veteriner emekli bir albay, "yaaw bu köpek incili çavuş gibi bee, benim yapabileceğim pek birşey yok" dedi.. incili çavuş, o sıralarda biraz zevk-u sefaya düşmüş olan padişaha her yerde refakat ediyor. bu sırada çavuş’un uyanıklığı sayesinde emelleri gerçekleşemeyen bir yabancı bezirgan geliyor, huzurda padişaha “devletlüm ben çok özel maharetleri olan biriyim, bir ettim mi, 5 gramlık fındık gibi kondururum, tartarsınız ne 1 gram fazla ne de eksik gelir” diyor. padişah ilgileniyor, “et de görelim” deyince adam sadece kaftan üzerinde hassasiyet tutturabileceğini söylüyor; neticede çavuş’un kaftanı yere seriliyor. hakikaten sonuç hayret verici hassasiyette çıkıyor. çavuş, “devletlüm bu bir şey değil, ben ondan hassas ederim, birer gramlık beş tanesini birer milim yan yana dizerim, bu sebeple bana incili denilmiştir” diyor. padişah onu da sınamak için bir fırsat verince, “ben sadece bu adamın ağzına edebilirim; öyle her yere olmaz” diyor. müsaade alınca, adamın tepesine çöküyor ama sonuçta adam bir koca okka altına gömülüyor. incili padişaha dönüyor; “affola devletlum, kantarın topunu, marpucunu kaçırdım” diyor..
http://sistem.ie.metu.edu.tr/ibrahimin_kopegi.htm
incili cavus, osmanli elcisi olarak fransa kralina gönderildiginde, elbiselerinin bazi yerlerinde yama varmis.
kral, bunlari görünce dayanamayip:
- bana senden baska gönderecek adam bulamadilar mi ?, diye sorunca,
incili cavus:
- osmanlilar, adam göre adam gönderirler, cevabini vermis. beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek
http://www.enfal.de/hikaye9.htm
kral, bunlari görünce dayanamayip:
- bana senden baska gönderecek adam bulamadilar mi ?, diye sorunca,
incili cavus:
- osmanlilar, adam göre adam gönderirler, cevabini vermis. beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek
http://www.enfal.de/hikaye9.htm
buyuk olasilikla kayserinin travsin koyunde dogmus olan hazir cevapliligi ile un yapmis 16. ve 17. yuzyilda yasamis olan kisi.
eskiden rum ve ermenilerin yogun olarak yasadigi bir koy idi.
yoruklerinde yogun olarak yasadigi ilcedir.
basta asik veysel olmak uzere bir cok ozan yetistirmis ilcedir.
isminin kokeni hususunda soyle bir tezde olan ilce:
halk arasındaki söylentilere göre boğazlıyan’ın yerinin kurulduğu dönemde bir bataklık halinde sazlıklarla kaplı olduğu, bu nedenle buraya girmek isteyenlerin bir çoklarının boğulduğu o sebeple bölgeye boğazlıyan dendiği, sonradan ilçenin adı da bu isimden dolayı boğazlıyan olarak kaldığı sanılmaktadır.
boğazlıyan adı teberi tarihinde “ barış içinde yaşanan yer “ anlamına geldiği ve isminin bundan ötürü verildiği kaydı bulunmaktadır.
sayın prof. dr. mustafa akdağ’a göre;boğazlıyan türkçe bir kelimedir. kelime anlamı boğazına sarılan, kucaklayan, birbirine kavuşan anlamına gelir. bu kavuşma iki yönlü değerlenmekte; birincisi üç akarsuyun bu topraklar üzerinde birleşmesi, kucaklaşması yani kozan özü, karacaali özü ve karakoç özünün bahariye “cavlak” köyünün önünde bir boğazda birleşmesidir. ikincisi kervanlarla ticaret yapan tacirlerin bu topraklar üzerinde birleşip buluşmaları bu ismin doğmasına sebep olmuştur.
http://www.bogazliyan.bel.tr/tarihce.htm
halk arasındaki söylentilere göre boğazlıyan’ın yerinin kurulduğu dönemde bir bataklık halinde sazlıklarla kaplı olduğu, bu nedenle buraya girmek isteyenlerin bir çoklarının boğulduğu o sebeple bölgeye boğazlıyan dendiği, sonradan ilçenin adı da bu isimden dolayı boğazlıyan olarak kaldığı sanılmaktadır.
boğazlıyan adı teberi tarihinde “ barış içinde yaşanan yer “ anlamına geldiği ve isminin bundan ötürü verildiği kaydı bulunmaktadır.
sayın prof. dr. mustafa akdağ’a göre;boğazlıyan türkçe bir kelimedir. kelime anlamı boğazına sarılan, kucaklayan, birbirine kavuşan anlamına gelir. bu kavuşma iki yönlü değerlenmekte; birincisi üç akarsuyun bu topraklar üzerinde birleşmesi, kucaklaşması yani kozan özü, karacaali özü ve karakoç özünün bahariye “cavlak” köyünün önünde bir boğazda birleşmesidir. ikincisi kervanlarla ticaret yapan tacirlerin bu topraklar üzerinde birleşip buluşmaları bu ismin doğmasına sebep olmuştur.
http://www.bogazliyan.bel.tr/tarihce.htm
bir tiyatro oyunu.
degirmen filminin tiyatrodaki hali.
degirmen filminin tiyatrodaki hali.
dikkat edilirse sener senin diger bir filmi olan selamsiz bandosuna senaryosu cok benzeyen filmdir.
(selamsiz bandosu bu filmden esinlenmis olabilir)
(bkz: saripinar 1914)
(selamsiz bandosu bu filmden esinlenmis olabilir)
(bkz: saripinar 1914)
(bkz: abdurrahman zapsu)
bu isyanin turkculukle bir alakasi olmayip capanogullarinin bir kisminin isyani olarak baslayan sonra nasil olduysa buyumus isyandir.
tarihimizde kara bir sayfa ve utanc verici bir isyandir.
tarihimizde kara bir sayfa ve utanc verici bir isyandir.
(bkz: caresizlik)
yozgatlidir.
hürriyet gazetesi yazarı ahmet hakanın yazısı...
hey gidi tgrt hey
televizyonculuğa tgrt’de başlamıştım, bir yeniyetme olarak.
yıllar önceydi ve henüz ülkemiz "açılıp, saçılmak" anlamında kullanılan "tgrt’leşmek" tabiriyle tanışmamıştı.
açılıp saçılmak da ne demek! o dönemde acayip "tutucu" bir yayın çizgisi izleniyordu bu ekranda.
biraz "milliyetçi", biraz "mukaddesatçı", çokça "devletçi" bir yayın çizgisi.
milliyetçilikleri "ceddin deden, ceddin baban / hep kahraman türk milleti" vurgusuyla belirginleşirdi.
yani yoksul gecekondularda hayat mücadelesi verenleri, "bilmem kaç kıtada at koşturan atalar" ile avuturlardı.
devletçilikleri "mehmetçik" programları ve fazla vurgulu şehit edebiyatının yer aldığı haberlerle öne çıkardı.
mukaddesatçılıkları ise evliya menkıbelerine endekslenmişti. keramet sahibi ulu kişilerin sırlarla dolu "zararsız" öyküleriyle mukaddesatçı kimliklerini ortaya koyduklarını sanırlardı.
ayrıca... dini konularda fazlasıyla arkaik takılıyorlardı. onlara göre "içtihat kapısı sımsıkı kapalıydı". bütün fetvalar, asırlar önce yeryüzüne gelen yüce şahsiyetler tarafından verilmişti ve bize de o fetvaları tekrar etmek düşüyordu.
mesela "dini müzikte enstrüman kullanılamaz" diyorlardı. bu nedenle meşhur "huzura doğru" programlarında söylenen ilahilerde tef dışında hiçbir enstrümana yer verilmiyordu...
bir de iflah olmaz bir şekilde "öztürkçe" düşmanıydılar. 9 kişiden oluşan "denetimci abiler" kadrosu, program kasetlerini izler, bırakın programcıyı, konuklardan biri diyelim ki "olanak" ya da "olasılık" türünden bir sözcüğü telaffuz etti, o sözcüğün montajla sansürlenmesini emrederlerdi.
işte böyle bir televizyondu "mümin tgrt".
***
ama olmadı, olamadı.
çünkü "durakta beklerken gelen ilk otobüse binmesiyle meşhur" enver abi, yaklaşan tehlikeyi sezmişti.
madem ki "yeşil sermaye" falan denilerek bir silindir gibi üzerinden geçilmesi mukadderdi.
o halde duraktan geçen 28 şubat otobüsüne atlamanın ve gevşemenin vaktiydi.
gevşedi de...
seda sayan’a cip hediye etmeler, sibel can’a elleriyle pasta yedirmeler, "ben sizin bildiğiniz dincilerden değilim" mesajının altını çizmeler falan...
dönem "din-iman" dönemi değil, malı kurtarma dönemiydi.
malı kurtarmanın yolu da alemin ünlü kadınlarının yoluna gül dökmekten geçiyordu.
o da öyle yaptı. o gül döktükçe de dönemin irtica konusunda fazlasıyla duyarlı çevreleri, "yahu bu adamın bildiğimiz dincilerle ilgisi yok. baksanıza adam sibel can’a elleriyle pasta yediriyor. daha ne yapsın" dediler.
yani kurtarmıştı enver abi.
***
dincilikten kurtardı ama bankacılıktan kurtaramadı.
ihlas finans’a el konmasıyla başlayan sürecin sonunda işte bakın tgrt, abd’nin "neo-con" sermayesine satılıyormuş!
ne diyelim, hayırlı olsun.
ama şu noktayı belirginleştirmeden de geçmeyelim:
bir süre önce "gazeteciliğin dinamikleriyle dindarlığın dinamikleri arasında maalesef iflah olmaz çelişkiler vardır, bu yüzden ’dindar gazete’ çok zor" demiştik ya.
aynı saptamayı, biraz daha kuvvetlendirerek televizyonculuk için de yapabiliriz:
"dindar televizyon" olmadı, olamıyor, olamaz.
çünkü televizyon, eninde sonunda "öldüren eğlence"dir ve aletin yapısal durumu dindarlığa pek izin vermemektedir.
nasıl versin ki, "dindarlık" neyi emrediyorsa, "televizyonculuk" aksini emrediyor.
üstüne üstlük sen daha "islam’da neşe" meselesine doğru dürüst bir yanıt geliştirememişsin, nasıl televizyonculuk yapacaksın?
bütün bunlara "reklam düzeni"nden, "reyting sistemi"ne başka dinamikleri de eklediğimizde durumun umutsuzluğu daha da belirginleşir.
yani enver abi üzülmesin.
malı kurtarma zorunluluğu olmasaydı da o yayın çizgisini sürdüremezdi.
http://www.haberturk.com/newengine.php?haberturk=haber&@=227137&c_id=140
hey gidi tgrt hey
televizyonculuğa tgrt’de başlamıştım, bir yeniyetme olarak.
yıllar önceydi ve henüz ülkemiz "açılıp, saçılmak" anlamında kullanılan "tgrt’leşmek" tabiriyle tanışmamıştı.
açılıp saçılmak da ne demek! o dönemde acayip "tutucu" bir yayın çizgisi izleniyordu bu ekranda.
biraz "milliyetçi", biraz "mukaddesatçı", çokça "devletçi" bir yayın çizgisi.
milliyetçilikleri "ceddin deden, ceddin baban / hep kahraman türk milleti" vurgusuyla belirginleşirdi.
yani yoksul gecekondularda hayat mücadelesi verenleri, "bilmem kaç kıtada at koşturan atalar" ile avuturlardı.
devletçilikleri "mehmetçik" programları ve fazla vurgulu şehit edebiyatının yer aldığı haberlerle öne çıkardı.
mukaddesatçılıkları ise evliya menkıbelerine endekslenmişti. keramet sahibi ulu kişilerin sırlarla dolu "zararsız" öyküleriyle mukaddesatçı kimliklerini ortaya koyduklarını sanırlardı.
ayrıca... dini konularda fazlasıyla arkaik takılıyorlardı. onlara göre "içtihat kapısı sımsıkı kapalıydı". bütün fetvalar, asırlar önce yeryüzüne gelen yüce şahsiyetler tarafından verilmişti ve bize de o fetvaları tekrar etmek düşüyordu.
mesela "dini müzikte enstrüman kullanılamaz" diyorlardı. bu nedenle meşhur "huzura doğru" programlarında söylenen ilahilerde tef dışında hiçbir enstrümana yer verilmiyordu...
bir de iflah olmaz bir şekilde "öztürkçe" düşmanıydılar. 9 kişiden oluşan "denetimci abiler" kadrosu, program kasetlerini izler, bırakın programcıyı, konuklardan biri diyelim ki "olanak" ya da "olasılık" türünden bir sözcüğü telaffuz etti, o sözcüğün montajla sansürlenmesini emrederlerdi.
işte böyle bir televizyondu "mümin tgrt".
***
ama olmadı, olamadı.
çünkü "durakta beklerken gelen ilk otobüse binmesiyle meşhur" enver abi, yaklaşan tehlikeyi sezmişti.
madem ki "yeşil sermaye" falan denilerek bir silindir gibi üzerinden geçilmesi mukadderdi.
o halde duraktan geçen 28 şubat otobüsüne atlamanın ve gevşemenin vaktiydi.
gevşedi de...
seda sayan’a cip hediye etmeler, sibel can’a elleriyle pasta yedirmeler, "ben sizin bildiğiniz dincilerden değilim" mesajının altını çizmeler falan...
dönem "din-iman" dönemi değil, malı kurtarma dönemiydi.
malı kurtarmanın yolu da alemin ünlü kadınlarının yoluna gül dökmekten geçiyordu.
o da öyle yaptı. o gül döktükçe de dönemin irtica konusunda fazlasıyla duyarlı çevreleri, "yahu bu adamın bildiğimiz dincilerle ilgisi yok. baksanıza adam sibel can’a elleriyle pasta yediriyor. daha ne yapsın" dediler.
yani kurtarmıştı enver abi.
***
dincilikten kurtardı ama bankacılıktan kurtaramadı.
ihlas finans’a el konmasıyla başlayan sürecin sonunda işte bakın tgrt, abd’nin "neo-con" sermayesine satılıyormuş!
ne diyelim, hayırlı olsun.
ama şu noktayı belirginleştirmeden de geçmeyelim:
bir süre önce "gazeteciliğin dinamikleriyle dindarlığın dinamikleri arasında maalesef iflah olmaz çelişkiler vardır, bu yüzden ’dindar gazete’ çok zor" demiştik ya.
aynı saptamayı, biraz daha kuvvetlendirerek televizyonculuk için de yapabiliriz:
"dindar televizyon" olmadı, olamıyor, olamaz.
çünkü televizyon, eninde sonunda "öldüren eğlence"dir ve aletin yapısal durumu dindarlığa pek izin vermemektedir.
nasıl versin ki, "dindarlık" neyi emrediyorsa, "televizyonculuk" aksini emrediyor.
üstüne üstlük sen daha "islam’da neşe" meselesine doğru dürüst bir yanıt geliştirememişsin, nasıl televizyonculuk yapacaksın?
bütün bunlara "reklam düzeni"nden, "reyting sistemi"ne başka dinamikleri de eklediğimizde durumun umutsuzluğu daha da belirginleşir.
yani enver abi üzülmesin.
malı kurtarma zorunluluğu olmasaydı da o yayın çizgisini sürdüremezdi.
http://www.haberturk.com/newengine.php?haberturk=haber&@=227137&c_id=140
diyarbakırspor basın sözcüsü aziz gölcük, chp genel başkanı deniz baykalın diyarbakırsporun ligde kalması yönündeki önerisini doğru bulmadığını söyledi.
aziz gölcük, aa muhabirine yaptığı açıklamada, diyarbakırsporun hak etmemesine rağmen aldığı cezalar nedeniyle ligde kalamadığını belirterek, yönetici olarak bu durumdan büyük üzüntü duyduğunu ve takımın küme düşmesi nedeniyle tüm taraftardan özür dilediğini belirtti.
diyarbakırsporun ligde kalması için gerekli maçları kazanamadığını vurgulayan gölcük, baykalın önerisinin diyarbakırsporun imajına zarar verdiğini kaydetti.
gölcük, şöyle konuştu:
bu girişimi doğru bulmuyorum. takımın siyasete alet olması hoş değil. küme düşme diyarbakırsporun sorunudur. eğer diyarbakırspor yeniden birinci lige yükselmek istiyorsa güçlü bir ekip oluşturur ve yeniden birinci lige döner. ancak uefanın ligdeki takım sayısını artırılması yönünde uygulaması varsa buna saygı duymak lazım. bunun dışında diyarbakırspor için böyle bir şey yapılmamalıdır. bu tartışmaların sona ermesini istiyorum. bu tartışmalar gündemde kaldığı sürece en büyük zararı türk futbolu görecektir.
baykal ne demişti?
chp genel başkanı deniz baykal dün yaptığı açıklamada, diyarbakırspor ve samsunsporun ligde kalması gerektiğini, partisinin bu yöndeki düzenlemelere destek vereceğini açıkladı. baykal "büyük üzüntü duyuyorum. böyle bir ligde diyarbakırspor ve mustafa kemalin ilk adım attığı samsunun mutlaka bulunması gerekir. bize kimse kural, federasyon demesin, önemli olan türkiyenin barışı ve kardeşliğidir" dedi.
milletvekilleri atağa geçti
ayrıca akp samsun milletvekili ahmet yeni ile akp diyarbakır milletvekili irfan rıza yazıcıoğlu, bu yıl türkiye futbol liglerinde küme düşmenin kaldırılması için hazırladıkları kanun tekliflerini tbmm başkanlığına sundu.
yeninin türkiye futbol federasyonu kuruluş ve görevleri hakkındaki kanuna, geçici bir madde eklenmesi hakkındaki kanun teklifinin gerekçesinde, bu yıl sahada oynanan futboldan çok, saha dışında futbol üzerine oynanan oyunlardan söz edildiği, hakem hataları, futbol federasyonu seçimleri ve sonrasında ortaya atılan iddiaların 2005-2006 futbol sezonuna damgasını vurduğu bildirildi. bu durumun futbol kamuoyunda moral bozukluğuna ve futbolda adalet duygusunun sarsılmasına neden olduğu kaydedilen gerekçede, "2005-2006 sezonunda futbolda kaybolan adalet duygusunun yeniden kazandırılmasına yardımcı olmak için bu yıl liglerimizde küme düşmenin kaldırılması faydalı olacaktır" denildi.
yazıcıoğlu da aynı konuyla ilgili olarak hazırladığı kanun teklifini tbmm başkanlığına sundu.
http://www.haberturk.com/newengine.php?haberturk=haber&@=227113
aziz gölcük, aa muhabirine yaptığı açıklamada, diyarbakırsporun hak etmemesine rağmen aldığı cezalar nedeniyle ligde kalamadığını belirterek, yönetici olarak bu durumdan büyük üzüntü duyduğunu ve takımın küme düşmesi nedeniyle tüm taraftardan özür dilediğini belirtti.
diyarbakırsporun ligde kalması için gerekli maçları kazanamadığını vurgulayan gölcük, baykalın önerisinin diyarbakırsporun imajına zarar verdiğini kaydetti.
gölcük, şöyle konuştu:
bu girişimi doğru bulmuyorum. takımın siyasete alet olması hoş değil. küme düşme diyarbakırsporun sorunudur. eğer diyarbakırspor yeniden birinci lige yükselmek istiyorsa güçlü bir ekip oluşturur ve yeniden birinci lige döner. ancak uefanın ligdeki takım sayısını artırılması yönünde uygulaması varsa buna saygı duymak lazım. bunun dışında diyarbakırspor için böyle bir şey yapılmamalıdır. bu tartışmaların sona ermesini istiyorum. bu tartışmalar gündemde kaldığı sürece en büyük zararı türk futbolu görecektir.
baykal ne demişti?
chp genel başkanı deniz baykal dün yaptığı açıklamada, diyarbakırspor ve samsunsporun ligde kalması gerektiğini, partisinin bu yöndeki düzenlemelere destek vereceğini açıkladı. baykal "büyük üzüntü duyuyorum. böyle bir ligde diyarbakırspor ve mustafa kemalin ilk adım attığı samsunun mutlaka bulunması gerekir. bize kimse kural, federasyon demesin, önemli olan türkiyenin barışı ve kardeşliğidir" dedi.
milletvekilleri atağa geçti
ayrıca akp samsun milletvekili ahmet yeni ile akp diyarbakır milletvekili irfan rıza yazıcıoğlu, bu yıl türkiye futbol liglerinde küme düşmenin kaldırılması için hazırladıkları kanun tekliflerini tbmm başkanlığına sundu.
yeninin türkiye futbol federasyonu kuruluş ve görevleri hakkındaki kanuna, geçici bir madde eklenmesi hakkındaki kanun teklifinin gerekçesinde, bu yıl sahada oynanan futboldan çok, saha dışında futbol üzerine oynanan oyunlardan söz edildiği, hakem hataları, futbol federasyonu seçimleri ve sonrasında ortaya atılan iddiaların 2005-2006 futbol sezonuna damgasını vurduğu bildirildi. bu durumun futbol kamuoyunda moral bozukluğuna ve futbolda adalet duygusunun sarsılmasına neden olduğu kaydedilen gerekçede, "2005-2006 sezonunda futbolda kaybolan adalet duygusunun yeniden kazandırılmasına yardımcı olmak için bu yıl liglerimizde küme düşmenin kaldırılması faydalı olacaktır" denildi.
yazıcıoğlu da aynı konuyla ilgili olarak hazırladığı kanun teklifini tbmm başkanlığına sundu.
http://www.haberturk.com/newengine.php?haberturk=haber&@=227113
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?