tarafından destekleniyor.

kaynak:http://www.fotografvakfi.org/turkce/fotvak.asp

türkiye aile sagligi ve planlamasi vakfı

igor
kuruluş amaci

türkiye aile sağlığı ve planlaması vakfı (tap vakfı),
ekonomik ve sosyal gelişme için türk ailesinin sağlıklı
bir biçimde yaşamını sürdürmesi gereğine inanan iş
adamları, işçi ve işveren sendika başkanları, odalar
birliği, ziraat odaları, esnaf ve sanatkarlar konfederasyonu
başkanları, bilim adamları tarafından sayın vehbi koç’un
öncülüğünde kurulmuş ve ocak 1986 tarihinde faaliyete
geçmiştir. tap vakfı, kamu yararına çalışan gönüllü bir kuruluştur.

misyon

tap vakfı, ülkemizde üreme sağlığı, ana-çocuk sağlığı ve cinsel sağlık koşullarını iyileştirerek, bireylerin, özellikle gençlerin, ailelerin ve toplumun yaşam kalitesini yükseltmek ve kadınların aile içinde ve toplumda sosyal statülerini geliştirmek için çalışır.


tarihçe

1985 yılında vehbi koç’un önderliğinde bir grup iş adamı, akademisyen, iş ve işveren kuruluşları temsilcileri tarafından kurulan tap vakfı, türkiye’de yaşanmakta olan hızlı toplumsal değişim sürecine paralel bir oluşumdu. ülke nüfusunun özellikle 1950’lilerden sonra hızla artışı, kırdan kentte göçler, düzensiz kentleşme, sosyal ve ekonomik sorunlar bütün boyutları ile gündemi oluşturuyor, kamuoyu tarafından tartışılıyordu. nüfus konusundaki tartışmalar, özellikle 1960’lı yıllarda devlet planlama teşkilatı’nın kurulması ile başlamış ve birinci beş yıllık kalkınma planında (1963 – 1967) yer almıştı.
bu planda yer alan resmi görüşe göre, hızlı nüfus artışı milli gelirdeki artış hızının önünde gittiği sürece, ekonomik gelişmenin bir ölçüsü olan kişi başına gelir artışını yavaşlatacaktı. bu hızlı artış, kişilerin yaşam düzeylerini yükseltecek olan ekonomik yatırımlar yerine hızla artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayacak demografik yatırımlara yönelecekti. böylece nüfus sorunları kamuoyunda tartışılmaya başlanmış ve tbmm’nin 1965 tarihinde kabul ettiği “nüfus planlaması kanunu” ile kişilere istediği zaman ve istedikleri sayıda çocuk sahibi olma özgürlüğü tanınmıştı. bu aile planlamasına alanında atılan ilk adımdı.

1960’lı yıllarda nüfusumuz yılda yüzde 3 civarında artıyor ve her kadın için ortalama canlı doğum sayısı olan toplam doğurganlık düzeyi 6’yı gösteriyordu. sağlık boyutundan bakıldığında, bu yasanın ardındaki önemli bir gerekçe, anne- çocuk sağlığına ilişkin araştırmaların, anne-çocuk ölüm ve hastalık oranlarının çok yüksek olduğunu ortaya çıkarmış olmasıydı. anne ölümlerinin yarıdan fazlasının gizli olarak yapılan düşükler nedeniyle olduğu saptanmıştı.

1970’li yıllar, aile planlamasının temel bir sağlık hizmeti olarak ele alındığı, ana-çocuk sağlığı hizmetleri ile birlikte halka ulaştırılmaya çalışıldığı bir dönemdi. ancak dördüncü beş yıllık kalkınma planı (1979-1983), ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması hizmetlerinin etkin bir biçimde yürütülmesinin önemli bir sorun olma niteliğini koruduğunu vurguluyordu. 1983 yılında yasal düzenleme anlamında ikinci bir adım atılarak, cerrahi yöntemlerin de eklenmesiyle aile planlaması yöntem seçenekleri arttırılıyor, 10 haftaya kadar olan gebelikler isteğe bağlı olarak sonlandırılabiliyor, hizmet sunumunu yaygınlaştırmaya yönelik uygulamalar başlatılıyordu.

1970’li yıllarda üç basamaklı rakamlarda olan anne ve bebek ölüm oranları yaygınlaşan sağlık hizmetleri ile düşmeye başlıyordu. 1978 yılı demografi ve sağlık araştırması verilerine göre ülkemizde bebek ölüm oranı binde 170’dir. aynı yıllarda anne ölüm oranı ise yüz binde 200 sınırını geçmiştir. nüfus artışı ve aile planlaması kavramı anne –çocuk sağlığı alanında yoğunlaşırken, nüfusun hızla büyümesinin getirdiği pek çok sosyal ve ekonomik olgu, iç göçlerden dış göçe, kentleşmeden marjinal grupların gelişimine, toplumun tüm sektörlerini yakından etkilemektedir. ekonomik gelişim sürecinde, nüfusun hızla artıyor olmasının getirdiği dinamikler özellikle negatif boyutları ile tartışılmaya devam etmektedir.

bu ortam, kamu sektörünün yanı sıra özel sektörün de nüfus alanında bir şeyler yapmaya yönlendirmiştir. bunun sonucu olarak türkiye aile sağlığı ve planlaması vakfı kurulmuştur.

ilk adimlar (1985 – 1990)

vakfın kuruluşunu takip eden ilk yıllar, aile planlaması çalışmalarını desteklemeye yönelik projelerin geliştirildiği ve uygulamaya taşındığı bir dönemdir. vakıf, özel sektör ile işbirliği içinde, fabrika çalışanlarına yönelik kapsamlı bir dizi proje başlatır. çalışmanın temel perspektifi, çalışan kesimleri aile planlaması kavramı konusunda bilinçlendirmek ve sağlık hizmetine ulaşılabilirliği artırmaktır. eğitim programlarının yaklaşımı, aile planlaması kavramını, anne-çocuk sağlığı, çocukların yetiştirilmesi ve ailenin refah düzeyi açısından ele almaktadır. eğitim çalışmaları, danışmanlık ve sağlık hizmet sunumu ile desteklenmektedir.

1986 yılından başlayarak çeşitli illerde geliştirilen çalışmaların izlenmesi, destek ve değerlendirmeleri devam eder ve 1990’ların ortalarına kadar bu çalışma modeli etkin olarak uygulanır.

1980 yılların başında nüfusumuz yılda yüzde 2.28 oranında artmaktadır. yine 1980’li yılların ortalarında türkiye’de birey başına gelir ortalama 1200 dolar kadardır. tarım kesiminin milli gelire katkısı yüzde 20 lere inmiş bulunmakla birlikte, hala daha çalışanların yaklaşık yüzde 55 i geçimini tarımdan sağlamaktadır.

ülkenin nüfus artışından ayrı düşünülemeyecek bir olgu da kentleşmedir. 1950 yılında yüzde 25 dolayında olan kentli nüfus oranı 1990’lı yılların sonunda yüzde 65’e ulaşmıştır. 1950’li yıllarda başlayan hızlı kentleşme süreci ve aynı hızla olmasa da göç olgusu, kentleşme hala devam etmektedir. kentleşme olgusu, hızla artan nüfusa bağlı olarak, ülkenin sanayileşme hızının önüne geçmiş, kentler yeterince büyümeden ve sanayileşmeden kalabalıklaşmış, yeni gelenlerin kente eklemlenmesi farklı şekillerde ama hep sancılı ve zor olmuştur. son elli yıldır değişen sadece kentsel mekanlar değil, sosyal, ekonomik ve politik boyutları ile tüm kentin dinamiğidir.

ekonomideki değişim kişi başına düşen milli gelir ölçeğinde ciddi gelişmeler göstermiştir. vakfın kurulduğu yıllarda 1356 abd doları düzeyinde olan kişi başına düşen gayrisafi milli gelir (gsmh), geçen 20 yıl içinde üçe katlanarak 4750 abd doları düzeyine çıkmıştır.

1980 ve sonrasının kentleşme dinamikleri 1950 ve 60’larınkinden farklıdır. bu dinamiklerin farklılığını en etkin biçimde ortaya koyan olgu “gecekondulaşma” olgusudur. 80’lerin gecekondusu ile hızlı kentleşmenin başlarındaki gecekondular arasında hem işlevsel hem de maddi açıdan büyük farklılıklar vardır.

kente katılan bu yeni gruplar merkezi ve yerel yönetimler açısından önemli oy potansiyelleri ile siyasi söylemleri, sosyal ve ekonomik yatırım politikalarını etkilemişlerdir. büyük kentlere hızla eklemlenen bu grupların altyapı ihtiyaçlarını karşılamak üzere pek çok kaynak harekete geçirilmiştir. yeni gelenler barınma, istihdam, sağlık ve eğitim ihtiyaçlarını da beraberlerinde getirmişler ve kentleşme süreci onların bu ihtiyaçlarına sınırlı çözümler sunarken, zaman içinde onları yeni yaşam biçimlerine ve yeni doğurganlık tercihlerine doğru dönüştürmüştür. tap vakfı yeni oluşan bu kentsel alanlarda sağlık hizmet sunumunu desteklemeye çalışmıştır.

1983 yılındaki yasal düzenlemenin ardından, sadece hızla büyüyen kentsel alanlarda değil tüm ülke düzeyinde anne-çocuk sağlığı ve aile planlaması hizmetlerinin yaygınlaştırılması çabaları yeni bir ivme kazanmıştır. ulusal ve uluslararası programlar, hükümet-dışı kuruluşlar ve geliştirilen işbirliği ile sağlık hizmetlerinin niteliğini iyileştirmeye ve aile planlaması hizmetlerini standart hale getirmeye yönelik çalışmalar yapılmaktadır. aile planlaması alanındaki hizmet-içi eğitim çalışmaları, sertifika programları, kamu sağlık birimlerinde eğitici yetiştirmeye yönelik projeler pek çok bölgede uygulanmaya başlamıştır.

tap vakfı, 1980’li yılların sonuna gelindiğinde bu çabaların devamı olan iki büyük proje geliştirir. diyarbakır ilinde sağlık bakanlığı ile işbirliği içinde kurulan eğitim merkezi ve istanbul’da model hizmet birimleri olarak çalışmaya başlayan iki klinik yeni on yıllık dönemin başında atılan ilk adımlardır.

ülkemizde hızlı nüfus artışıyla birlikte gerçekleşen kentleşme süreci, sadece nüfusun ülke coğrafyası içindeki konumlanışını değiştirmemiş, aynı zamanda çeşitli yerlerde yaşayan nüfusun bileşimini ve hareketliliğini de değiştirmiştir. göç hareketleri sadece kalıcı köy-kent göçüyle sınırlı kalmamış, mevsimlik göç olgusuyla hareketli bir nüfus, iş fırsatlarına göre hareket eden dinamik bir grup yaratmıştır. özellikle doğu anadolu ve güneydoğu anadolu bölgelerinde yaygın yoksulluğun sonucu olarak hareketli bir işgücü mevsimlik işlere bağlı olarak evi ve iş fırsatları arasında göç eder hale gelmiştir.

ülkemizde nüfus artışı yalnız yüksek doğurganlık düzeyine değil ama aynı zamanda gelişen sağlık koşulları ve beklenen yaşam süresindeki artışa da bağlıdır. ikinci dünya savaşı öncesinde 35 yıl olan beklenen yaşam süresine 1980’li yılların sonu itibariyle 30 yıl daha eklenmiştir. bu sürenin uzamasında, bebek ve çocuk ölüm oranlarının düşürülmesi için atılan olumlu adımlar da etkili olmuştur. ölümlüğü azaltan yeni koşulların çok kısa sürede yaygınlaşmasına karşılık, doğurganlık konusundaki tercihler pek çok sosyal ve ekonomik faktöre bağlı olarak değişmektedir. kentleşme ve kentlerdeki yaşam biçimleri bu tercihleri etkilemekte ancak geleneklerin ve alışkanlıkların değişmesi, kimi zaman bir sonraki yeni kuşakta kendini göstermektedir.

1950’li yıllarda, doğurgan çağı kadın başına düşen ortalama doğum sayısını gösteren toplam doğurganlık düzeyi 6.6 çocuktur. 1980’li yılların başında bu sayı bir kadın için 4.1 çocuğa düşmüştür. doğurganlık düzeyindeki bu değişim hızlı kentleşme ve değişen yaşam beklentilerinden azalan bebek ölüm oranlarına, yaygınlaşan aile planlaması hizmetlerinden kadın çalışmalarına pek çok faktörden etkilenmiştir. aile planlaması yöntem kullanımı, kadınlar ve erkekler için önemli bir karardır ve çoğu kez davranış değişikliği gerektirir. yaşam dinamikleri ve yaşamdan beklentilerin değişimine rağmen bu koşulların davranışa dönüşmesi zaman almaktadır.

tap vakfı, 80’li yıllardaki bu değişim sürecinde aile planlaması kavramını ve aile planlaması yöntem kullanımını geniş kitlelere tanıtmak üzere çalışmalar yapmıştır.

gelişen projeler ve değişim süreci (1990 – 2000)

1990 ların ortalarında birey başına gelirin 2800 dolara geldiği, tarımda çalışanların yüzde 50 lerde olduğu, bu sektörün milli gelire katkısının yüzde 16 ya indiği görülüyor. bu da sanayi ve hizmetler kesimindeki nispi büyümenin önemini kanıtlıyor.

ülkemizde toplam doğurganlığın son 25 yıl içinde sürekli bir azalma gösterdiğini biliyoruz. 1993 yılı türkiye nüfus ve sağlık araştırması (tnsa) doğurganlık düzeyini 2.6 olarak saptamıştır. yine aynı araştırma bulguları, ailelerin bildirdikleri ideal çocuk sayısını 2.4 olarak vermektedir. doğurganlık hızındaki bu azalışın kır-kent, eğitim düzeyi ve bölgesel yerleşimler gibi değişkenlere bağlı olarak önemli farklılıklar gösterdiğini biliyoruz. benzer bir eğilim ideal çocuk sayıları için de geçerlidir.

doğurganlığın azalması eğilimi, beraberinde ailelerin çocuk sahibi olma konusunda daha planlı ve bilinçli hareket etmelerini getirmiştir. 1963 yılında yapılan ilk kapsamlı çalışma ailelerin dörtte birinden daha azının ( sağlık ve sosyal yardım bakanlığı araştırması, 1963) bu konuda bir önlem aldığını göstermektedir. 1980’li yıllara gelindiğinde bu oran yüzde 60’lara yükselmiştir. 1983 tnsa araştırması verileri; modern yöntem kullanımını yüzde 27, geleneksel yöntem kullanımını ise yüzde 34 olarak saptamıştır. bu dönem aile planlaması konusunda yalnızca yasal çerçevenin yeniden düzenlendiği değil ama aynı zamanda hizmetlerin de yaygınlaştığı ve kurumsallaştığı bir dönemdir.

