confessions

ankakusu

- Yazar -

  1. toplam entry 7682
  2. takipçi 1
  3. puan 129462

samsunspor

ankakusu
deniz baykal ligden dusmemesi gerek dedigi iki kulupten biri.

gerekcesi ise: "büyük üzüntü duyuyorum. böyle bir ligde diyarbakırspor ve mustafa kemal’in ilk adım attığı samsun’un mutlaka bulunması gerekir. bize kimse kural, federasyon demesin, önemli olan türkiye’nin barışı ve kardeşliğidir" !!!

o zaman her takimi ilinin mazisine bakarak super ligde oynatalim. ilginc tabi benim ulkem.

siyasetin futbola bulaşmasi

ankakusu
meşrutiyetten bugüne siyasetin futbol markajı
futbol tarihini okumak aynı zamanda siyasi tarihi ve siyasi hesaplaşmaları okumak gibi... kulüp taraftarları üzerinden oy toplamak moda haline geldi... takımlar iktidar kararlarıyla liglerde tutuldu... oy için küme düşmeler kaldırıldı...



--------------------------------------------------------------------------------
bia haber merkezi
29/04/2006 ecevit kiliç
--------------------------------------------------------------------------------
bia (istanbul) - siyaset ve futbol ayrı dünyaların kavramları. biri sahanın içindeyse, öteki kale arkasında olmalı. ancak gerçekte öyle değil. içiçe geçmiş durumdalar. hem de futbolun türkiye’de oynanmaya başlandığı andan itibaren.

1890’lü yılların sonlarından itibaren ilk izmir ve ardından istanbul’da ingilizler ve rumlar tarafından oynanmaya başlanan futbol kitle sporu olması nedeniyle siyasi yasaklarla karşılaştı.

müslüman gençlerin oynadığı maçlar ve kurdukları kulüpler hafiyelerin baskınına uğruyordu. çünkü müslüman türk seyircilerin futbol oynaması yasaktı. dönem ikinci abdülhamid dönemi, siyasi atmosfere ise istibdat (sınırsız monarji, despotluk) hakimdi ve kalabalıkların siyasi görüntü vermemesi gerekiyordu.

ittihat ve terakkiciler proges takımını satın aldı

siyasetin, futbola ilk ve etkin müdahalesi meşrutiyetin ilanından hemen sonra gerçekleşti. üstelik futbol, türkiye’de henüz 20 yaşındayken. milliyetçi akımı güçlendirmek isteyen ittihat ve terakkiciler futbolun ilk oynandığı kentler olan izmir ve istanbul’da kulüp oluşturma çabasındaydılar.

izmir’de altay’ı kuran ittihatçılar, kadıköy’de galatasaray’dan ayrılan bir grubun kurduğu progres adlı kulübü satın aldılar ve adını altınordu diye değiştirdiler. kulübün başkanlığına da talat paşa geldi. diğer ittihatçılar da kulübe yönetici oldu. henüz futbolcu piyasası olmamasına karşın altınordu, diğer kulüplerdeki iyi futbolcuları topladı.

birinci dünya savaşı’nda özellikle beşiktaş, galatasaray , fenerbahçe ve diğer takımların futbolculara cephelere savaşa gitti. ancak, altınordulu futbolculara askerlikten muafiyet getirildi. diğer takımların ilk on biri tamamlamakta zorluk çektiği hatta sahaya eksik çıktığı bu dönemde altınordu tam kadro sahadaydı. bunun sonucunda da 1917 ve 1918 yıllarında üst üste istanbul şampiyonu oldular.

chp il başkanları futbolun da patronuydu

oyunun devlet kontrolünde olduğu cumhuriyet’in ilk yıllarında, cumhuriyet halk partisi’nin (chp) il başkanları aynı zamanda futbolun da patronuydu. 1950’li ve 60’lı yıllardaki demokrat parti ile adalet partisi (ap) iktidarlarında da tam anlamıyla bir futbol bürokrasisi oluştu. futbolun kitleselleştiği, profesyonelleştiği ve ticarileşmeye başladığı bu dönem siyasetin oyuna müdahalesini arttırdı.

bu dönemde futbol kulüpleri özellikle de üç büyükler iktidarla iç içeydi. beşiktaş’ın başkanlığını ap milletvekili talat asal yapıyordu. daha sonra bakan da olan asal, iktidarın önemli isimlerindendi. galatasaray başkanları sadık güz ve suphi batur da milletvekiliydi.

ap ve dp’li milletvekilleri ve bakanları osman kavrakoğlu, zeki rıza sporel, bedii yazıcı, agah erozan ve medeni berk de fenerbahçe’de başkanlık yaptı.

özal döneminde siyasetle futbol arasındaki çizgi tamamen ortadan kalktı

1960’lı ve 1970’li yılarda siyaset futbola bulaşmasına rağmen yine de aralarında ince bir çizgi vardı. ama 1980’li yılların başından itibaren özellikle de turgut özal döneminde bu çizgi tamamen ortadan kalktı. futbol artık siyasi iktidara göre değişiyor ve gelişiyordu!

kulüp taraftarları üzerinden oy toplamak moda haline geldi. partiler kentin takımına yakın durarak seçimi kazanıyordu. bu futbola büyük bir kirlilik bulaştırdı. takımlar iktidar kararlarıyla liglerde tutuldu. oy için küme düşmeler kaldırıldı.

hatta siyasetçiler, serbest piyasa ekonomisinin bir anda yarattığı ve kendilerine yakın olan hayali ihracatçılar, mafya liderleriyle birlikte futbol kulüplerini yönetmeye başladı.

darbeci paşalar futbol sahasında

aslında özal döneminin bu atmosferi darbeci paşalar tarafından önceden oluşturulmuştu. toplum yapısın tamamen değiştiren 12 eylül 1980 darbesi futbol sahalarına da yansımıştı. hem de daha önce görülmemiş faullerle. futbol federasyonu başkanlığı’na yılmaz tokatlı ’yı koyan darbeci paşalar, böylece futbolu da askeri usullerle yönetmeye başladı.

kenan evren’in talimatıyla ankaragücü’nün birinci lig’e alınması futbol tarihinde bir ilkti.

seçim kampanyalarının en büyük kozu futbol

futbolun artık bir endüstri olduğu 90’lı yıllardan itibaren ise oyun, seçim kampanyalarının en büyük kozu haline geldi. adalet ve kalkınma partisi’nin (akp) iktidara gelmesiyle de siyasetin, futbola yönelik bu atakları ayyuka çıktı.

siyasetin futbola müdahale yöntemlerini geçmiş iktidarlardan özellikle de özal’dan miras alan akp, bunu en üst düzeye taşıdı. bunun birinci nedeni akp’nin önemli isimlerinin, başbakan recep tayyip erdoğan dahil futbol içinde gelmeleri.

birer futbolcu olarak yetişen bu akp’liler oyunun toplum katındaki önemini ve günlük yaşamdaki etkinliğini çok iyi biliyor. bunun seçimlere yansıtma hesabını da iyi yapıyorlar. kontrol altına alınacak her kulüp o ilin veya ilçenin oylarının seçimde partiye gitmesidir.

akp ilk siyasi yenilgisini futbolda aldı

ikinci neden ise akp’nin ilk siyasi yenilgisini futbol nedeniyle alması. akp, türkiye’nin önemli illerinden trabzon’da belediye seçimlerini başbakan erdoğan’ın fenerbahçe’ye sahip çıkması nedeniyle kaybetti. akp’liler bu yenilgiyle futbolun kitleler üzerindeki etkisini iyice açığa çıkardı. böylelikle futbolu tamamen ele geçirme amaçlı hareket etmeye başladılar.

akp, ihaleler ve kendine yakın isimleri yönetimlerine yerleştirerek dört büyüklerde kontrol mekanizması oluşturdu. fenerbahçe yöneticilerinin akp’nin iktidara gelmesiyle aldıkları ihaleler bunun en iyi örneğidir.

trabzonspor’un başkanlığını başbakan erdoğan’ın en yakın dostu nuri albayrak, beşiktaş’ın ikinci başkanlığını ise içişleri bakanı abdülkadir aksu ’nun oğlu murat aksu yapıyor. galatasaray başkanı özhan canaydın ’ın kulüpler birliği başkanı seçilmesinde de akp’nin önemli rolü oldu.

kasımpaşaspor’un bütçesinin galatasaray’ınkini aşması iktidarın futboldaki nimeti

akp, büyükşehir belediye başkanları ve bakanlar düzeyinde süper lig takımlarının önemli bir kısmını denetim altına aldı. kayserispor ve erciyesspor başbakan yardımcısı abdullah gül ’ün, sisasspar yine başbakan yardımcısı abdüllatif şener ’in ankara spor ankara büyükşehir belediye başkanı melih gökçek ’in, antalyaspor ve bursaspor ise iki ilin belediye başkanlarının takımı.

bir de başbakan’ın takımları var: kasımpaşaspor, siirtspor ve pazarspor. akp’nin iktidara gelmesiyle tüm bu takımların önü açıldı. mücadele ettikleri liglerde üst sıralara yükseldiler. özellikle ikinci a kategorosi’ne yükselmeyi garantileyen kasımpaşaspor’un bütçesinin galatasaray’ınkini aşması iktidarın futboldaki nimetidir.

federasyon seçimlerinde iktidar mafyaya karşı kaybetti

yine daha önceki iktidarlar gibi akp’nin futboldaki temel hedefi futbolun en üst kuruluşu olan federasyondu. kulüpleri rahatlıkla kontrol altına alan akp, çok yoğun çabalara karşın bunu başaramadı. çünkü, futbol federasyonu, mafyanın en yerleşik ve etkin olduğu kurumların başında geliyor. federasyonun 1990’lı yılların başından itibaren her seçiminde mafya damgası var. son seçimde de akp’nin adayına karşı mafyanın desteklediği haluk ulusoy kazandı.

görüldüğü üzere futbol tarihini okumak aynı zamanda siyasi tarihi ve siyasi hesaplaşmaları okumak gibi. (ek/kö)

http://www.bianet.org/2006/04/28/78368.htm

siyasetin futbola bulaşmasi

ankakusu
chp genel başkanı deniz baykal dün yaptığı açıklamada, diyarbakırspor ve samsunspor’un ligde kalması gerektiğini, partisinin bu yöndeki düzenlemelere destek vereceğini açıkladı. baykal "büyük üzüntü duyuyorum. böyle bir ligde diyarbakırspor ve mustafa kemal’in ilk adım attığı samsun’un mutlaka bulunması gerekir. bize kimse kural, federasyon demesin, önemli olan türkiye’nin barışı ve kardeşliğidir" dedi.

ve yasa tasarisi hazirlanmaktaymis.
bir sey olmayacak lakin samsunun mazideki yerine dem vurarak ligden dusmemesini savunmak biraz gariptir.

iki arkadaş

ankakusu
fikret hakan ve cuneyt arkinin oynadigi film.

filmde iki arkadas, biri cok zengin olmus olan kemalle(fikret hakan) digeri hala fakir kalmis ahmetin(cuneyt arkin) hikayesi anlatilmakta.
kemalin oglu ahmetin oglunu, bir doldurulusa gelerek oldurur. bunun arkasinda ahmetin calistigi isyerinin sahibi vardir. grevlerden sikilan patron ona gore cibanbasini oldurtur. kemal cok sevdigi dostu ahmete oldurenleri bulacagina soz verir. lakin bulamaz.
ahmet kendi cabalari ile oglunu oldureni bulur. ve bundan sonra kemal oglunu arkadasina karsi korumaya calisir.
tum bunlar olup biterken patron kemalin oglunuda oldurur. bunun uerine kemal silaha, ahmette bastonuna dayanarak patron ve adamlarini oldurur. ama sonunda ikiside can verir.

tgrt

ankakusu
bundan sonra bambaska bir cizgide olan tgrte izleyecegimiz ortadadir. hos zaten son bir kac yildir hic izlenmiyordu ama bakalim bundan sonra neyin propagandasini yapacak bu kanal.

ortadoğu

ankakusu
bu hafta ortadoguda neler olduguna bir bakalim...

6-7 gun once tayyip erdogan iran devlet baskani mahmud ahmedinecad ile gorusumustur.
bu gorusmede turkiyenin nerede duracagi net bir sekilde ortaya konmustur.

yine iranin nukleer bas muzakerecisi ali larjani abdullah gul ve tayyiple gorusmustur. ahmedinecada verilen mesajlar detayli bir sekilde iletilmistir.

bu arada celal talabani amerikadan turkiyenin pkk nedeniyle kuzey iraka girmeyecegi hususunda guvence aldiklarini soylemistir. bu gecen hafta abdullah gulun konusmasina ters dusmktedir.

buna turkiye ustu kapali bir mesaj vermistir. disiisleri bakaligi sozcusu namik tan soyle bir cevap vermistir: "türkiye cumhuriyeti, kararlarını kendisi alır. söz konusu ifadelerin sahipleri bunu gayet iyi bilirler. ülkemizin güvenliği söz konusu olduğunda her türlü tedbir tereddütsüz alınır. bu ifadelerin sahiplerinin pkk terörü ile mücadelemizden memnuniyet duymalılar zira şu anda kuzey irak’ta ciddi bir güvenlik boşluğu mevcuttur ve pkk bu boşluğu istismar etmektedir." ayrica turkiyenin bir komsusu ile, iran, bir gizli gundemi olmadigini soylemistir.


iran ozellikle ali larjaninin turkiyedyken yaptigi aciklamalarda pkk ile neden savastigini net bir sekilde ortaya cikarmistir.
ali larjani abd kuzey irakta pkk ile gorusuyor, biz size bu konuda yardim ediyoruz, asil dostunuz kimmis goruyorsunuz mealinde bir aciklama yapmistir.

mahmud ahmedinecadda george busha mektup gondermistir.
mektubun icerigi su sekildedir:
iran cumhurbaşkanı mahmud ahmedinejad,
abd başkanı george bush’a yazdığı mektupta, irak’ın işgalinden, 11
eylül saldırılarına, israil ve filistin sorunundan tevhid inancına
kadar bir çok konudaki görüşlerini dile getirdi.

ahmedinejad mektubunda, israil hakkında ’’eski haritalarda israil
diye bir ülke göremiyoruz’’ derken, 11 eylül saldırıları konusunda da
’’istihbarat ve güvenlik sistemlerinin koordinesi olmaksızın 11 eylül
gibi bir saldırı nasıl planlanabilir?’’ sorunu yöneltti.

mahmud ahmedinejad, bush’a yazdığı, dün akşam tam metni yayımlanan
ve iran devlet televizyonunda okunan mektubuna, ’’sayın george w.
bush, uzun zamandan beri, uluslararası arenada ve siyasi çevrelerde
konuşulan inkar edilemeyecek çelişkilere nasıl bir gerekçe
gösterebiliriz diye düşünüyorum. bu konuda bir çok soru cevapsız
kalmıştır. bu yüzden bazı çelişki ve soruların gündeme getirilmesine
karar verdim. belki onların çözülmesi için bir fırsat sağlanabilir’’
ifadeleriyle başladı.

abd başkanı bush’u, ’’büyük ilahi mesih peygamberine (hz. isa)
tabi olan, insan haklarına kendini bağlı hisseden, liberalizmi
medeniyetin bir örneği olarak tanıtan, nükleer ve kitle imha
silahlarına karşı çıkan, terörizmle mücadeleyi kendi sloganı olarak
benimseyen, sonunda da evrensel tek bir toplumun kurulmasına çaba
gösteren’’ şeklinde nitelendiren ahmedinejad, şunları kaydetti:

’’ama bunlara rağmen bazı ülkeler saldırıya maruz kalıyor.
insanların can ve haysiyetine kastediliyor. bir köyde veya bir şehirde
bazı suçluların bulunması olasılığıyla o köy yerle bir ediliyor. bir
ülkede kitle imha silahlarının bulunması olasılığına karşı o ülke
işgal ediliyor. yüzbinlerce insan ölüyor. o ülkenin bütün kaynakları
yok ediliyor ve o ülkede 180 bin asker bulunduruluyor. bütün bunlar
bir ülkeyi 50 yıl geriye götürebilir. bir ülkenin 100 milyar dolar
harcamasıyla ve onbinlerce askerin o ülkeye gönderilmesiyle çok sayıda
günahsız insan ölüyor.’’

irak’in işgali

’’kitle imha silahları bulunması bahanesiyle hem irak halkı hem de
işgalci ülke halkları büyük bir trajedi yaşıyor’’ diyen ahmedinejad,
’’sonunda irak’ta kitle imha silahlarının olmadığının anlaşıldığını’’ belirtti.

ahmedinejad, mektubunda, ’’elbette saddam hüseyin cinayet işleyen
bir diktatördü ama savaşın hedefi, saddam’ın devrilmesi değil kitle
imha silahlarının yok edilmesiydi. saddam bu süreçte devrildi ve bölge
halkı bundan çok memnuniyet duydu. saddam, iran’a karşı savaşın bütün
döneminde batı’nın himayesindeydi’’ dedi.

abd’nin irak konusunda ’’yalan söylendiğini’’ kaydeden
ahmedinejad, ’’bu yalanın sonucu ne oldu? yalan söylemenin bütün
toplumlarda kötü sayıldığından şüphem yok. siz de kendinize yalan
söylenmesinden hoşlanmazsınız’’ ifadesini kullandı.

irak’ın işgali için yüzmilyarlarca dolar harcandığına işaret eden
ahmedinejad, mektubuna, ’’bu, amerikan halkı için nasıl bir kazanç
sağladı? abd’nin bazı eyaletlerinde çok fakir insanlar var. binlerce
insan evsiz, işsizlik de büyük bir sorun. bu koşullarda irak’a
saldırmak ve halkın cebinden bu miktarda paralar harcamanın bir
gerekçesi var mı?’’ diye devam etti.

israil ve filistin sorunu

israil ve filistin konusundaki düşüncelerini açıkladığı bölüme
’’sayın başkan, bildiğiniz gibi ben bir öğretmenim; öğrencilerim bana
bazı sorular soruyor’’ diye başlayan ahmedinejad, mektubunda şunları
kaydetti:

’’bana bu girişimlerin, barış ve rahmet peygamberi olan hz.
isa’nın öğretisine ne derece uygun olduğunu soruyorlar. şu anda
guantanamo hapishanesinde çok sayıda tutuklu var. onların avukatları
yok, aileleriyle görüşemiyorlar, uluslararası kurumlar da onları
gözlemleyemiyor. bunların savaş esiri olup olmadığı da belli değil. ab
müfettişleri de avrupa’da gizli cezaevleri bulunduğunu teyit etti. bu
girişimler hz. isa’nın söylediklerine, insan haklarına ve liberalist
değerlere uyuyor mu?

gençler, öğrenciler ve halkın da israil konusunda çok soruları
var; onların bazılarını siz de duymuşsunuzdur. tarih boyunca çok
sayıda ülke işgal edildi. ama bu çağda yeni bir ülke (israil), yeni
bir halkla kuruldu. öğrenciler, 60 yıl önce böyle bir ülkenin
yeryüzünde olmadığını söylüyor. eski haritalar ve eski belgelere
baktığımızda da israil diye bir ülke göremiyoruz.’’

ii. dünya savaşı’ndan sonra ’’6 milyon yahudi’nin öldürüldüğünün
iddia edildiğini’’ belirten ahmedinejad, ’’varsayalım ki bu iddialar doğru. acaba bunun mantıklı sonucu, ortadoğu’da israil ülkesinin
kurulmasına ve bu ülkenin desteklenmesine neden olabilir mi?’’ dedi.

abd başkanı bush’a ’’sayın başkan, israil’in hangi harcama ve
sonuçlarla kurulduğunu siz de biliyorsunuz’’ diye hitap eden
ahmedinejad, israil konusundaki görüşlerini şu ifadelerle dile
getirdi:

’’israil, binlerce insanın katledilmesiyle, bölgedeki birkaç
milyon yerli insanın göç ettirilmesiyle, şehir ve köylerin tahrip edilmesiyle kuruldu. bu trajedi, israil’in kuruluş dönemine ait değil.
bu trajedi, maalesef 60 yıldan beri devam ediyor. bu rejim, çocuklara
bile acımıyor. onların evlerini tahrip ediyor, binlerce filistinliyi
cezaevinde tutuyor. bu, son yüzyıllarda benzeri hiç görülmemiş bir
olaydır.

halk, böyle bir rejimin niçin desteklendiğini soruyor.

böyle bir rejimi desteklemek, hz. isa’nın ve hz. musa’nın
şeriatının desteklenmesi midir? bunları desteklemek liberal değerlere
uygun mudur? filistin topraklarının kaderini belirleme hakkını bu
toprakların asıl sahiplerine vermek, insan hakları ve demokrasi
ilkelerine aykırı mıdır? eğer aykırı değilse niçin orada bir
referandum yapılmasına karşı çıkıyorsunuz? niçin bm güvenlik
konseyinde siyonist rejimle ilgili bütün bildiriler veto ediliyor.’’

’’niçin ortadoğu’da teknoloji ve bilim alanında her ilerleme
siyonist rejime karşı bir tehdit olarak algılanıyor?’’ diye soran
ahmedinejad, ’’acaba bilimsel çabalar ve araştırmalar, milletlerin
temel hakkı değil mi? siz, tarihten de biliyorsunuz; ortaçağ dışında
tarihin hangi döneminde, dünyanın hangi yerinde bilim ve teknik
alanında ilerleme suç sayılmıştır?’’ sorusuna da mektubunda yer verdi.

’’darbecileri destekliyorsunuz’’

latin amerika ve afrika’ya da değinen ahmedinejad, ’’niçin onlar
tarafından seçilen hükümetlere karşı çıkıyorsunuz? siz bu kıtalarda
darbecileri destekliyorsunuz. niçin onları devamlı tehdit ediyorsunuz?
niçin onların servet ve madenleri yağmalanıyor? acaba bu girişimler
hz. isa’nın öğretisine, insan haklarına uyuyor mu?’’ dedi.

ahmedinejad, iran halkının da ’’1954 darbesinin desteklenmesi,
islam devrimine karşı çıkılması, iran’daki abd elçiliğinin ülke
karşıtlarını destekleyen bir merkez haline dönüştürülmesi, iran-irak
savaşında saddam hüseyin’in desteklenmesi, iran yolcu uçağının
düşürülmesi, iran halkının mallarının bloke edilmesi, halkın nükleer
teknoloji alanında ilerlemesinden kaygı duyularak her gün iran’ın
tehdit edilmesi’’ konularında soruları olduğunu belirtti.

’’11 eylül olayi, dehşet verici bir hadisedir’’

ahmedinejad, 11 eylül saldırısına ilişkin de şu görüşleri ifade
etti:

’’11 eylül olayı, dehşet verici bir hadisedir. bütün dünyada
günahsız insanları öldürmek, üzüntü verici bir olaydır.

iran hükümeti saldırının ardından olayı kınadı. 11 eylül
saldırısı, basit bir saldırı değildi. istihbarat ve güvenlik
sistemlerinin koordinesi olmaksızın böyle bir operasyon nasıl
planlanabilir? çok ilerlemiş istihbarat ve güvenlik sistemine sahip
olduğunuz söyleniyor. siz hatta kendi düşmanlarınızı sınırlar
ötesinden de vurabilirsiniz. buna rağmen niçin bu olayın boyutları
gizli kaldı ve hala açıklanmadı? niçin bu olayda kusuru olanlar ortaya
çıkarılmadı?’’

11 eylül saldırılarının ardından batı medyasının takındığı tutumu
da eleştiren ahmedinejad, medyanın sürekli terör saldırılarını gündeme
getirerek halkı korkuttuğunu ileri sürdü.

ahmedinejad, abd’nin afganistan’a saldırmasına zemin hazırlamak
için bu şekilde davrandığını savunduğu batı medyasını eleştirdi.

’’dünyanin bu durumundan memnun musunuz?’’

mektubunda dünyadaki mevcut sorunlardan da bahseden ahmedinejad,
şunları kaydetti.

’’dünya ne zamana kadar böyle bir duruma tahammül edebilir? bu
gidişle dünya hangi tarafa yönelecek? dünya halkı ne zamana kadar,
bazı devlet adamlarının yanlış kararlarının bedelini ödeyecek? ne
zamana kadar kitle imha silahlarının üretiminden kaynaklanan
güvensizlik dünya halklarının huzurunu gölgeleyecek? ne zamana kadar
çocukların, erkeklerin, kadınların kanları sokaklarda dökülecek?

acaba siz dünyanın bugünkü durumundan memnun musunuz? bu siyasetin
devam etmesini mi istiyorsunuz?

askeri ve güvenlik konularında yüzmilyarlarca doların harcanması
yerine yoksul ülkelerde sağlık, çeşitli hastalıklarla mücadele, eğitim
ve öğretim alınları ile doğal afetlerden zarar görenlere yatırım
yapsaydınız daha iyi olmaz mıydı? eğer bunları yapsaydınız bugün dünya
hangi konumda olurdu? sizin hükümetiniz ve halkınız bundan gurur
duymaz mıydı?

sizin hükümetinizin siyasi ve ekonomik konumu daha sağlam olmaz
mıydı? ben çok üzüntü duyarak şunu söylüyorum: acaba o durumda, dünya
halkının abd hükümetine karşı nefreti olur muydu?’’

tevhid inanci

ahmedinejad, ’’sayın başkan, milletler ve dünyayla işbirliği
yapmak için daha iyi bir yol yok mu? ’’ diye devam ettiği mektubunda,
’’dünyada yüzmilyonlarca hristiyan, yüzmilyonlarca müslüman,
yüzmilyonlarca da hz. musa ümmetinin yaşadığını, bütün ilahi dinlerin
tevhid (birlik) gibi ortak bir kelimesi olduğunu’’ kaydetti.

mektubunda, kur’an-ı kerim’deki ali imran suresi’nin 63. ayetine
de yer veren ahmedinejad, ’’allah hepimizi, tek allah’a tapmaya ve
o’nun gönderdiği peygamberlere tabi olmaya çağırıyor’’ ifadesini
kullandı.

insanlığın tek kurtuluş yolunun ilahi peygamberlerin öğretisine
dönmek olduğuna inandıklarını ifade eden ahmedinejad, şunları dile
getirdi:

’’sizin de hz. isa’ya eğiliminiz olduğunu duydum. dünyada, sonunda
iyi ve doğru olanların yeryüzüne hakim olacağına inanıyorsunuz. biz de
hz. isa’yı allah’ın büyük ilahi peygamberlerinden biri olarak
biliyoruz.

bütün ilahi peygamberler, bütün insanların bir gün allah’ın önünde
hazır olacaklarını söylemiştir. insanların dünyada yaptıkları
incelenecek, iyi işler yapanlar cennete gidecek, kötü amel işleyenler
de allah’ın azabına çarptırılacaklar. ben ikimizin de böyle bir güne
(kıyamet gününe) inandığımızı düşünüyorum. ama devlet adamlarının
hesap vermesi kolay olmayacak. çünkü bizim, halkımıza ve dünyadaki
bütün insanlara cevap vermemiz gerekiyor.’’

bütün peygamberlerin insanlık için huzur ve barış istediğini
belirten ahmedinejad, ’’tevhid, adalet ilkeleri ve kıyamet gününe
inanmakla dünyadaki mevcut sorunların üstesinden gelinebileceğini’’
ifade etti.

ahmedinejad, ’’dünyadaki bütün sorunların, allah’tan ve
peygamberlerin ilkelerinden uzaklaşmaktan kaynaklandığı’’ görüşünü
savunduğu mektubunu, ’’biz istesek de istemesek de dünya allah’a
ibadet etme ve adalete doğru gidiyor. allah’ın iradesi her şeye galip
gelecek’’ satırlarıyla bitirdi.

http://www.haberturk.com/newengine.php?haberturk=haber&@=227091&c_id=180

bu yazilandan sonra amerika iran sinirina siginak yapmaya baslamistir. nedenini ise sadece sinir guvenligi olarak aciklamislardir.

eh hadi bakalim...daha neler olacak.

hakanlar carpisiyor

ankakusu
cuneyt arkin ve aytekin akkayanin oynadiklari bir film.

bir sahnesinde kaleden(duvardan) asagi atlamasi gereken cocuk kendini kendisini tutmasi icin kurulmus aga birakir.
lakin ag iyi ve olmasi gibi gerketigi gibi yerlestirilmedigi icin cocuk esneyen ag yuzunden kicini topraga carpar.
filmde ses seda cikmadigi halde cocugun aglamaya basladigi bariz bir sekilde gorulebilir, izlenebilir. ama cuneyt abimizdi yanilmiyorsam aldiris etmez cocugu kaptigi gibi goturur.

dağlar bizimdir

ankakusu
siyah beyaz, tamer yigit ve tijen parin oynadigi efeler hakkinda belgesel tadinda bir film.

bu filmi sadece bir olumlu yorum nedeniyle gece izlemeye kara verdim ve pisman olmadim.

yalniz iki sevgilinin uykucu birini uyu, uyu diyerek 40-45 saniye icinde uyutmasi biraz garipti.

bir de filmin kucuk bir bolumunde siyah bir leke vardi. bunun disinda cok iyi bir filmdir.
267 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol