(bkz: yeni zelanda)
yeni zelanda her yere o kadar uzaktir ki, dunya uzerinde insanlarin yerlestigi en son yerlerden birisidir. ulkenin pek cok bolgesinin, gunumuzun jet caginda bile bu kadar izole olmasi tum dunyayi ve hatta hemen yakinindaki avustralya’lilari bile saskina cevirir. sonuc olarak bazi yeni zelandalilarin hayatinda atalarinin on dokuzuncu yuzyilda (genellikle buyuk britanya’dan) gelmesinden bu yana onemli bir degisiklik olmamistir. mesela ciftciler koyunlarini hâlâ kopeklerle guder ve koylerde calisan postacilar yollari uzerindeki herkesi isimleriyle tanir. elbette yenilikler ve moda sayesinde bu basmakaliplardan pek cogu degismis ve el degmemis kirsal hayat artik yalnizca tatil koylerinde bulunan romantik bir hikaye olarak kalmistir. simdilerde yeni zelanda’yi ziyaret edenler gelisimin hem olumlu hem de olumsuz yanlarini gorur cunku daha az yenilik ama daha cok konfor bulur.
yirmi bes yil oncesine gore daha zayif olsa da koy havasini hâlâ hissedebilirsiniz. anadolu’da gorebileceginiz misafirperverlik ve sicak ilginin benzerini yeni zelanda’da bulursunuz. bu icten ilgi ve alaka yeni zelanda’yi bu kadar cekici kilar ve bu yuzden bazi yazarlar onun icin “kalan son utopya” demistir ama yeni zelanda’nin uzakligi cok sayida turist cekmesine maalesef halen engel olmaktadir.
neyse ki yeni zelanda’nin olaganustu dogal guzellikleri gibi bir kozu vardir. yanardaglar, buzullar, fiyortlar ve essiz nehirler olmasa da hicbir ziyaretci hayal kirikligina ugramaz. sivri ve engebeli yukseltileri goz alici yapan ozellik pek cogunun volkanik faaliyetlerle yakin zamanlarda degisiklige ugramasi ve gelecekte de degisecek olmasidir.
nufusu dort milyondan kucuk olan bu ulkeye 1999/2000 doneminde bir bucuk milyon turist gelmistir ve 2005 itibariyla bu sayinin ikiye katlamasi beklenmektedir. turizme yapilan guclu yatirimlar sonucunda luks otellerden kamp yerlerine, halkla iliskiler burolarindan muzelere, kayak merkezlerinden bungy-jumping merkezlerine cesitli tesislerin hem sayisi artmis hem de kalitesi yukselmistir. elbette, turizme bu kadar dayanan her ulke gibi yeni zelanda da kalabalik ve asiri gelismislik yuzunden bir gun “bozulmus” kabul edilecektir ancak o gun henuz cok uzaktadir. modern toplumun baskilarinin yeni zelanda’nin tabiati ve ruhu uzerindeki zayif etkisi, yirmi birinci yuzyilin ilk yillarinda giden bir ziyaretciyi sasirtir ve mutlu eder.
(bkz: http://www.dilokulubul.com/ulkeler/yzelanda/)
yirmi bes yil oncesine gore daha zayif olsa da koy havasini hâlâ hissedebilirsiniz. anadolu’da gorebileceginiz misafirperverlik ve sicak ilginin benzerini yeni zelanda’da bulursunuz. bu icten ilgi ve alaka yeni zelanda’yi bu kadar cekici kilar ve bu yuzden bazi yazarlar onun icin “kalan son utopya” demistir ama yeni zelanda’nin uzakligi cok sayida turist cekmesine maalesef halen engel olmaktadir.
neyse ki yeni zelanda’nin olaganustu dogal guzellikleri gibi bir kozu vardir. yanardaglar, buzullar, fiyortlar ve essiz nehirler olmasa da hicbir ziyaretci hayal kirikligina ugramaz. sivri ve engebeli yukseltileri goz alici yapan ozellik pek cogunun volkanik faaliyetlerle yakin zamanlarda degisiklige ugramasi ve gelecekte de degisecek olmasidir.
nufusu dort milyondan kucuk olan bu ulkeye 1999/2000 doneminde bir bucuk milyon turist gelmistir ve 2005 itibariyla bu sayinin ikiye katlamasi beklenmektedir. turizme yapilan guclu yatirimlar sonucunda luks otellerden kamp yerlerine, halkla iliskiler burolarindan muzelere, kayak merkezlerinden bungy-jumping merkezlerine cesitli tesislerin hem sayisi artmis hem de kalitesi yukselmistir. elbette, turizme bu kadar dayanan her ulke gibi yeni zelanda da kalabalik ve asiri gelismislik yuzunden bir gun “bozulmus” kabul edilecektir ancak o gun henuz cok uzaktadir. modern toplumun baskilarinin yeni zelanda’nin tabiati ve ruhu uzerindeki zayif etkisi, yirmi birinci yuzyilin ilk yillarinda giden bir ziyaretciyi sasirtir ve mutlu eder.
(bkz: http://www.dilokulubul.com/ulkeler/yzelanda/)
bir balonun uzerine oturulmasiyla balonun gerceklestirmek zorunda birakildigi eylem.
(bkz: msn de yayilan kus gribi)
karsinizdaki adam arkadasinizi dovuyorsa bir sey yapamayacaginiz, ama size bir yumruk salladigi anda kendisni ucan hali gibi yere serececiginiz, savunma, savunma ve sadece savunma sporu.
cinsel aktivite sirasinad matematiksel denklemler dusunerek bosalmayi geciktirme yontemi.
sinus, kosinus, tanjant.
suslemede tual olarak bedenin kullanilmasini secmis olan sanat akimi.
turkiyenin en kapitalist bankasidir. calisanlarina karsi en kucuk bir vefa duygusu duymadan hizmet verir. belki bu yuzden turkiyenin en basarili bankasidir.
kadinda erojen bolgeler listelemesidir, icine daha sonra dudaklarin kenarlari, boyun, omuzlar, ayak parmaklari da girebilir.
tanrinin hosgorusune siginmaktir.
dovulemeyen cocuklardir. bir de isin kotusu ne kadar simariklik yapilirsa yapilsin ne annesinin nede evin buyuk oglunun milletin icinde agizina bir tane carpamayacaginin farkinda olan bir bireydir.
bunlara koridorda celme takarak, ayakkabilarina su doldurarak, dolabinizda ceset sakladiginizi soyleyerek etrafinizdan uzaklastirabilirsiniz, ama o zaman da cigliklari size rahat vermeyecektir.
bunlara koridorda celme takarak, ayakkabilarina su doldurarak, dolabinizda ceset sakladiginizi soyleyerek etrafinizdan uzaklastirabilirsiniz, ama o zaman da cigliklari size rahat vermeyecektir.
bunlar kendi kendine pink floyd dinleyen kiz modeli’nden tirnaklarini kesmeyen kiz modeli’ne kadar giderler. peki model nedir, insanlari bu sekilde siniflandirmak iyi midir, yarin adamin biri cikip got vermeyen kiz modeli diye bir baslik acinca ne yapilmalidir.
yapmayin arkadaslar insanin modeli olmaz. bunun modasi gecti eskisini goturun yeni modeliyle degistirin kampanyalari sadece camasir makineleri icin gecerli olmalidir.
yapmayin arkadaslar insanin modeli olmaz. bunun modasi gecti eskisini goturun yeni modeliyle degistirin kampanyalari sadece camasir makineleri icin gecerli olmalidir.
persil adamla ayse teyzenin uygunsuz fotograflari.
babadir, candir, dunyada ustune yoktur.
ithilquessir ne yazik ki turkce karakterlerden ozurlu bir klavyeye sahiptir. independencela scriptin sayfanin kendini yenilemesinin etkileriyle ilgili bir konu konusuyolardir. sonrasinda ithilquessirin aklina yeni logo gelir ve bunu ifade etmek ister
ithilquessir: bu arada ayrica soyluyim yeni logo coook sik olmus.
independence: sik mi $ik mi?
ithilquessir: bu arada ayrica soyluyim yeni logo coook sik olmus.
independence: sik mi $ik mi?
demokrasi ezikligi, yada cok sesliligin somurulmesi diye adlandirilan bir tepkidir. hepimizin okudugu kayit sartlari icinde "bilgi sozlugun demokratik bir ortam" olmamasi ile ilgili espri aslinda sozlugun demokrasi olma zorunlulugu olmadigini yazarlara anlatir. sozluk benim kisisel gorusumce bir internet platformunun olabildigince ozgur ve demokratiktir.
arkadaslar felsefenin ilk kurali tutarliliktir. bir sistemin su yada bu sekilde subjektif bir "dogru" ya yonelik calismasi icin sistemin varligini devam ettirmesi gerekir. bu yuzdendir ki boluculere "fikirlerini belirtiyolar canim" denemez, seriat getirmek istiyenlere "inanc ozgurlugu" bahanesi sunulamaz.
evet dusunce ve inanc ozgurlulugu gerekir, herhangi bir cok fikirli otoritenin kendi sorumlulugundaki topluluga dusunce ozgurlugunu saglamasi ancak otoritenin belli duzeylerde varligini devam ettirmesiyle mumkundur.
arkadaslar felsefenin ilk kurali tutarliliktir. bir sistemin su yada bu sekilde subjektif bir "dogru" ya yonelik calismasi icin sistemin varligini devam ettirmesi gerekir. bu yuzdendir ki boluculere "fikirlerini belirtiyolar canim" denemez, seriat getirmek istiyenlere "inanc ozgurlugu" bahanesi sunulamaz.
evet dusunce ve inanc ozgurlulugu gerekir, herhangi bir cok fikirli otoritenin kendi sorumlulugundaki topluluga dusunce ozgurlugunu saglamasi ancak otoritenin belli duzeylerde varligini devam ettirmesiyle mumkundur.
bilgiclerin eli kolu hicbir zaman baglanmaz. belki bilgiclerin sozlukten dangalak atmak yetkileri yoktur. ama seviyelerini bozmayarak, bilgi sozluge bilgi ve nese dolu entryler girmeye devam olanaklari her zaman vardir.
dangalaklar gecicidir, sozlugun yapisi kalicidir. sozlugun ne oldugu dusunulurse sol panelin bunun coook kucuk bir bolumu oldugu gorulecektir.
dangalaklar gecicidir, sozlugun yapisi kalicidir. sozlugun ne oldugu dusunulurse sol panelin bunun coook kucuk bir bolumu oldugu gorulecektir.
turkiye’de sagda solda damara adrenalin enjekte edilmesi ve butun dunyada (ayni burada oldugu gibi) neredeyse "moda" haline gelen milliyetcilikten irkcilik yaratma dalgasina kapilinmadan dusunulmesi gereken bir konudur.
adam gibi yorumlayabilmek icin turkiyeden oturup 3-5 tabloid gazeteden bilgi(!) almak yeterli degildir. bunun icin ya bati politikasinin nasil isledigi taninmali, yada avrupada 60 li yillarda yasanan ikinci nesil gocun 2000li yillarin bati dunyasina etkileri hakkinda kisisel bilgi sahibi olunmalidir.
bir universte ogrencisi olarak ben tabii ki bu kadar karmasik bir konuyu sosyopolitik acidan butun detaylariyla analiz edecek tecrube yada alt yapiya sahip degilim. ama uzun yurt disi hayatim ve az cok calisma alanima giren "bati politikasi yazisiz kurallari" sayesinde belki bu basliga "la bu avuna kodugumun avrupalilari"ndan farkli bir bakis getirebilirim.
birincisi almanya’da basta kimin oldugunu icelemek gerekir. tum dunyada gecerli olan bir politik kural vardir ki sag partilerin tabani populizm kurbanlaridir. sen cikip onlarin milliyetci yada dini goruslerini dogru bir sekilde somurdugun surece oylari arkandadir. su anda alman hukumetinin basindaki serefsiz bizim basimizdaki serefsizden dusunce ve yaklasim acisindan cok farkli degildir. her nasil bizim denyo "minareler sungumuz, camiler kislamiz" olucak diyebildiyse su anin almanya’sindaki irkci haraketlenme asla butun alman halkina mal edilemez.
ikinci bir soru isareti avrupa’daki turklerin ne halde olduklaridir. 2 yil almanya’da ve 2 yil hollanda’da yasamis biri olarak size duydugumu, okudugumu degil, gordugumu soyluyorum. 1960larin depresiv turkiyesinden "kacmak" icin her firsati degerlendiren, dusuk egitimli (yada egitimsiz) insan topluluklari. gittikleri yerle ilgili hicbir sey yapmamis, yillarca icinde bulunduklari sosyal devletin bir suru kaynagini somurmus insanlar. bu insanlarin toplumla aralarindaki sorun ise iletisimsizlikten kaynaklanmaktadir. adamlar ilgi duymamis, iclerinde bulunduklari sistemse onlari bulunduklari yerin yerel kurallarini ogrenmeye tesvik etmemistir. baska hicbir cikisi kalmayan bu buyuk gurup turk ellerindeki tek sey olan geleneklerine sarilmislardir. ama sarililan 60li yillarin turkiyesidir. su anda o ailelerden hicbiri turkiyede bir sehire uyum saglayamayacak durumda degildir.
peki bir turk almanca ogrenmek zorunda midir? evet, eger almanyada yasamaya devam etmek istiyorsa zorundadir. burada aldigi devlet yardimiyla 29 yasina gelmis bir adama hala doktora gittiginde neresinin agridigini anlatabilmesi icin ben 2 yillik hollandacamla yardim etmek zorunda kaliyorsam yanlis giden bir seyler vardir. ha yok ben bu "gavur" laflarini ogrenmem diyen her zaman kendi vataninin harika topraklarina geri donebilir.
avrupa iki yuzludur diyen herkeze bu konuda kicimla gulmek zorundayim. en azindan hollanda’da turklerin kendi televizyon kanallari vardir, turklerin kendi dillerinde egitim yaptiklari hem turk hem musluman okullari vardir, hollanda’da her gecen gun yeni camiler acilmaktadir, hollanda hukumeti hollanda ulkesinin icinde bir yere gelmek isteyen kimsenin onunu irki sebebiyle kesmemektedir. ve buna ragmen turkler bu ulkede sucun cogunlugunu kendi baslarina yurutmektedirler. o her firsatta bok attiginiz uyusturucu isinin iki "mantar" krali turktur. iki yuzlulugu birakirsak siz turkiyedeki azinliklara, rumlara, ermenilere, kurtlere kendi dillerinde egitim verme, kendi ulke capinda televizyon kanali vermeye hazir misiniz? degilseniz iki yuzlulugu batinin size actigi firsatlari kullanmakla yapiyorsunuz.
sag duyu temel noktadir. oturdugu yerden ahkam kesmek, ve hissettigi gazi hicbir seye dayandirmadan ortaya osurmak turkiyeyi 80 kusagina geri goturur.
koca dunyaya 6 milyar sigamadik ha...
adam gibi yorumlayabilmek icin turkiyeden oturup 3-5 tabloid gazeteden bilgi(!) almak yeterli degildir. bunun icin ya bati politikasinin nasil isledigi taninmali, yada avrupada 60 li yillarda yasanan ikinci nesil gocun 2000li yillarin bati dunyasina etkileri hakkinda kisisel bilgi sahibi olunmalidir.
bir universte ogrencisi olarak ben tabii ki bu kadar karmasik bir konuyu sosyopolitik acidan butun detaylariyla analiz edecek tecrube yada alt yapiya sahip degilim. ama uzun yurt disi hayatim ve az cok calisma alanima giren "bati politikasi yazisiz kurallari" sayesinde belki bu basliga "la bu avuna kodugumun avrupalilari"ndan farkli bir bakis getirebilirim.
birincisi almanya’da basta kimin oldugunu icelemek gerekir. tum dunyada gecerli olan bir politik kural vardir ki sag partilerin tabani populizm kurbanlaridir. sen cikip onlarin milliyetci yada dini goruslerini dogru bir sekilde somurdugun surece oylari arkandadir. su anda alman hukumetinin basindaki serefsiz bizim basimizdaki serefsizden dusunce ve yaklasim acisindan cok farkli degildir. her nasil bizim denyo "minareler sungumuz, camiler kislamiz" olucak diyebildiyse su anin almanya’sindaki irkci haraketlenme asla butun alman halkina mal edilemez.
ikinci bir soru isareti avrupa’daki turklerin ne halde olduklaridir. 2 yil almanya’da ve 2 yil hollanda’da yasamis biri olarak size duydugumu, okudugumu degil, gordugumu soyluyorum. 1960larin depresiv turkiyesinden "kacmak" icin her firsati degerlendiren, dusuk egitimli (yada egitimsiz) insan topluluklari. gittikleri yerle ilgili hicbir sey yapmamis, yillarca icinde bulunduklari sosyal devletin bir suru kaynagini somurmus insanlar. bu insanlarin toplumla aralarindaki sorun ise iletisimsizlikten kaynaklanmaktadir. adamlar ilgi duymamis, iclerinde bulunduklari sistemse onlari bulunduklari yerin yerel kurallarini ogrenmeye tesvik etmemistir. baska hicbir cikisi kalmayan bu buyuk gurup turk ellerindeki tek sey olan geleneklerine sarilmislardir. ama sarililan 60li yillarin turkiyesidir. su anda o ailelerden hicbiri turkiyede bir sehire uyum saglayamayacak durumda degildir.
peki bir turk almanca ogrenmek zorunda midir? evet, eger almanyada yasamaya devam etmek istiyorsa zorundadir. burada aldigi devlet yardimiyla 29 yasina gelmis bir adama hala doktora gittiginde neresinin agridigini anlatabilmesi icin ben 2 yillik hollandacamla yardim etmek zorunda kaliyorsam yanlis giden bir seyler vardir. ha yok ben bu "gavur" laflarini ogrenmem diyen her zaman kendi vataninin harika topraklarina geri donebilir.
avrupa iki yuzludur diyen herkeze bu konuda kicimla gulmek zorundayim. en azindan hollanda’da turklerin kendi televizyon kanallari vardir, turklerin kendi dillerinde egitim yaptiklari hem turk hem musluman okullari vardir, hollanda’da her gecen gun yeni camiler acilmaktadir, hollanda hukumeti hollanda ulkesinin icinde bir yere gelmek isteyen kimsenin onunu irki sebebiyle kesmemektedir. ve buna ragmen turkler bu ulkede sucun cogunlugunu kendi baslarina yurutmektedirler. o her firsatta bok attiginiz uyusturucu isinin iki "mantar" krali turktur. iki yuzlulugu birakirsak siz turkiyedeki azinliklara, rumlara, ermenilere, kurtlere kendi dillerinde egitim verme, kendi ulke capinda televizyon kanali vermeye hazir misiniz? degilseniz iki yuzlulugu batinin size actigi firsatlari kullanmakla yapiyorsunuz.
sag duyu temel noktadir. oturdugu yerden ahkam kesmek, ve hissettigi gazi hicbir seye dayandirmadan ortaya osurmak turkiyeyi 80 kusagina geri goturur.
koca dunyaya 6 milyar sigamadik ha...
(bkz: bulimia nevroza)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?