1990’lı yıllara gelindiğinde aile planlaması kavramı ve yöntemleri yüksek bilinirlik düzeylerine ulaşmıştır. 1989 tnsa araştırması aile planlaması yöntemleri konusunda bilinç düzeyini yüzde 98 olarak göstermektedir. modern yöntemleri kullanan ailelerin oranı yüzde 38’e yükselmiştir. ancak yöntemlerin yaygın bilinirlik oranlarına karşın, bu bilginin niteliğine ilişkin önemli eksikler vardır. bu nedenle yöntem kullanım süreçleri olumsuz etkilenmektedir. modern yöntemlerin kullanımına ilişkin dinamikler araştırıldığında, geleneksel bilgi kaynaklarının önyargı ve yanlış bilgileri pekiştirdiği, bilgilendirme ve danışmanlık hizmetlerindeki kısıtlılıkların ailelerin doğru davranışlar geliştirmelerini engellediği görülür.

sosyal pazarlama programları, çok sayıda gelişmekte olan ülkede uygulanan ve özel sektörün kamu yararına geliştirilen programlara katılmasını sağlayan bir modeldir. bu programlar ile kamu yararına ürünlerin ve kavramların tanıtımı, pazarlama ve yaygın kullanımı amaçlanmaktadır. aile planlaması yöntem kullanımı konusunda bilgi eksikliklerini ve yanlış yaklaşımları değiştirmek ve kullanım oranlarını yükseltmek için bu model ülkemizde de etkin bir biçimde uygulanmıştır.

aile planlaması ve yöntem kullanımı konusunda kamu sektörü, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları tarafından gösterilen tüm çabalara karşın karşılanamayan bir aile planlaması hizmet ihtiyacı vardır. doğurganlığını tamamlayan ve artık daha fazla çocuk istemeyen ailelerin oranı 1990’lı yıllardan başlayarak yüzde 70’ler civarındadır. buna karşılık etkin yöntem kullanımın bu oranlara ulaşamaması ve giderek azalmakla birlikte 80’li ve 90’lı yıllarda isteyerek düşük yapma oranlarının yüksek oluşu bu ihtiyacı göstermektedir.

aile planlaması yöntemlerinin sosyal pazarlama ile daha geniş kitlelere ulaştırılması, benzer bir yaklaşımın hizmet sektörü içinde de kullanılabileceğini düşündürmüştür. sosyal pazarlama programlarından, bir hizmet ağının etkin ve yaygın kullanımı için yararlanılabilir. özel sağlık sektöründe aile planlaması hizmet sunumunda da bu modelin uygulanmasına yönelik bir adım atılmıştır.

göçlere bağlı olarak büyük kentlerde yaşanan gecekondulaşma olgusu 1980’li yıllardan başlayarak nitelik değiştirmiş, gecekondular artık mekansal olarak da kent içinde kalan, çok katlı yapılar olarak gelişen yerleşimlere dönüşmüştür. bu alanlardaki yaşam kalitesi sadece alt yapı sorunlarıyla değil ama aynı zamanda sağlık, eğitim, sosyal hizmetler gibi alanlarda da kısıtlanmaktadır. yerel yönetimlerin bu sorunları çözme konusundaki çabalarının yanı sıra sivil toplum kuruluşları da farklı sorun alanlarının çözümüne destek olmak amacıyla 1980’li yıllardan başlayarak bu bölgelerde çalışmalarını yoğunlaştırmıştır.

ülkemizdeki sosyal değişim, yalnızca kentsel alanlarda değil, aynı ivmede olmasa da kırsal alanda da hızlı yaşanmış, bilginin yaygın paylaşımı, yeni iletişim teknolojileri ve hızla etkisini artıran kitle iletişim araçları tüm toplumsal kesimleri etkilemiştir. değişen yaşam beklentileri aile yapılarını, evlilik yaşını, istenen çocuk sayısını, doğurganlık tercihlerini de biçimlendirmektedir. ancak doğurganlığın düzenlenmesi konusundaki tutum ve davranışları belirleyen faktörlerin arasında, gelenekler, değerler, alışkanlıklar ve inançlar da yer almaktadır. toplumsal değişimin hızlı olduğu dönemlerde, yaşamın bu boyutu da sık sık gündeme gelmekte ve tartışma platformları oluşturmaktadır.

aile planlaması uzun yıllar kadınların sorumluluğu olan bir alan olarak algılanmıştır. aile planlaması yöntemlerinin çeşitliliğinden hizmet sunumuna ağırlıklı olarak kadınlar için örgütlenen bir alan olma niteliğini korumuştur. ülkemizde de benzer bir algılamanın egemenliğine karşın, erkeklerin de bu alanda sadece karar verici olarak değil ama katılımcı bir aktör olarak da var olmaya çalıştıklarını görürüz. gerek geleneksel bir yöntem olan geri çekme yönteminin uzun yıllardır yaygın olarak kullanımı, gerekse yıllar içinde artan kondom kullanımı bu yaklaşımın göstergeleridir.

1994 yılında kahire’de gerçekleştirilen nüfus ve kalkınma konferansı eylem planı ana maddelerinden biri erkek katılımının önemini vurgular. aile planlaması yöntem kullanımında erkeğin katılımı ve sorumluluk paylaşımı arttırılmaya çalışılacaktır. tap vakfı, uyguladığı pek çok projede erkek ve kadınların eşit olarak yer almasına çalışmıştır. bunun yanında ülke düzeyinde erkeklerin bu sürece katılımını desteklemek amacıyla, erkeklerin hedef grup olarak tanımlandığı yaygın bir proje gerçekleştirilir.

1990’lı yıllara damgasını vuran en önemli değişim aile planlaması olgusunun üreme sağlığı kavramı içinde yeniden değerlendirilmesidir. bu değişim nüfus artış hızından ve sağlık koşullarına pek çok dinamiğin artık sürdürülebilir kalkınma kavramı altında yeniden tanımlanması ile yakından ilişkilidir. 1994 kahire konferansı, çalışma alanımıza getirdiği yeni perspektif ile kamu sektöründen sivil topluma, yeniden tanımlanan ilkeler ve hedefler ve yeni eylem planları ile çalışma yolunu açmıştır.

sürdürülebilir kalkınma kapsamındaki bu yeni paradigma, nüfus politikaları alanında odak noktasına toplumsal cinsiyet ve kadın haklarına da vurgu yaparak üreme haklarını ve cinsel hakları yerleştirdi. haklara dayalı bu perspektif ışığında, aile planlaması program yaklaşımı yerini daha bütüncül bir yaklaşıma, üreme sağlığı ve üreme haklarına dayalı politika ve programlara bırakıyordu. toplumsal cinsiyet kavramına dayalı yaklaşım, kadın eşitliğine duyarlı bir şekilde, kadının ve erkeğin üreme sağlığı ihtiyaçlarını toplumsal konumları içinde değerlendiriyordu. kadınların eşit olmayan toplumsal konumları ve kaynaklara ulaşma konusundaki olumsuz koşulları, üreme haklarını yaşama geçirebilmeleri için çok daha geniş bir toplumsal zeminde desteklenmelerini zorunlu kılıyordu.

1994 sonrasında üreme sağlığı yaklaşımı kapsamında; cinsel eğitim, güvenli annelik, üreme sağlığı riskleri, doğurganlığın düzenlenmesi, cinsel sağlık ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar eylem planları içinde yer almıştı. bu programlarda yer alan hedef ve amaçlara ulaşabilmek için bireyselden uluslar arasına kadar kamuoyunun daha fazla bilgi, anlayış ve kararlılık sahibi olması gerekiyordu. bu yüzden ülkemizde de tüm hedef gruplar içerisinde, nüfus ve sürdürülebilir kalkınma, üreme hakları ve cinsel haklar konularında bilgi, eğitim ve iletişim etkinlikleri güçlendirilmeliydi.

bireylerin, ailelerin, toplumların ve özellikle yeterinde hizmet alamayan grupların, yaşam kalitelerini yükseltmek ve üreme sağlığı gereksinimlerini karşılamak için politikaların oluşturulması ve hayata geçirilmesi savunuculuk/destek oluşturma faaliyetlerini gerekli kılıyordu. kitle iletişim araçları, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kamuoyu oluşturmak ve karar vericilere ulaşmak için etkin mecralardan biridir. bu nedenle medya çalışanlarını hedef alan programlar üreme sağlığı alanında etkin bir savunucuk çalışmasının ilk adımları olarak değerlendirilmelidir.

ülkemizde eğitim, her zaman önemi vurgulanan ve politik olarak desteklenen bir kavram olmasına karşılık hızlı nüfus artışı sürecinde toplumun eğitim gereksinimleri karşılanamamış ve okur-yazarlık düzeyinden ortalama eğitim süresine kadar çok sayıda gösterge dünya ortalamalarının arkasında kalmıştır. oysa eğitim, sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurudur; demografik, ekonomik ve sosyal unsurlarla olan bağlantısı nedeniyle refahın artmasını sağlayan bir faktördür. doğurganlık, hastalık ve ölüm oranlarının azaltılması, kadınların güç kazanması, çalışan nüfusun niteliğinin iyileştirilmesi ve gerçek demokrasinin kurulması büyük ölçüde eğitimle olur.

1997 yılında başlatılan 8 yıllık zorunlu temel eğitim uygulaması sadece bireylerin bilgi, beceri ve yeteneklerinin gelişimini değil ama aynı zamanda topluma daha fazla katkıda bulunma amacını gütmektedir. öte yandan bu adımın evlilik yaşının yükselmesi ve kadının güçlenmesine katkıları da vurgulanmalıdır. örgün eğitimin yanı sıra yaygın eğitimde yapılan çalışmalarla eğitim eksikliklerimiz tamamlanmaya çalışılmaktadır. sivil toplum kuruluşları yaygın eğitim alanında giderek daha çok programla, okur-yazarlıktan meslek eğitimine uzanan bir alanda çaba göstermektedir. yaygın eğitim alanında önemli bir misyon yüklenen halk eğitim merkezleri
programlarına üreme sağlığı konularının katılması hedef gruplara ulaşmak için etkin bir yöntemdir.

1999 yılında yaşanan deprem, ülkemizin doğal afetler karşısında ne denli hazırlıksız ve donanımsız olduğunu göstermiştir. deprem sonrası, sivil toplum kuruluşlarının hemen her alanda gösterdikleri çabalarla atılan olumlu adımlar, toplumun sivil toplum kuruluşlarından beklentisini arttırmıştır. artık sivil toplum kuruluşları kurumsallaşmadan sürdürülebilirliğe, her alanda daha yetkin olmak durumundadır.

2000’li yillar

2000’li yıllara gelindiğinde ekonomik ve sosyal alandaki değişimin ivme kazandığı görülmektedir.
2005 yılında birey başına gelirin bugünkü fiyatlarla 4500 doları aştığını görüyoruz. bir ekonomik faaliyet alanı olarak tarımın nispi önemi ciddi olarak azalırken, bu alanda çalışanlar hala daha toplumun yüzde 35 ini oluşturmaktadır. en büyük dinamizmi gösteren sektör ise hizmetler kesimidir.

2000’li yıllarda çalışma alanımıza ilişkin en tanımlayıcı olgu, nüfus artış hızımızın düşmesine karşın hala nüfusu artmakta olan ülkemizde üreme sağlığı alanında eğitimden hizmet sunumuna desteklenmesi gereken alanlar ve karşılanması gereken ihtiyaçlardır. üreme sağlığı, ana-çocuk sağlığı ve cinsel sağlık koşullarını iyileştirmek amacıyla, tüm toplumun ve özellikle gençlerin ihtiyaçlarına cevap verilmesi gerekmektedir.

ergenlik çağındaki grubun üreme sağlığı ihtiyaçları sadece ülkemizde değil bütün dünyada ihmal edilmiştir. toplumların sorumluluğu, güvenilir kararlar almaları için gereken olgunluk düzeylerine gelmelerine yardımcı olacak bilgiyi gençlere vermek olmalıdır.

güneydoğuda belirginleşen üreme sağlığı hizmet açıkları ve altyapının geliştirilme ihtiyacı, vakfın çabalarını daha çok bu bölgede yoğunlaşmasını gerektirdi. batman devlet hastanesine ek bina yapımı ve yeni bir sağlık ocağının hizmete girişi bu dönemde gerçekleşti. hizmetleri geliştirmeye ve yaygınlaştırmaya yönelik bir başka çalışma da şırnak ilinde gerçekleştirildi.

insanların ruhsal ve bedensel sağlığının büyük oranda cinsel yaşamlarına bağlı olduğu düşüncesi son yüzyılda ortaya çıkan ve giderek daha fazla kabul gören bir olgudur. gelişmiş toplumlarda, cinsel sorunları olan insanlar, sorunu oluruna bırakmaktan ziyade, psikolojik ve tıbbi danışma, ilaç kullanımı, psikoterapi, cinsel sorunların tartışılması gibi yollar kullanmaktalar. yapılan araştırmalar, ülkemizde halkın büyük çoğunluğunun cinselliği hala tabu olarak kabul ettiğini ve cinsellikle ilgili yaşanan sorunları çok fazla paylaşamadıklarını göstermektedir. ancak yeni kuşaklar, cinselliği öğrenme, tartışma ve paylaşma konusunda daha farklı tutum ve davranışları benimsemekte, bu konuda daha aktif ve etkin tavırlar almaktadır.

ülkemizde analığa ilişkin sorunlar hala ciddiyetini korumaktadır. her yıl yaklaşık 1200 kadın analığa bağlı nedenlerle yaşamını kaybetmekte, daha büyük bir bölümü sakat kalmaktadır. beş kadından biri doğum öncesi hiç bakım almamakta, yine beş gebeden biri de sağlık personeli olmadan doğum yapmaktadır. ülkemizde kadınların temel sağlık kaynaklarına ulaşabilirliği, bunları kullanımları, kendi sağlıklarını koruma ve sürdürme olanakları farklıdır. bu eşitsizlikler sağlık politikaları ve programların düzenlenmesinde çoğu kez kadınlar arasındaki sosyoekonomik-kültürel eşitsizlikler, kendi sağlıkları konusunda özerklikten yoksun olmaları ve diğer farklılıklardan kaynaklanmaktadır.

güvenli annelik hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olan eğitim, iletişim ve danışmanlık hizmetleriyle gebe ve ailesinin bilinçlendirmesi, böylece düzenli doğum öncesi kontrollere gitmesi ve öz bakımının geliştirilmesi sağlanabilir.

2000’li yıllara damgasını vuran en önemli toplumsal olgulardan biri de, ülkemizin avrupa birliği üyesi olma yolundaki çabalarıdır. bu süreçte ülkemizin yaşadığı dinamikleri ve sosyal değişimi tartışmak ve bilgiyi paylaşmak hem türkiye hem de ab ülkeleri için önemlidir. türkiye’nin genç ve kalabalık nüfusunun ab ülkelerini rahatsız ettiği savına karşılık, avrupa’da nüfusun yaşlanması ve iş gücü ihtiyacının ortaya çıkacağı gündeme getirilmektedir. serbest dolaşımın avrupa için bir tehdit unsuru olabileceği varsayımın karşısında, avrupa’daki pek çok işçi ve ailesinin gerekli ekonomik şartları hazırladıktan sonra ülkesine dönmekte olduğu ve yeni üye ülke deneyimlerinin de hızlı bir göç yaşanacağı ihtimalini çürüttüğü söylenmektedir.

tap vakfı, en önemli tartışma alanlarından biri olan nüfus ve göç konusuna ışık tutacak verileri ortaya koymak üzere uluslararası bir konferans düzenlemiştir.

yerel yönetimler her zaman halkın öncelikli ihtiyaçlarına çözüm üretme konusunda çaba harcayan bir grup olmuştur. kentsel dinamikler öncelikleri daha ziyade altyapı, çevre ve temizlik sorunları ile belirlerken, son yıllarda yerel yönetimlerin giderek daha fazla sağlık, eğitim ve kültürel alanlara girdiğini görüyoruz. ülkenin gündemindeki kamu reformu tartışmaları da yerel yönetimlerinin bu rolünü pekiştirmekte, örneğin sağlık konusunda koruyucu sağlık hizmetlerine yönelik alanlarda yerel yönetimlerden beklentiler artmaktadır.

yerel yönetimler öncelikli bir ihtiyaç alanı olan sağlık hizmet sunumuna girerken; uzun vadeli, stratejik ve kapsamlı bir yaklaşımdan çoğunlukla yoksundur. politik bir yatırım olarak başlatılan sosyal, eğitsel ve sağlığa yönelik çalışmalar yerel halkın temel sorunlarını çözmeye yönelik, yapısal değişimleri destekleyici ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri ile uyumlu daha bütünsel ve verimli bir düzleme taşınabilir. bu konuda yerel yönetimlerin, araştırma verileri, politik analizler, yatırım planları ve benzeri araçlarla desteklenmesi gerekir.

genç nüfusun büyüklüğünü ve önemini vurgulamamıza karşın pek çok alanda gençlerin ihtiyaçlarını karşılayacak sosyal yapı ve örgütlenmeye sahip değiliz. günümüzde gençlerin giderek daha da küçülen yaşlarda cinsel deneyim yaşadıklarını, buna karşılık kişisel deneyimleri ve bilgi donanımları ile buna hazır olmadıklarını biliyoruz. gençlerin kendi cinselliklerini anlamaları, kendilerini istenmeyen gebeliklerden, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan ve bunu takip eden kısırlık riskinden korumalarına yardımcı olacak bilgi ve hizmetler onlara sunulmalı, ulaşılabilir olmalıdır.

gelecek adimlar :

yeni bir yüzyıla başladığımız 2000’li yıllarda, hızlı bir demografik değişimin sonunda çok genç bir nüfus yapısından artık yaşlanma potansiyeli olan bir toplumsal yapıya doğru yol alacağız. gelecek otuz yıl içinde 0-14 yaş nüfus grubumuz uzun yıllardan sonra istikrar kazanarak dengelenecek ekonomik olarak üretken sayılan 20-54 yaş grubu hızla büyüyerek neredeyse iki katına ulaşacak. günümüzde sayısı 3.6 milyon olan yaşlı nüfus ise, 2030 yılında 10 milyon, 2050 yılında ise 15 milyonu bulacak. (tnsa- 2003)

avrupa birliğine katılım sürecinde, ülkemizin genç nüfus potansiyelini nitelikli insan kaynağı haline getirerek bir fırsat yaratması mümkün. ciddi boyutlarda yaşanan istihdam sorunu, kalkınma hızımızdan küresel rekabet koşullarına kadar pek çok faktörden etkilenmeye devam edecek. nüfus yapımıza uygun ekonomik ve sosyal politikaların geliştirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluk. yaşlı nüfusa ilişkin toplumsal politikaların, sağlıktan sosyal güvenlik sistemlerine geniş bir açılım içinde tartışılması ve geliştirilmesi için çalışmaya başlamak gerekiyor.

tap vakfı, önümüzdeki yıllarda da üreme sağlığı, ana-çocuk sağlığı ve cinsel sağlık koşullarını iyileştirerek, bireylerin özellikle gençlerin, ailelerin ve toplumun yaşam kalitesini yükseltmek ve kadınların aile içinde ve toplumda sosyal statülerini geliştirmek için faaliyetlerini sürdürecek. programlarımızı geliştirirken üreme sağlığı çerçevesi içinde ancak daha genel bir perspektifi de değerlendirerek; demografik dönüşüm, gençlik ve kadın politikaları, göç dinamikleri gibi ilişkili konuları daha yoğun bir biçimde dikkate alacağız. uluslar arası platformlarda tanımlanan ve ülkemizin imzalayarak onayladığı hedefler ve stratejiler çalışmalarımızda önemli olmaya devam edecek.

toplumun üreme sağlığı, aile planlaması, güvenli annelik, cinsel sağlık, cinsel eğitim ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığı konusunda bilgi ve bilinç düzeyini yükseltmek ve bireylerin bu alandaki haklarını kullanmaları için destek sağlamak çalışmalarımızın temel hedefleridir. geliştireceğimiz projelerle, tüm toplumsal kesimlerin üreme sağlığı ve cinsel sağlık hizmetlerinden yararlanmasını, hizmet kalitesinin yükselmesini, üreme sağlığı göstergelerini iyileştirmeyi, yaşlı nüfusun gereksinimlerini gündeme getirmeyi ve sosyal gruplar /bölgeler arasındaki farkları en aza indirmeyi amaçlıyoruz.

aile planlaması danışmanlığı ve hizmetlerini daha nitelikli kılarak yaygınlaştırmak, gebeliği önleyici yöntem kullanımını ve erişimini arttırmak ve istenmeyen gebelikleri önlemek bu amaca yönelik saha çalışmalarını getirmektedir. anne-çocuk sağlığı düzeyini yükseltmek ve güvenli anneliği sağlamak, bilinç düzeyinin yükseltilmesinden , hizmetlerin niteliğine ve ulaşılabilirliğine kadar geniş bir alanı kapsamaktadır. cinsel sağlık sorunlarının görünürlüğünü ve farkındalığını arttırarak bu alandaki çalışmaları yaygınlaştırmak ve bireylerin sağlıklı ve doyumlu bir cinsel yaşama ulaşmasını sağlamak genç nüfusumuzu da kapsayan önemli çalışma alanları olarak önümüzde durmaktadır.

uyguladığımız programlar ile aynı zamanda sektörler ve kurumlar arası işbirliğini geliştirmeye ve işbirliği ağlarının bir parçası olmaya çalışıyoruz. bir sivil toplum kuruluşu olarak, uzmanlık ve kurumsallaşma düzeyimizi yükseltmenin bu amaçlara ulaşmak için önemli koşullardan biri olduğunu unutmadan çalışmalarımıza devam edeceğiz.


kaynak:http://www.tapv.org.tr

istanbul kültür sanat vakfı

igor
istanbul kültür sanat vakfı (iksv), kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olarak istanbul’da uluslararası sanat festivalleri düzenlemek amacıyla 1973 yılında dr. nejat f. eczacıbaşı önderliğindeki 14 işadamı tarafından kuruldu.

vakfın birincil hedefi kültür ve sanat çalışmalarının en seçkin örneklerini sunmak ve aynı zamanda sanat yoluyla uluslararası bir platform oluşturarak türkiye’nin ulusal, kültürel ve sanatsal değerlerini tanıtmaktı.

türkiye cumhuriyeti’nin kuruluşunun 50. yıldönümü olan 1973 yılında düzenlenen ilk istanbul festivali, bir buçuk aylık bir döneme yayılıyor ve programında çoğunlukla klasik müziğe yer veriyordu. bir süre sonra festival kapsamında diğer sanat dallarına da yer verilmeye başlandı. film gösterimleri, tiyatro, caz, bale performansları ve tarihi mekânlarda gerçekleştirilen sergiler de programda yer aldı. izleyicilerin giderek artan ilgisi sonucu farklı sanat disiplinlerine ait etkinlikler, zaman içinde gelişerek ayrı festivaller olarak yapılandılar.

film günleri 1989 yılında uluslararası istanbul film festivali adını aldı; 1987 yılı uluslararası istanbul bienali’nin başlangıcıydı. 1989’da başlayan uluslararası istanbul tiyatro festivali’ni 1994’te uluslararası istanbul caz festivali izledi ve aynı yıl uluslararası istanbul festivali’nin adı uluslararası istanbul müzik festivali olarak değiştirildi.

vakfın kuruluşunun 30. yılında kültürel mirasın korunması ve sanatın ilerlemesine olanak sağlamak üzere bir sosyal sorumluluk projesi olarak istanbul dostları adında bir üyelik programı oluşturuldu. bugün istanbul kültür sanat dostları (iksd) adıyla sürdürülen program, sanatseverleri çatısı altında bir araya getirirken üyelerine de istanbul festivallerinde birçok ayrıcalık ve öncelik sağlıyor.

iksv 30. yılında farklı projelerle etkinliklerini yıl içine yayma kararı aldı. istanbul festivallerinin yanı sıra düzenlenen bu etkinliklerden filmekimi 2002, phonem by miller ile minifest ise 2003 yılından bu yana gerçekleşiyor. iksv, iki yılda bir tekrarlanan ve 2006 yılında dördüncüsü gerçekleştirilen leyla gencer şan yarışması’nı da bu tarihten itibaren düzenlemeye başladı.

vakıf, 2004 yılında etkinliklerinin menzilini artırarak, doğu ile batı arasındaki anlayış, diyalog ve etkileşim platformunun güçlenmesi adına yurtdışı projelerine başladı. bu doğrultuda avrupa’nın belli başlı kentlerinde festivaller düzenlendi. 2004 yılında "şimdi now" ile berlin’de başlayan ve 2005’te "şimdi stuttgart"la, 2007’de “turkey now” başlığı altında amsterdam ve rotterdam’da devam eden yolculuğun 2008’deki yeni durağı rusya ve hollanda, 2009’da ise viyana olacak. iksv ayrıca venedik bienali türkiye pavyonu’nu da 2007’den itibaren düzenlemeye başladı.

iksv 2007’de, türkiye’nin kültür ve sanat hayatının vazgeçilmez parçaları olan festivallerini, etkinliklerini ve bunların yanı sıra yepyeni girişimlerini 35. yılını kutlamanın coşkusuyla gerçekleştirdi. bu kutlamaların en büyüğü kapsamında ünlü koreograf maurice béjart 80. yaşında istanbul’a davet edildi. mevlana’nın doğumunun 800. yılı sebebiyle béjart ve grubu béjart ballet lausanne "best of béjart & rumi" adıyla özel bir gösteri sergiledi. bu anlamlı organizasyon, maurice béjart’ı ölümünden kısa bir süre önce istanbul’da ağarlamamıza vesile olmasıyla da iksv için büyük önem taşıyor.

2008 yılı ise iksv için bir dönüm noktası olacak. istanbul kültür sanat vakfı, 12 yıldır çalışmalarını sürdürdüğü beyoğlu’ndaki luvr apartmanı’ndan, istanbul’un bir başka tarihi binasına; galata semtindeki deniz palas’a taşınacak.

kaynak:http://www.iksv.org/tarihce.asp?ms=1|1

matematik vakfı

igor
vakfin amaci, orta dogu teknik üniversitesi (odtü) öncelikle olmak üzere, ülkemiz üniversitelerindeki lisans ve yüksek lisans ögretiminin düzeyini yükseltmek, arastirma etkinliklerinin canlandirilmasina yardimci olmak ve böylece ülkemizin bilimde, özellikle matematik dalinda, evrensel nitelikli etkinliklerde yer almasini ve bu yeri korumasini saglamaya olanaklar ölçüsünde katkida bulunmaktir.

vakif amaci dogrultusunda gerektiginde, yetkili mercilerden izin almak koşuluyla asagidaki etkinliklerde bulunur.

1. lisans ve yüksek lisans derslerinde okutulacak ya da yararlanilacak kitaplarin yazilmasini ve/veya çevrilmesini saglamak ayrica bunlarin bilimsel seçim, inceleme, dizgi, baski, dagitim ve tanitimini yapmak,

2. ülkemiz üniversitelerindeki kütüphanelerin özellikle matematik kitap ve dergileri yönünden zenginlestirilmesine yardimci olmak, özelde, matematik kitap ve dergileri yönünden en zengin durumda bulunan odtü kütüphanesinin arastirmacilara yeterli düzeye ulastirilmasina katkida bulunmak,

3. odtü matematik bölümü öncelikli olmak üzere çesitli üniversitelerimizdeki matematik bölümlerinin çagdas teknolojiden yararlanmasini saglayacak araç ve gereçlerin teminine yardimci olmak ve belli merkezlerde olusacak teknolojik birikimlerle yeni açilan üniversitelerin düzeyli matematik ögretimi vermesine yardimci olmak,

4. yurt içi öncelikli olmak üzere yurt içinde ya da yurt disinda matematik dalinda düzenlenecek çalisma grubu (workshop), seminer, sempozyum, yaz okulu, konferans vb. etkinliklere maddi katkida bulunmak,

5. yüksek düzeyli çalismalar öncelikli olmak üzere lisans, lisansüstü, doktora ve doktora sonrasi çalismalara maddi destek saglamak. matematik çalismalarini özendirici ödüller vermek,

6. matematik dalindakiler öncelikli olmak üzere düsünsel etkinliklerin halka yayilmasini ve böylece saglam bir tabana oturmasini saglamak için popüler nitelikli matematikle ilgili kitap, dergi, vb. yayinlari olusturmak, çevirmek ya da uyarlamak.

kaynak:http://www.math.metu.edu.tr/math_foun/yasa.html

çocuk vakfı

igor
çocuk vakfı, 23 aralık 1990 tarihinde kuruldu. her doğan çocuğun güzel bir dünyada yaşama hakkına sahip olduğu düşüncesini benimsemek çocuk vakfı’nın varoluş gerekçesidir. çocuk vakfı, bu amacı esas felsefesi olarak benimseyen çocuk akademisyenleri ve çocuk entellektüellerinin öncülüğünde, dünyada çocuk ve yetişkinlerin küresel bir kuşatma ortamında benzer sorunları yaşadıkları gerçeğinden hareketle medeniyet merkezli yeni bir çocuk paradigmasının temellendirilmesi yönündeki çalışmalarını sürdürüyor. çocukların kardeşliği inancından hareketle bütün çocuklar arasında eğitim, sağlık ve hukuk alanlarında eşitliğin sağlanması; risk altındaki çocukların durumunu iyileştirici projelerin gündeme getirilerek uygulanabilmesi; ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan çocukların gelişmelerini sağlayıcı yeni stratejilerin geliştirilmesi; çocuk hakları sözleşmesi’nin ana kriterleri olan çocuğun yaşama ve gelişme hakkının korunması, çocuğa karşı her tür ayrımcılığın önlenmesi, çocuğun öncelikli yararının gözetilmesi ve çocuğun görüşünün alınması (katılım) ilkelerinin eksiksiz hayata geçirilmesi ve türkiye çocuk acil eylem planı çerçevesinde toplumsal çocukluk projesinin hazırlanmasına yönelik çocuk merkezli çalışmalar çocuk vakfı’nın yoğunlaştığı ilgi alanlarıdır.

kaynak:http://www.cocukvakfi.org.tr/

iktisadi kalkinma vakfı

igor
iktisadi kalkınma vakfı (ikv), avrupa birliği (ab) ve türkiye-ab ilişkilerindeki gelişmeler hakkında türk iş dünyası ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla 1965 yılında istanbul ticaret odası ve istanbul sanayi odası’nın ortak girişimiyle kurulmuştur. kuruluşundan bu yana düzenlediği seminerler, konferanslar, paneller; yayımladığı araştırmalar; yurtiçinde ve yurtdışında gerçekleştirdiği tanıtım faaliyetleri; yerli ve yabancı kuruluşlarla sürdürdüğü yakın işbirliği ile ikv, ülkemizde olduğu kadar ab nezdinde de ab ve türkiye-ab ilişkileri konularında saygın ve etkili bir ihtisas kuruluşu haline gelmiştir.

ikv, türkiye-ab ilişkilerindeki gelişmelere paralel olarak zaman içerisinde faaliyet alanını genişletmiş, mütevelli kurum ve vakıf destekçilerinin sayısını artırmıştır. aralık 1999 tarihinde helsinki’de düzenlenen zirve toplantısı’nda türkiye’nin ab üyeliğine aday bir ülke olduğunun teyidi ile birlikte ikv, faaliyetlerini üyelik sürecinin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak yoğunlaştırmış; türk iş dünyasının temsilci kuruluşlarından aldığı destekle, türkiye-ab ilişkileri ile ilgili konularda özel sektörün ab ve kamu ile ilişkilerindeki koordinasyon görevini de üstlenmiştir.

17 aralık 2004 tarihinde 25 ab üyesi ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının türkiye ile 3 ekim 2005 tarihinde katılım müzakerelerinin açılması kararını almasıyla cumhuriyet tarihinin en önemli projesi olan ab üyeliği yolunda önemli bir aşama katedilmiş; ülkemiz yeni ve zorlu bir sürece girmiştir.

bu önemli süreçte, ikv’nin çalışmaları başta müzakere sürecine hazırlık olmak üzere avrupa birliği ve türkiye-ab ilişkilerinin gündemini oluşturan konular çerçevesinde kamuoyunu bilgilendirmeye, iş dünyasının ve sivil toplum kuruluşlarının sürece en aktif şekilde katılımını sağlamaya ve dış tanıtıma odaklanmaktadır.

türkiye’nin avrupa birliği üyeliği toplumsal bir projedir. bu projenin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesinde kamu kurum ve kuruluşlarından özel sektör temsilcilerine, sivil toplum kuruluşlarından üniversiteler ve medya temsilcilerine kadar toplumun tüm kesimlerine görev düşmektedir. kuruluşundan bu yana, hiçbir konjonktürel dalgalanmadan etkilenmeden ab üyeliği hedefi doğrultusundaki faaliyetlerini kararlılıkla ve aralıksız sürdüren ikv aynı kararlılık ve gayretle araştırma, bilgilendirme, tanıtım, eğitim ve koordinasyon çalışmalarını sürdürmeye ve üyelik sürecinin hızlandırılması ve hedefe bir an önce ulaşılmasına aktif bir şekilde destek vermeye devam edecektir.

hedefler;

türkiye’nin ekonomik ve sosyal kalkınmasına katkıda bulunmak;
türkiye’nin diğer ülkelerle, ekonomik gruplaşmalarla ve özellikle avrupa birliği ile olan ilişkilerini geliştirmek için gerekli çalışmaları yapmak;
türk kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla seminerler, konferanslar, paneller ve benzeri toplantılar düzenlemek; ikv’nin hazırladığı veya uzman kuruluşlara hazırlattığı çalışmaları yayınlamak;
yurtiçinde ve yurtdışında iş dünyası içerisindeki işbirliği ve eşgüdümü sağlamak;
ilgili tüm kamu ve özel sektör kuruluşlarıyla işbirliği ve bilgi alışverişi sağlayarak türkiye-ab ilişkilerine ilişkin temel görüşleri oluşturmak;
ab’deki gelişmeleri sürekli takip etmek, bunların türkiye’ye etkilerini araştırıp değerlendirerek kamuoyunu bilgilendirmek;
yurtdışında türkiye’nin tanıtımını yapmak.
faaliyetler;

ab ve türkiye-ab ilişkileri konularında başta türk özel sektörü ve iş dünyası olmak üzere kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik seminerler, konferanslar, paneller düzenlemek;
kapsamlı araştırmalar ve yayınlar hazırlamak;
türkiye-ab bütünleşme sürecine katkıda bulunacak projeleri gerçekleştirmek;
çeşitli yerli ve yabancı kişi ve kuruluşlarla yakın işbirliği ile ab nezdinde türkiye’nin; türk özel sektörü ve kamuoyu nezdinde de ab’nin tanıtım görevini yürütmek.
araştırma-yayın ab ve türkiye-ab ilişkilerinin tüm alanlarında güncel konularda araştırmalar yapan ikv’nin kuruluşundan bu yana yayınladığı araştırma sayısı 550’e yaklaşmıştır. çeşitli ab politikaları, bu politikaların türkiye üzerindeki etkileri ve ülkemizin uyum durumu, gümrük birliği ve türkiye-ab ortaklık ilişkisinin diğer yönleri ile ilgili konularda gerçekleştirilen araştırmalarımız arasında son dönemde yayımlanmış olanlardan bazıları şu şekildedir: “ab müktesebatı ve türkiye’nin uyumu dizisi, “ab ve türkiye-ab ilişkileri temel kavramlar rehberi”, “ab tam üyeliğinin türkiye vatandaşlarına sağlayacağı faydalar”, “15 soruda 15 ab politikası”, “ab ve türkiye-ab ilişkileri hakkında doğru bilinen yanlışlar”, “gümrük birliği’nin türkiye ekonomisi’ne etkileri”, “türkiye’ye yönelik avrupa birliği fonları ve kullanım şekilleri”, “türkiye’nin katıldığı avrupa topluluğu programları”, “avrupa birliği ile katılım müzakereleri rehberi”, “kopenhag ekonomik kriterleri ve türkiye”. bu yayınların yanı sıra:
bülten: 1994 yılından bu yana on beş günde bir yayımlanmakta olan ikv bülteni, türkiye-ab ilişkileri ve ab’nin gündemini oluşturan önemli konular hakkında özel sektör ile kamuoyunu düzenli olarak bilgilendirmeyi amaçlamaktadır.
e-bülten: 2005 yılı itibariyle on beş günlük ikv bülteninin yanı sıra haftalık bir elektronik bülten yayımlanmaya başlanmıştır. e-bülten her hafta, ikv veri tabanında yer alan 8000 abonenin e-posta adreslerine gönderilmektedir.
almanak: 2003 yılından itibaren bir yıl boyunca ab’de ve türkiye-ab ilişkilerinde yaşanan gelişmeleri içeren, kronolojik bir yöntemle hazırlanan ve görsel malzemelerle desteklenen bir almanak her yıl sonunda yayımlanmaktadır.

projeler:

firmalar-arası işbirliklerini geliştirmeye yönelik projeler ikv ab komisyonu desteği ve işbirliği ile, ticari, teknik, mali, ar-ge gibi birçok alanda kobi’ler arası işbirliği olanakları geliştirmeye yönelik çeşitli programların türkiye temsilciliğini üstlenmiştir (europartenariat, europartner, medpartenariat, enterprise, business partnerships, vb.) ikv, söz konusu programlarda 80 ülke içinde 5 yıl ard arda en başarılı “ulusal temsilci” seçilen tek kurumdur.

eğitim ve bilgilendirme projeleri ikv, ab ile bütünleşmeyi tüm toplumun bilinçli katkısı ve desteğini gerektiren toplumsal bir proje olarak algılamaktadır. bu çerçevede, ab konularındaki bilgi ve birikim eksikliği giderilerek toplumun süreçle daha fazla bütünleşmesi ve desteğinin artırılması amacıyla iş dünyası da dahil toplumun tüm kesimine yönelik eğitim ve bilgilendirme projelerine ağırlık verilmiştir. “katılım öncesi süreçte türkiye-ab seminerleri” ve “ab müktesebatının uygulanmasının türk iş dünyasına etkileri” bu çerçevede gerçekleştirilen en son projeler arasında yer almaktadır.

seminer, konferans ve paneller ikv, ab ve türkiye-ab ilişkileri gündemindeki konularda türkiye ve ab’den uzman ve yetkililerin katılımları ile türkiye ve çeşitli ab ülkelerinde kamuoyunu bilgilendirici seminer, konferans ve paneller düzenlemektedir.

temel görüş ve önerilerin geliştirilmesi ikv, ab ve türkiye-ab ilişkileri konularındaki gelişmeleri izleyerek, türk özel sektörü adına çeşitli görüş ve öneriler geliştirmektedir. ikv bu görüşlerin oluşturulmasında kamu ve özel sektörle sürekli diyalog ve bilgi alışverişi içerisinde hareket etmektedir. ikv, özellikle adaylık sürecinde hazırladığı ve hükümet’e sunduğu raporlar ve strateji önerileriyle süreç boyunca öncü bir rol üstlenmekte; tbmm’nin ab ve dış ilişkiler komisyonları başta olmak üzere çeşitli komisyonlarına, bakanlıkların üst düzey yetkililerine brifingler sunmakta; kamu kuruluşlarınca oluşturulan ihtisas kuruluşlarında yer almakta; gbok toplantılarında özel sektörün görüşlerini yansıtmaktadır.

koordinasyon, tanıtım ve lobi faaliyetleri

ikv brüksel ofisi aracılığıyla başta ab kurumları ve üye ülkelerin temsilcilikleri nezdinde olmak üzere, kapsamlı tanıtım faaliyetlerinde bulunmaktadır.

ab komisyonu ve avrupa parlamentosu’nun yanı sıra stk’lara, yabancı medya temsilcilerine türkiye’nin ab uyum sürecindeki çalışmalarını içeren düzenli bilgi akışını sağlamakta, üye ülkelerde düzenlenen toplantılara destek vermekte, konuşmacı olarak katılmakta, ab kurumları ve üye ülkelerin yetkilileri ile medya mensuplarını türkiye’ye davet ederek lobi çalışmaları yapmaktadır.

ikv, türk iş dünyasının temsilcisi kuruluşlardan aldığı destekle ab konularında, ab kurumları ve kamu kesimi ile ilişkilerde koordinasyon görevini üstlenmiştir. ikv bu çerçevede, başta, farklı kesimleri temsil eden 250 sivil toplum kuruluşunun katılımıyla ikv koordinasyonunda oluşturulan “türkiye platformu” üyeleri olmak üzere, ilgili kesimlerin katkılarıyla çok yönlü iletişim, tanıtım ve lobi kampanyaları yürütmektedir.

ikv üyesi olduğu; ab vatandaşlarını türkiye ve türkiye’nin üyeliğinin getirileri konusunda bilgilendirmek amaçlı bir ortak girişim olan ve dışişleri bakanlığı, avrupa birliği genel sekreterliği, türkiye odalar ve borsalar birliği, tüsiad ve ikv’den oluşan abig’in (avrupa birliği iletişim grubu) çalışmalarında aktif olarak yer almaktadır.

emanetçi kütüphane ikv kütüphanesi, türkiye’deki en eski ab kütüphanesi ve ab’nin ülkemizdeki tek emanetçi kütüphanesidir. ikv’nin yayımladığı araştırmaların yanı sıra, ab, oecd, birleşmiş milletler, dtö, unido, imf, efta gibi uluslararası kuruluşlar ve dpt, die, dtm gibi çeşitli kamu kuruluşları, odalar, ve ilgili diğer kuruluşların ab konularındaki çalışmaları ile istatistik ve periyodik yayınlar kütüphane bünyesinde yer almaktadır.

kaynak:http://www.ikv.org.tr/ikv.php
120 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol