(bkz: allahsiz)
(bkz: sanssiz kurbaga)
sâdeddin kaynak 1895 yilinda istanbulda dogdu.babasi fatih câmii hocalarindan ali alaeddin efendi,annesi havva hanimdir.ilk zamanlarinda hâfiz sâdeddin bey olarak taninmistir. bulundugu semtte ilk ve orta ogrenimini tamamladiktan sonra ilâhiyat fakultesinden mezun oldu. balkan savasinin ciktigi yillarda (1912),"ilâhiyat zabiti" olarak askerlik gorevini yapmak uzere diyarbakira gonderildi. bu munasebetle elazig, harput, malatya, mardin gibi illerimizi dolasti.istanbula dondukten sonra calismalarini kisisel cabasi ile surdurdu. cumhuriyetin kurulusundan sonra, o yillarda adini duyurmus bir sanatkâr olarak birkac kez cankaya koskune cagrildi. ataturkun emri ilekuran-i kerîmin savasla ilgili âyetleri uzerine ordu komutanlarina konferans verdi.
1926 yilinda plâk doldurmak uzere berline, cesitli tarihlerde viyana, paris ve milanoya gitti. turkiyede de plak doldurdu. 1953 yilinda sultanahmed câmii ikinci imamligina tayin edilmisti. beyin kanamasina bagli olarak 1955de sol tarafina felc geldi. son yillarinin kadikoy kosuyolunda bulunan iki katli evinde hasta olarak gecirdi. kaynak 3 subat 1961de oldu.
kaynak : kimkimdir.gen.tr
libya’daki direnisin oncusu ve sembolu omer muhtar, 1862 yilinda libya’nin defne bolgesinin batnan kasabasinda dogdu. annesinin ismi aise binti muharib’tir. omer muhtar ilk ogrenimini babasi muhtar’dan aldi. babasi 1878 yilinda hac vazifesini yerine getirirken vefat edince onun ve kardesi muhammed’in yetistirilmesini babasinin yakin arkadasi seyyid el giryani ustlendi. giryani, omer muhtar’i ve kardesini cagbub’taki islâmi bilimler akademisi’ne yazdirdi ve omer muhtar burada sekiz yil koklu bir din egitimi aldi. ogrenim gorurken bir yandan da kendisini sanat dallarinda yetistirdi ve marangozluk, ziraatcilik, demircilik ve duvar ustaligi gibi el becerilerini elde etti.
muhtar’in liderlik vasfi ve saygin kisiligi kendisine onemli gorevler verilmesini sagladi. cagbub universitesi’nin temsilcisi olarak sudan ve misir’a gonderildi. cesitli heyetlere baskanlik da yapan omer muhtar, kabilelerin arasinda cikan anlasmazliklarda arabulucu olarak gorev aldi. cagbub universitesi’ndeki egitimini tamamladiktan sonra kasur zaviyesinin basina getirildi. daha sonra guneydeki ayn kalak zaviyesi seyhligine atandi. gayretleri ile bu bolgeye fransiz isgal guclerinin girmesini engelledi. daha sonra tekrar kasur zaviyesi imamligina getirildi ve bu gorevini italya’nin libya’ya saldirdigi 1911 yilina kadar surdurdu.
senusi hareketi
omer muhtar bircok kuzey afrikali musluman gibi senusi tarikatina mensuptu. 19.yy’da kuzey afrika’da tesekkul eden bu tasavvuf ekolu kisa zamanda cok hizli bir inkisaf gostermis, icinde barindirdigi dinamizm ile somurgeci guclere karsi afrika muslumanlarin solugunu daima diri ve taze tutmustur.
bir tasavvuf ekolunden ziyade bir islahat hareketi olarak gorulebilecek senusi hareketi, tarikat ve tasavvufu asli guzelligine dondurmeyi, onu bir miskinler ocagi olmaktan cikarip, hayatin her yonunu kucaklayan bir hizmet kurumuna donusturmeyi hedef almisti. merhum allame ustad ebul hasen en nedvi “hakiki tasavvuf” adli eserinde senusiligin tasavvufla cihadi, mucahedeyle mucadeleyi birlestirmenin en parlak ornegi oldugunu dile getirmekdir. islâmi dirilis hareketleri adli eserinde mustafa islamoglunun tespiti de ayni istikamettedir: "mucadele ve mucahede alanlarinin hepsinde birden seferberlik ilan edip iki kanatla birlikte ucabilme iftihari son iki yuzyillik islami dirilis tarihinde sadece senusilere aittir.”
italya’nin libya’ya saldirmasi
batili devletlerinin somurge kurma yarisinda cok gec kalan italya uzun zamandir libya topraklarina goz dikmis, fakat abdulhamitin dirayetli idaresi sayesinde buna firsat bulamamisti. italyanlar, abdulhamid’in tahttan dusurulmesinden sonra bu firsati bulabilmisti. misir’in ingiliz isgalinde olmasi, osmanli devletinin deniz gucunun neredeyse olmamasi vs. gibi sebeblerden dolayi, italyanlar, 27 eylul 1911’de osmanli hukumetine verdikleri ultimatomla trablusgarb’a cikartma yaptilar. italya askeri yetkililerinin hesabi isgalin 15 gunde tamamlanacagi yonundeydi. fakat bir avuc osmanli kuvveti ile dayanisma icindeki libya halki buyuk bir direnis sergiledi. italyan askerleri kiyidaki sahil kentlerinin cevresinde sikisip kaldi. savas cikmaza girdi.
balkan harbinin baslamasi ile italya ile uzlasma yoluna giden osmanli devleti’nin zaten az sayida olan kuvvetlerinin cekilmesi ile libya halki italyan gucleri ile basbasa kaldi. bu sirada umum senusi mucahidinin basi seyyid ahmed es serif es senusi idi. senusi hareketi ilgili bir calisma hazirlayan kadir ozkose bey, seyyid ahmed icin sunlari soylemektedir: “kuzey afrika’nin somurgeci yoneticilerine, hicbir isim, onun ki kadar uykusuz geceler gecirtmedi. hatta 19. yuzyilda cezayirli kahraman emir abdulkadir’in veya fransiz yonetiminin basina buyuk belalar acan fasli abdulkerim’in ismi bile.”
italyan guclerini kiyiya sikistiran mucahidler, son darbe icin hazirlik yapiyorlardi. kendisine yapilan baris tekliflerini elinin tersi ile iten seyyid ahmed soyle haykiriyordu: “gencleri ihtiyarlatacak kadar siddetli ve uzun surecek bir savas istiyoruz; gunden gune siddet ve ciddiyet kazanmakta olan bu savas yalniz yoresiyle sinirli kalmayacaktir. etrafimda “la ilahe illallah muhammed’un resulullah” hukmunu kabul eden bulundukca, ruhum bedeninde kaldikca, hatta trablus’un disinda bile cihadi surdurmemiz mumkun olcaktir. simdiki gibi binlerce,milyonlarca sadik mucahid bulundugu zaman degil, belki yanimda bir gulle, bir fisek kaldigi zaman bile barisa gelemem.”
tam bu sirada senusi hareketinin ve de libya halkinin kaderini etkileyecek bir olay gerceklesti ve i. dunya savasi patlak verdi. seyyid ahmed, bu savasa girme taraftari degildi. zira libya’nin tek yardim kapisi olan misir’da hareketlerine goz yuman ingilizlere hucum etmek intiharla es anlamliydi. osmanli devlet erkaninin plani ise, misir uzerine yapilacak kanal harekatinda, senusi guclerinin libya tarafindan vurmasiyla ingilizleri misir’da bogmakti. senusi kamplarina gelen osmanli subaylari, seyyid ahmed’i iknada cok zorlandilar. almanya’nin gucunu, misir’in osmanli idaresine gecmesi ile mucahidlerin libya’da rahat bir nefes alacagini izah etmeye calistilar. fransiz ve italyanlar’la birlikte bir ucuncu cephe acmak istemeyen seyh, sonunda gittikce artan israrlar karsisinda kerhen de olsa, senusi mucahidlerine ingiliz hududuna saldiri emrini verdi.
ingiliz guclerinin saskinligi sebebiyle hizli bir ilerleme gosteren senusi kuvvetleri, ingilizlerin karsi hucuma gecmesi ile agir kayiplara ugrayip, trablus’un ic kesimlerine cekilmek zorunda kaldilar. ote yandan, suveys kanali civarinda cemal pasa emrindeki osmanli birliklerinin basarisiz harekatlari butun planlari suya dusurdu. ve bu anlamsiz hucum senusilerin misir erzak yolunu tehlikeye dusurmekten baska hicbir ise yaramadi. senusi seyhi, bu agir yenilgiden sonra bir kere daha osmanli devlet adamlarinin iknasina boyun egdi ve halifenin cagrisi uzerine mucadeleyi yarida birakarak bir denizalti ile payitahta geldi ve 1933’te vefatina kadar bir daha libya’yi goremedi. istanbul’da buyuk sâsâ ile karsilanan, yogun ilgiye mazhar olan bu buyuk mucahidi daha sonra kuva-i milliyeye destek icin anadolu’yu karis karis gezerken goruyoruz. (seyyid ahmed’in hayati icin bkz.muhammed senusi-kadir ozkose-insan yayinlari-istanbul-2000)
seyyid ahmed’in ayrilmasi ile yerine seyyid muhammed idris gecti. bu siralar italya buyuk calkantilar icindeydi. 1922’den itibaren benito mussolini liderliginde fasistlerin italya’da egemenligi ele gecirmesi, libya uzerindeki kara bulutlarin daha da artmasina sebeb oldu. italya’yi roma imparatorlugu devrindeki azametine dondurme hulyalari kuran italyan “duce”si, trablusgarb’taki direnisin ezilmesini, senusi mukavemetinin kirilmasini birinci oncelikli is olarak goruyordu. evvel emirde idris senusi ile yaptiklari tum anlasmalari fesheden italyanlar, 1923 yilinda ikinci isgallerine basladilar.
merhum muhammed esed’in ifadesiyle “eline kilictan cok kalemin yakistigi” emir idris ise beklenen italyan saldirisi oncesi libya’yi terk ederek misir’a yerlesti. yerine kardesi muhammed riza ile amcazadesi seyyid seyfeddin’i vekil birakti. fakat onlar da, kendisi gibi cihadin yukunu ve liderligini yapabilecek sahsiyetler degillerdi. ani italyan baskini ile bir an afallayan mucahidler, kisa bir sure icinde bir buyuk liderin etrafinda toparlandilar. daha onceki muharebelerde askeri dehasi ile osmanli subaylarinin dahi dikkatini ceken ve bir senusi liderinin “onun gibi on insan olsaydi, bize yeterdi” dedigi bu kahraman omer muhtardi.
omer muhtar’in hareketin liderligini ustlenmesi
omer muhtar direnisin liderligini ustlendikten sonra, emrindeki kabileleri 100-300 silahli atli ya da yaya olarak kucuk grublar halinde organize etti. bu gucler birer vurucu tim seklinde idi. cok hizli ve seri hareket kabiliyetleri ile italyan askeri kollarina, nakliyelerine, karakollara baskinlar yapiyor ve bir anda ortadan kayboluyorlardi. omer muhtar, emrindeki gucler ile italyan kuvvetleri arasinda, 1923’ten 1932’ye kadar her yil en az elliden fazla muharebe, ikiyuzden fazla kucuk olcekli catisma cereyan ediyordu.
italyanlarin savastigi sadece organize edilmis bir kisim senusi birlikleri degildi. topyekun libya halkina karsi savasiyorlardi. tam bir abluka ve cember icindeki halk bir olum-kalim savasi vermekteydi. omer muhtar, hereketin merkezi olarak karargahini calu vahasinin cebel-i ahdar (yesil dag) bolgesine kurdu. her basarili lider gibi omer muhtar da istihbarata cok onem vermekteydi. korkuyu kacisi akillarindan silmis bulunan senusi kuvvetleri, italyan garnizonlari arasinda mekik dokumaya basladilar. hatta bedevi coban kiligina girerek italyan birliklerinin arasinda dolasmakta ve onlarin hareket stratejilerini daima kontrol etmekteydiler. senusilerin giristikleri carpismalar belirsiz ama yaygin bir hal arz etmekte, saldirilar akil almaz bir halde surmekteydi.
italya’nin sireneyka valisi teruzzi, italyan birliklerinin icine dustugu cikmazi soyle anlatmaktaydi: “italyanlarin, senusiler karsisindaki askeri ustunlukleri bes para etmemekteydi. cunku savastigimiz gucler duzenli bir ordu degildi. karsi gucler bir insicam icerisinde hareket etmekteydi. gucler ayni pozisyonda olsa, ayaklanmalarin bastirilmasi sozkonusu olabilirdi. italyan birliklerin cogu hep savunma durumunda kaldi. senusilerin direnisi karsisinda 5000-10.000 kisilik ordularimiz basarili olamamaktaydi. cunki mucahidler hicbir kayit ve engel tanimamaktaydilar. zaten kaybedecekleri neleri kalmisti ki?...onlar icin, esaret olumden daha beterdi. yasadiklari topraklarda boyunduruk altinda bulunmayi zulum saymaktaydilar. bugun bir yerde ortaya ciksalar, yarin 50 km otede, ertesi gun 100 km otede gun yuzune cikarlardi. bir ay ortadan kaybolur, bir sure sonra masum bedevi kiligina girdikleri olurdu. ya da ormanliklara dalarak izlerini kaybettirirlerdi. kucuk grublar halinde bulunan, yakalanmasi mumkun olmayan, cevik, atak, hizli hareket eden bu ates parcalarina karsi guclu askeri birliklerin ne anlami vardi ki...gunduzleri biz italyanlar, geceleri senusiler hakim oluyordu.”
mucahidlerin kesin basarisi icin iyi bir teskilatlanma gerekiyordu. bu da bir kisim ekonomik ve askeri yardimlari gerektiriyordu. omer muhtar, bir ara bunu temin icin gizlice misir’a gitti ve idris senusi ile bir takim gorusmelerde bulundu. ancak idris, misir ve italyan hukumetlerinin arasini acmamak icin boyle bir yardimi kabul etmedi. omer muhtar’in misir’da oldugunu ogrenen italyan gizli haber alma orgutu, onun baris masasina oturmasi icin ikna etmek uzerine bazi ajanlarini misir’a gonderdi. bu ajanlar omer muhtari misir’da bulup ona kendilerine gore cazip tekliflerde bulundular. eger cihad hareketinden vazgecer ve teslim olursa kendisine bingazi’de en guzel bir kosk, hayatinin sonuna kadar rahat yasayacagi yuklu bir maas, ve ekonomik yardimlar teklif ettilerse de, bu buyuk dava adamindan tarihi bir samar yiyerek elleri bos donmek zorunda kaldilar. soyle kukremisti col arslani: “ben her isteyenin boyle kolayca yutabilecegi bir lokma degilim...beni kimse imanim, davam ve cihadimdan alikoyamayacaktir. allah onlarin istahlarini kursaklarinda birakacaktir.”
idris es senusi ile yaptigi gorusmelerden umidini kesen omer muhtar, misir’li muslumanlarin kismi yardimlarini alarak, beraberindeki heyet ile cebelu’l-ahdar’a dondu. donus yolunda italyanlar tarafindan planlanan bir suikast da basarisizlikla sonuclandi.
1 subat 1924 tarihinde seyyid ahmed es serif’e yazdigi mektupta hakli olarak sunlari ifade ediyordu: “selamdan sonra...biliniz ki biz vatanimizin acikli ve istirabli bir hayat yasayan evlatlariyiz. vatan, istila kuvvetlerinin cizmeleri altinda inliyorken, idris es senusi cikip misir’a gitti. arkasindan italyanlar, yapilan butun anlasmalari iptal ettiler. idris, bizi birakip misir’a iltica etti. biz ise, kendimizi son derece daginik bir vaziyette bulduk. gittigi yonu, dogu ve batisini bilmeyen ve denizin ortasinda yuzen bir gemi gibi terkedildik. sen de ayni sekilde bizi birakip turkiye’ye gitmeyi tercih ettin. sunu bilin ki, vallahi, vallahi ve summe vallahi sizi yakalarinizdan yakalayacagimiz gunler olacak... subhanallah... tatli oldugu ve meyve verdigi gunlerde vataniniza sahip cikiyordunuz da, acikli gunlerde nasilda terkedip gidiyorsunuz? misir’a, idris’in yanina vardik. ondan yardim istedik. fakat bize, “gidin, kendi basinizin caresine bakin, bizim size yapabilecegimiz hicbir yardim yoktur” diye bizi elibos gonderdi. yanaklarimizi sulayan aci gozyaslarimizla, misir’dan cephemize donduk. ancak, sunu iyi biliniz ki, biz allah’a tevekkul ederek vatanimiza geri donduk ve kanimizin son damlasina kadar dinimizi, vatanimizi ve canlarimizi savunarak asla dusmana teslim olmamak uzere ahdettik. ancak yine de bir cok seye muhtaciz. ozellikle silah, sonra para, yiyecek ve giyecege siddetle muhtaciz. yardimcimiz allah’tir, allah...acele edin...yardimda suratli davranin imkaniniz ne elverirse, az veya cok demeyin.”
mucahidler binbir yokluk icinde kivranirken, isgal gucleri, modernize olmus birlikleri ile artik kesin bir darbe icin hazirlaniyorlardi. kuvvet dengesi olmayan bu cirkin savasta, italyanlar icin her sey mubahti. direnis guclerinin halktan yardim gormelerini engellemek icin bolgedeki hayvanlar telef edilmekte, mahsuller, urunler zarara ugratilmakta ve ormanlar yakilmaktaydi. italyanlar bu ikinci isgal doneminde hava kuvvetlerini ve zirhli araclari azami bir sekilde kullandi. bu da mucahid kayiplarinin giderek artmasina sebep oluyordu. ormanliklarin atese verilip, ortadan kaldirilmasi sonucu, gerilla guclerinin seyri kolaylikla kontrol edilebilir hale gelmisti. italyanlar sadece 1923-1929 yilllari arasinda 141.766 kucuk ve buyuk bas hayvani katlettiler. yine bu yillar sehid edilen mucahid rakami italyan verilerine gore 4329’du.
fakat butun onlemlere ragmen libya halkinin direnisi, senusi mukavemeti kirilamiyordu. roma hukumeti bes sene icinde sireneyka’ya bes vali gondermek zorunda kaldi;bongiovanni, mombelli, teruzzi, siciliani ve son olarak meshur graziani.
"biz asla teslim olmayiz. ya kazaniriz,ya oluruz. bizden sonraki nesillerle de savasacaksiniz. bana gelince. ben, cellatlarimdan daha uzun yasayacagim." omer muhtar
olum kalim savasi
italyanlarin ustun silah ve insan gucune karsi mucahidler inatci bir direnis sergilediler. catismalarin dozu gun gittikce artti. bazi arastirmacilar sadece 20 aylik bir zaman diliminde senusi gucleri ile italyan ordusu arasinda 263 carpisma gectigini belirtmektedirler ki, bu da mucadelenin siddeti konusunda bize bir fikir vermektedir. italyan kuvvetleri ilk yillarda ciddi kayiplara ugradilar ve mucahidîne karsi bir ustunluk saglayamadilar. mesela haziran 1923’de sirte’de meydana gelen bir catismada italyanlar 13 subay ve 300 asker kayip verdiler. genel itibariyla mucahidler karsisinda perisan olan italyanlar hinclarini masum halktan cikariyorlardi. bu ise direnise olan destegin gittikce artmasina sebep oldu ve mussolini’nin dedigi gibi “siri, yesil bitki ortusuyle kan rengine bulandi.”
1927 yili mucahidler icin zaferlerle dolu olarak gecti. mart ayinda italyanlarin 7 taburundan 50 askeri arac pusuya dusuruldu. uc yuzden fazla italyan askerinin olduruldugu bu catisma ile alakali italyan general mezetti soyle demektedir: “mart 1927’de gerillalar bize karsi onemli bir basari kazanmistir. toplam 1200 piyade ve 400 suvari gucuyle, kaulan-gerrari-maaua-gerdes abid boyunca uzanan hatlarimizi yararak cebelu’l ahdar’in merkezini ele gecirdiler. cebel’den bir gandula, sira, kasr benigdem, gergerumma ve sahile kadar uzanan karakollariyla bizim isgal kuvvetimizi iki kisma bolduler. kuf bolgelerinde 200 faal asker gerillalarin emrinde bulunuyordu.”
yine bu donemdeki catismalarda mucahidler pek cok dusman ucagini dusurduler, cok sayida ust rutbeli subayi oldurduler. ve fazla miktarda cephane ve topu ganimet olarak kazandilar. buna karsi italyanlar da yeni tedbirler dusunmeye baslamislardi. oncelikle cepheyi icten cokertmenin yollarini aradilar ve kesenin agzini actilar. boylece 13 tane kabile seyhini satin aldilar. bu islerin gerceklesmesinde omer muhtar’in cocukluk arkadasi, senusi davasina ihanet eden senusi seyhi serif el giryani onemli bir rol oynadi.
cephede sarsinti
savasin gittikce uzamasi, katliam ve kitligin insanlari telef etmesi, italyanlarin bazi kabile reislerini vaatlerle kandirmasi mucahit cephesinde bir karisikliga sebep oldu. cesitli kabile seyhleri omer muhtar’a italyanlara teslim olmasini ve bolgelerinden cekilip gitmesini, aksi takdirde kendisi ile savasacaklarini ilettiler. boyle tehlikeli bir vaziyette metanetini elden birakmayan omer muhtar butun kabile reislerini umumi mesverete davet etti. kasr el mecahir’de akdedilen genis capli toplantida herkes ozgurce reyini ortaya koydu. ortamin alabildigine gergin ve elektrikli oldugu bir anda omer muhtar surekli cebinde tasidigi kucuk mushafini cikararak elini onun uzerine koydu ve tarihe gecen su mukemmel sozlerle herkesi susturdu: “vallahi, ya zafer veya sehadete ermeden bu daglari terk etmeyecegim ve italyanlara karsi devam eden bu savasi asla durdurmayacagim. misir’a gitmek isteyenler buyurup gitsinler, italyanlara teslim olup olumden kurtulmak isteyenler de teslim olsunlar, hic kimse onlari tutmus degildir.”
liderin bu kesin azmi ve kararliligi karsisinda teklif sahipleri ozur dilediler ve bu toplanti buyuk bir vahdet havasi icinde sona erdi.
artan baskilar
italyanlar bir halk hareketi karsisinda olduklarinin farkindaydilar. general mezzetti bir raporunda buna soyle deginiyor: “direnis buralarda tarihe mal olmustur ve kural tanimayan bu insanlara tarih boyunca silahli kuvvet zoruyla kanun ve nizam empoze edilebilmisti. cihad ruhuna sahip bu gocer insanlari ciftlik sahalarina ve sehirlere cekmeden pek fazla bir seyin degismeyecegini soyleyebiliriz.”
italyanlar senusi mukavemetinin kaynagini kurutmak uzere halki sahil sehirlere yakin yerlerde kurduklari esir kamplarinda toplamaya basladilar. 1929 yilina gelindiginde durum su vaziyette idi; sahildeki butun sehirler ve cebel-i ahdar’in kuzey taraflari italyanlarin siki kontrolu altindaydi. italyanlar bu tahkim edilmis noktalar arasinda hava filolari ile, mekanize birlikleriyle ve ozellikle somurgeleri olan eritre’den getirdikleri zavalli insanlardan olusturduklari piyade askerleri ile surekli devriye geziyorlardi. artik gerillaya karsi onun usuluyle carpisiyorlardi. senusi mukavemetinin belkemigini olusturan bedevilerin beklenmedik saldirilara, hava baskinlarina ugramadan bolgede dolasmalari hemen hemen imkansiz gibiydi. bir bedevi kampini kesfeden kesif ucaklari cogu zaman telsizle durumu en yakin italyan birligine haber veriyor ve ucaklardan acilan makineli tufek atesi kamp sakinlerinin toparlanip bir yere siginmalarini onlerken, nereden ciktigi belli olmayan bir kac zirhli arac kampi kusatip, namlularini dosdogru cadirlara, develere, kadin, cocuk, yasli ayirimi gozetmeksizin insanlara cevirerek kamplari yerle bir ediyorlardi. bu katliamdan sonra sag kalan canlilarsa suruler halinde zirhli araclarin onune katilip kuzeye dogru, italyanlarin sahil yakinlarinda kurduklari mustahkem toplama kamplarina goturuluyorlardi.
buna ragmen mukavemet durmuyordu. general mezzetti, 1 aralik 1928’de yazdigi raporunda soyle diyor: “bolgede siyasi ve askeri bir organizasyon gerceklesmeden, omer muhtar’in siyasi ve askeri orgutunun cokertilmesi ve bolgenin kontrol altina alinmasi mumkun degildir.”
mutareke gorusmeleri
1929’da valilige atanan badoglio, genel af ilan etti ve teslim olmayip direnise devam edecekleri, kotu bir sekilde bastiracagini bildirdi. oyle ki, badoglio, “berka kasabi” namiyla anilir oldu. ama ne halka karsi savurdugu tehditler, ne de af soylentisinin cok buyuk bir tesiri gorulmedi. subat-mart 1929’da gerilla saldirilari daha da artti. omer muhtar, italyan guclerinin yogun bombardimanlari altinda buyuk bir direnis sergiledi. fakat savasa kisa bir sure ara verilmesi mucahidlerce de uygun olacakti. omer muhtar ve arkadaslari 13 haziran’da vali yardimcisi sciliani, 18 haziranda badoglio ve 28 haziranda tekrar sciliani ile cebel’in degisik yerlerinde gorusmeler yaptilar. iki aylik suren mutarekenin sadece bir oyalamadan ibaret oldugunu goren omer muhtar, ekim ayinda mutarekeyi bozdu ve catismalar tekrar basladi.
8 kasim 1929’da mucahidler bingazi’deki italyan karargahina saldiri duzenlediler. buradaki italyan birligini tamamen ortadan kaldirip, karargahi havaya ucurdular. bu ise somurgeciler arasinda buyuk bir saskinlik dogurdu. sonunda mussolini duruma el atti ve harekatin basina general rodolfo graziani getirildi.(10 ocak 1930)
graziani
graziani somurgelerde ozel olarak yetistirilmis, komutanlarin en tecrubeli ve en acimasiz olaniydi. once bir analiz yapan general, durumu soyle ozetlemekteydi: “savas hali kizismistir. muslumanlarin kayiplari cuzidir. omer muhtar yaralanmasina ragmen, hala yeni taktiklerle saldirilarini duzenlemektedir. direnis senusi kaynaklidir. bu hareket, bir grup veya bir sahsa indirgenemez. gerektiginde yeni kitle ve dipdiri baska bir liderle hareket devam edecektir.” bu analizleri yapan graziani su tedbirleri aldi:
1-senusi tekkelerini kapatti, seyhlerini yurt disina surdu, malvarliklarina el koydu.
2-halkin silahsizlandirmasina buyuk agirlik verdi, silah aramalarini arttirdi.
3-seyyar mahkemeler kurdurup halka kan kusturdu. bu mahkemelerin cogu idam ile neticelendi.
4-toplama kamplarini genisletti ve butun bir ulkeyi abluka altina aldi. kamplardaki yasama kosullari tam bir vahset ornegiydi. bu kadar insanin dortte birini bile doyuracak erzak yoktu. esirler ve gasp edilen hayvanlar arasinda olum orani tuyler urperticiydi.
5-misir hududunda 300 km’lik bir alani dikenli tel orgulerle sardi.
6-col yollarini ucak devriyeleriyle surekli gozetim altinda bulundurdu
7-italyan hukumetinin emrinde calisan yerli memur ve askerleri hainlikle suclayip pasifize etti.
8-misirla olan her turlu ticareti yasakladi, cebel-i ahdar halkinin ekonomisini kontrol altina aldi.
butun bu tedbirlerden sonra muslumanlara karsi ard arda bir cok baskinlar ve saldirilar duzenlendi. baskinlar surmesine ragmen omer muhtar hala operasyonlarina devam ediyordu. 11 nisan 1930’da el faidiyye uzerinde buyuk bir saldiri duzenleyen mucahidler, italyanlari unutamayacaklari bir hezimete ugrattilar. graziani, bu hususta hatiralarinda sunlari kaydeder: “bu hezimet bizim moralimizi bir hayli bozup kalplerimize buyuk bir sikinti verdi. buna karsilik bu yenilgimiz, mucahidlere buyuk bir moral verip, maneviyatlarini bir hayli kuvvetlendirmisti. bunun uzerine omer muhtar, mucahidlere hitaben soyle seslenmisti. “sayet bingazi’den cebel’ul ahdar’a dogru gurleyen bir aslan sesi isitirseniz, sakin korkmayin. zira olaylar ve zafer dolu gunler size aslan kurku icinde yatan bir essegin oldugunu gosterecektir.”
graziani bunun uzerine, 16 haziran 1930’da bizzat koordine ettigi birliklerle(13.000 kisi) fayed bolgesindeki omer muhtar’in uzerine yurudu. basaracagindan o kadar emindi ki, vali badoglio’yu zaferini kutlamaya davet ediyordu. fakat cok guclu bir istihbarata sahip omer muhtar, mucahid kuvvetlerini kucuk gruplara ayirarak birbirinden uzak noktalara pusuya yerlestirdi. sonucta muslumanlar cok az bir kayip vererek graziani’yi eli bos gonderdiler.
bu sok yenilgiden sonra badoglio, graziani’ye gonderdigi mektupta soyle yazmaktaydi: “simdiye kadar siri’de “uzun menzilli” diye adlandirdiginiz, uzak noktalardan gelip bir hedefe hareket eden harekatlariniz hep basarisiz olmustur. ve mevcut sartlar degismedikce de her zaman basarisizliga mahkum kalacaktir. cunku, bu son olaydaki yenilgi ilk olan yenilgi degildi. halk ve sahradakiler, zaten guclu bir istihbarata sahip direniscilerle oyle bir is birligi icindedirler ki, bizim attigimiz adimdan aninda haberdar olmaktadirlar. omer muhtar’in basarisini bu haber alma servisine baglamak gerektir.”
badoglio, dusmani omer muhtar’in dehasi icinde su itiraflari yapmak zorunda kalmisti: “bu direnis bir kisinin omuzlarindadir. omer muhtar, bu isi kimseye birakmamaktadir. bir cok basli durumlarda kiskanclik ve ic cekismeye imkan olsa da, omer muhtar’in disiplinli dava arkadaslari buna firsat birakmiyorlar. her zaman ve durumda, sozu emir sayilmaktaydi. savas aleyhine gelistiginde, guclu haber alma servisi sayesinde, savasa ara veriyor. bize gelen bilgileri dahi yonlendirebiliyor.”
harekatta donum noktasi:kufra’nin dususu
graziani, hem prestijini kurtarmak hem de mucahidlerin misir hududundan yardim almalarinin onunu kesmek icin seleflerin yapamadigi bir ise karar verdi. libya’nin guneyinde italyanlarin ulasamadigi tek toprak parcasi olan kufra’yi isgal etmek. 1930’un sonlarinda yapilan hazirliklardan sonra, 1931 ocak ayinda col asildi ve kufra dustu. italyanlarin burada yaptigi katliam, iskence ve tecavuzler dillere destandir. graziani, teslim olan halkin gozleri onunde kur’an-i kerim’i paramparca edip, ayaklarinin altinda cigneyerek “haydi, cagirin da (hâsâ) bedevi peygamberiniz yardiminiza gelsin” demis, ertesi gunu sehrin ileri gelen ulemasi ucaklardan atilmis, vahadaki butun hurma agaclari kesilmis, kuyular yakilmis, mehdi senusi’ye ait tarihi kutuphane alevlere teslim edilmis ve insanlarin namuslari kirletilmisti.
kufra’nin elden cikmasiyla mucahidlerin elinde korunmasiz cebel’ul ahdar kaliyordu ki, burasi da italyanlarin gittikce siklasan kontrol ve gozetimleri altinda her gun adim adim elden cikiyor,yavas yavas fakat geri donulmez bir bicimde cember daraliyordu.artik cebeldeki savasin son devresi baslamisti... omer muhtar, bu durumu 1931 ocaginin son gunlerinde misir hududunu gizlice gecip, kendisiyle gorusen muhammed esed’e soyle ifade etmisti: “sen de goruyorsun ya evlat, gercekten biz artik bize taninan vadenin sonuna gelmisiz. savasiyoruz, cunku dusmani bu topraklardan sokup atincaya kadar ya da bu ugurda olunceye kadar imanimiz ve ozgurlugumuz icin savasmak zorundayiz. baska yolu yok. allah’a aidiz ve o’na donecegiz. kadinlarimizi, cocuklarimizi misir’a gonderdik ki, cenab-i allah bizi olume cagirdigi zaman arkamiza donup bakmayalim.”
esir dusmesi ve vefati
ve 11 eylul 1931...omer muhtar ve yanindaki bir kisim mucahidîn silanta mevkiinde bulunan hz. muhammed (s.a.v.)’in sahabelerinden sidi rafi hazretlerinin kabrini ziyaret etmeye karar verdikleri zaman italyanlarin tuttugu bolgenin icersine girmislerdi. italyan istihbarati onun varligini haber almisti. vadiyi her yonden saran kuvvetlerin olusturdugu cemberi yarmanin imkani yoktu. mucahidler son nefeslerine kadar carpistilar. son anda seydi omer’in de ati vurulup yikildi ve onu yere dusurdu. ama bu yetmisini geckin ihtiyar aslan yilmadi, kendini toparlayip tufegini ateslemeye devam etti. elinden yaralananinca tufegi diger eline aldi. artik yapacak bir sey kalmayinca, askerler uzerine cullandilar ve onu esir ettiler. once sûse’ye sonra bingazi’ye 60 km uzakliktaki suluk’a goturuldu. burada italyan birliklerinin genel kumandani graziani’nin karsisina cikartildi. bu gorusmedeki tavirlarindan etkilenen general onun hakkinda sunlari yazacaktir: “odama girdigi andan cikip gittigi ana kadar onun vakar ve haysiyetine son derece hayranlikla bakip durdum. onun tavir ve davranislarini cok begendim ve hayran kaldim.”
graziani, hatiralarinda omer muhtar hakkinda sunlari demekten kendini alamaz. “omer muhtar inancina, akidesine son derece bagli bir adamdi. onun bu inancina saldirmaya kalkisana kim olursa olsun buyuk bir heyecan ve azimle karsi koyardi. o, vatanina saldiranlara karsi da korkusuzca savasiyordu. vatanina yapilacak herhangi bir saldiriyi karsiliksiz birakmayi kabullenecek bir sahsiyet degildi.” “ o karsisindakine aninda cevap verecek ustun bir zekaya sahipti. ayni zamanda omer muhtar ileri seviyede dini kulture sahipti. onun kesin tavirli bir huyu vardi. o, dinine ait hicbir seyi ihmal etmeyecek ve dinini herhangi bir maddi menfaat karsiliginda satmayacak ustun bir kisilige sahipti. dunyevi hicbir cikar pesinde olmayan bir kisiydi. ustelik hayli fakir bir adamdi. din ve vatan sevgisinden baska hicbir dunyevi seye de malik degildi.” “ona canli ve hazir bir zeka bahsedilmisti. dini konularda iyi bir egitim gormus, hareketli,mutevazi ama tavizsiz...”
mucahidlerin teslim olmasi teklifini red eden omer muhtar, 15 eylul 1931 gunu italyan sikiyonetim mahkemesi tarafindan gostermelik bir durusmaya cikarildi ve graziani’nin daha onceden emrettigi gibi idam karari veren mahkemenin yuzune su tokadi savurdu: “hukum ve karar yalniz allah’indir. sizin bu sahte ve uydurma hukmunuzun hicbir gecerliligi yoktur. inna lillah ve inna ileyhi raciun(biz allah’in kullariyiz ve sonunda ona donuculeriz)”.
ayni gun, toplama kamplarindan getirilen binlerce libyalinin gozleri onunde gayet sakin ve korkusuzca idam sehpasina cikti. fecr suresinin son ayetlerinden “ey huzura ermis nefis! razi edici ve razi edilmis olarak rabbine don” ayetleri dilinde virdi zebandi... ozgurlugu icin her seyi goze aldigi yesil daglarina son bir kere daha bakti ve bir milleti yetim birakarak ebed alemine dogru kanatlandi. yer suluk carsisi idi.
son olarak muhammed esed’in 1932’de medine’de onun sehadetini haber aldiginda agzindan dokulenleri nakledelim: “omer el muhtar oldu ha...su sireneyka aslani, yetmis su kadar yasina ragmen halkinin ozgurlugu icin yilmadan sonuna kadar savasan omer el muhtar oldu demek...on uzun yil boyunca, on uzun ve cileli yil boyunca en modern silahlarla donatilmis mekanize birliklerle, ucaklarla, topcu bataryalariyla takviye edilmis dusman ordularina, kendinden en az on kat daha kalabalik italyan kuvvetlerine karsi halkin umutsuz direnisine bayrak olan omer el muhtar...piyade tufeklerinden ve birkac attan baska bir seyleri olmayan, yari ac mucahidlerinin basinda kocaman bir esir kampina donusturulen bir ulkede son kursununu sikincaya kadar umutsuz bir gerilla savasi surduren koca omer el muhtar...”
unlu aktor anthony quin’in basrol oynadigi, 1980 yapimli "lion of desert / col aslani" film ile tum dunyaca tanindi.
muhtar’in liderlik vasfi ve saygin kisiligi kendisine onemli gorevler verilmesini sagladi. cagbub universitesi’nin temsilcisi olarak sudan ve misir’a gonderildi. cesitli heyetlere baskanlik da yapan omer muhtar, kabilelerin arasinda cikan anlasmazliklarda arabulucu olarak gorev aldi. cagbub universitesi’ndeki egitimini tamamladiktan sonra kasur zaviyesinin basina getirildi. daha sonra guneydeki ayn kalak zaviyesi seyhligine atandi. gayretleri ile bu bolgeye fransiz isgal guclerinin girmesini engelledi. daha sonra tekrar kasur zaviyesi imamligina getirildi ve bu gorevini italya’nin libya’ya saldirdigi 1911 yilina kadar surdurdu.
senusi hareketi
omer muhtar bircok kuzey afrikali musluman gibi senusi tarikatina mensuptu. 19.yy’da kuzey afrika’da tesekkul eden bu tasavvuf ekolu kisa zamanda cok hizli bir inkisaf gostermis, icinde barindirdigi dinamizm ile somurgeci guclere karsi afrika muslumanlarin solugunu daima diri ve taze tutmustur.
bir tasavvuf ekolunden ziyade bir islahat hareketi olarak gorulebilecek senusi hareketi, tarikat ve tasavvufu asli guzelligine dondurmeyi, onu bir miskinler ocagi olmaktan cikarip, hayatin her yonunu kucaklayan bir hizmet kurumuna donusturmeyi hedef almisti. merhum allame ustad ebul hasen en nedvi “hakiki tasavvuf” adli eserinde senusiligin tasavvufla cihadi, mucahedeyle mucadeleyi birlestirmenin en parlak ornegi oldugunu dile getirmekdir. islâmi dirilis hareketleri adli eserinde mustafa islamoglunun tespiti de ayni istikamettedir: "mucadele ve mucahede alanlarinin hepsinde birden seferberlik ilan edip iki kanatla birlikte ucabilme iftihari son iki yuzyillik islami dirilis tarihinde sadece senusilere aittir.”
italya’nin libya’ya saldirmasi
batili devletlerinin somurge kurma yarisinda cok gec kalan italya uzun zamandir libya topraklarina goz dikmis, fakat abdulhamitin dirayetli idaresi sayesinde buna firsat bulamamisti. italyanlar, abdulhamid’in tahttan dusurulmesinden sonra bu firsati bulabilmisti. misir’in ingiliz isgalinde olmasi, osmanli devletinin deniz gucunun neredeyse olmamasi vs. gibi sebeblerden dolayi, italyanlar, 27 eylul 1911’de osmanli hukumetine verdikleri ultimatomla trablusgarb’a cikartma yaptilar. italya askeri yetkililerinin hesabi isgalin 15 gunde tamamlanacagi yonundeydi. fakat bir avuc osmanli kuvveti ile dayanisma icindeki libya halki buyuk bir direnis sergiledi. italyan askerleri kiyidaki sahil kentlerinin cevresinde sikisip kaldi. savas cikmaza girdi.
balkan harbinin baslamasi ile italya ile uzlasma yoluna giden osmanli devleti’nin zaten az sayida olan kuvvetlerinin cekilmesi ile libya halki italyan gucleri ile basbasa kaldi. bu sirada umum senusi mucahidinin basi seyyid ahmed es serif es senusi idi. senusi hareketi ilgili bir calisma hazirlayan kadir ozkose bey, seyyid ahmed icin sunlari soylemektedir: “kuzey afrika’nin somurgeci yoneticilerine, hicbir isim, onun ki kadar uykusuz geceler gecirtmedi. hatta 19. yuzyilda cezayirli kahraman emir abdulkadir’in veya fransiz yonetiminin basina buyuk belalar acan fasli abdulkerim’in ismi bile.”
italyan guclerini kiyiya sikistiran mucahidler, son darbe icin hazirlik yapiyorlardi. kendisine yapilan baris tekliflerini elinin tersi ile iten seyyid ahmed soyle haykiriyordu: “gencleri ihtiyarlatacak kadar siddetli ve uzun surecek bir savas istiyoruz; gunden gune siddet ve ciddiyet kazanmakta olan bu savas yalniz yoresiyle sinirli kalmayacaktir. etrafimda “la ilahe illallah muhammed’un resulullah” hukmunu kabul eden bulundukca, ruhum bedeninde kaldikca, hatta trablus’un disinda bile cihadi surdurmemiz mumkun olcaktir. simdiki gibi binlerce,milyonlarca sadik mucahid bulundugu zaman degil, belki yanimda bir gulle, bir fisek kaldigi zaman bile barisa gelemem.”
tam bu sirada senusi hareketinin ve de libya halkinin kaderini etkileyecek bir olay gerceklesti ve i. dunya savasi patlak verdi. seyyid ahmed, bu savasa girme taraftari degildi. zira libya’nin tek yardim kapisi olan misir’da hareketlerine goz yuman ingilizlere hucum etmek intiharla es anlamliydi. osmanli devlet erkaninin plani ise, misir uzerine yapilacak kanal harekatinda, senusi guclerinin libya tarafindan vurmasiyla ingilizleri misir’da bogmakti. senusi kamplarina gelen osmanli subaylari, seyyid ahmed’i iknada cok zorlandilar. almanya’nin gucunu, misir’in osmanli idaresine gecmesi ile mucahidlerin libya’da rahat bir nefes alacagini izah etmeye calistilar. fransiz ve italyanlar’la birlikte bir ucuncu cephe acmak istemeyen seyh, sonunda gittikce artan israrlar karsisinda kerhen de olsa, senusi mucahidlerine ingiliz hududuna saldiri emrini verdi.
ingiliz guclerinin saskinligi sebebiyle hizli bir ilerleme gosteren senusi kuvvetleri, ingilizlerin karsi hucuma gecmesi ile agir kayiplara ugrayip, trablus’un ic kesimlerine cekilmek zorunda kaldilar. ote yandan, suveys kanali civarinda cemal pasa emrindeki osmanli birliklerinin basarisiz harekatlari butun planlari suya dusurdu. ve bu anlamsiz hucum senusilerin misir erzak yolunu tehlikeye dusurmekten baska hicbir ise yaramadi. senusi seyhi, bu agir yenilgiden sonra bir kere daha osmanli devlet adamlarinin iknasina boyun egdi ve halifenin cagrisi uzerine mucadeleyi yarida birakarak bir denizalti ile payitahta geldi ve 1933’te vefatina kadar bir daha libya’yi goremedi. istanbul’da buyuk sâsâ ile karsilanan, yogun ilgiye mazhar olan bu buyuk mucahidi daha sonra kuva-i milliyeye destek icin anadolu’yu karis karis gezerken goruyoruz. (seyyid ahmed’in hayati icin bkz.muhammed senusi-kadir ozkose-insan yayinlari-istanbul-2000)
seyyid ahmed’in ayrilmasi ile yerine seyyid muhammed idris gecti. bu siralar italya buyuk calkantilar icindeydi. 1922’den itibaren benito mussolini liderliginde fasistlerin italya’da egemenligi ele gecirmesi, libya uzerindeki kara bulutlarin daha da artmasina sebeb oldu. italya’yi roma imparatorlugu devrindeki azametine dondurme hulyalari kuran italyan “duce”si, trablusgarb’taki direnisin ezilmesini, senusi mukavemetinin kirilmasini birinci oncelikli is olarak goruyordu. evvel emirde idris senusi ile yaptiklari tum anlasmalari fesheden italyanlar, 1923 yilinda ikinci isgallerine basladilar.
merhum muhammed esed’in ifadesiyle “eline kilictan cok kalemin yakistigi” emir idris ise beklenen italyan saldirisi oncesi libya’yi terk ederek misir’a yerlesti. yerine kardesi muhammed riza ile amcazadesi seyyid seyfeddin’i vekil birakti. fakat onlar da, kendisi gibi cihadin yukunu ve liderligini yapabilecek sahsiyetler degillerdi. ani italyan baskini ile bir an afallayan mucahidler, kisa bir sure icinde bir buyuk liderin etrafinda toparlandilar. daha onceki muharebelerde askeri dehasi ile osmanli subaylarinin dahi dikkatini ceken ve bir senusi liderinin “onun gibi on insan olsaydi, bize yeterdi” dedigi bu kahraman omer muhtardi.
omer muhtar’in hareketin liderligini ustlenmesi
omer muhtar direnisin liderligini ustlendikten sonra, emrindeki kabileleri 100-300 silahli atli ya da yaya olarak kucuk grublar halinde organize etti. bu gucler birer vurucu tim seklinde idi. cok hizli ve seri hareket kabiliyetleri ile italyan askeri kollarina, nakliyelerine, karakollara baskinlar yapiyor ve bir anda ortadan kayboluyorlardi. omer muhtar, emrindeki gucler ile italyan kuvvetleri arasinda, 1923’ten 1932’ye kadar her yil en az elliden fazla muharebe, ikiyuzden fazla kucuk olcekli catisma cereyan ediyordu.
italyanlarin savastigi sadece organize edilmis bir kisim senusi birlikleri degildi. topyekun libya halkina karsi savasiyorlardi. tam bir abluka ve cember icindeki halk bir olum-kalim savasi vermekteydi. omer muhtar, hereketin merkezi olarak karargahini calu vahasinin cebel-i ahdar (yesil dag) bolgesine kurdu. her basarili lider gibi omer muhtar da istihbarata cok onem vermekteydi. korkuyu kacisi akillarindan silmis bulunan senusi kuvvetleri, italyan garnizonlari arasinda mekik dokumaya basladilar. hatta bedevi coban kiligina girerek italyan birliklerinin arasinda dolasmakta ve onlarin hareket stratejilerini daima kontrol etmekteydiler. senusilerin giristikleri carpismalar belirsiz ama yaygin bir hal arz etmekte, saldirilar akil almaz bir halde surmekteydi.
italya’nin sireneyka valisi teruzzi, italyan birliklerinin icine dustugu cikmazi soyle anlatmaktaydi: “italyanlarin, senusiler karsisindaki askeri ustunlukleri bes para etmemekteydi. cunku savastigimiz gucler duzenli bir ordu degildi. karsi gucler bir insicam icerisinde hareket etmekteydi. gucler ayni pozisyonda olsa, ayaklanmalarin bastirilmasi sozkonusu olabilirdi. italyan birliklerin cogu hep savunma durumunda kaldi. senusilerin direnisi karsisinda 5000-10.000 kisilik ordularimiz basarili olamamaktaydi. cunki mucahidler hicbir kayit ve engel tanimamaktaydilar. zaten kaybedecekleri neleri kalmisti ki?...onlar icin, esaret olumden daha beterdi. yasadiklari topraklarda boyunduruk altinda bulunmayi zulum saymaktaydilar. bugun bir yerde ortaya ciksalar, yarin 50 km otede, ertesi gun 100 km otede gun yuzune cikarlardi. bir ay ortadan kaybolur, bir sure sonra masum bedevi kiligina girdikleri olurdu. ya da ormanliklara dalarak izlerini kaybettirirlerdi. kucuk grublar halinde bulunan, yakalanmasi mumkun olmayan, cevik, atak, hizli hareket eden bu ates parcalarina karsi guclu askeri birliklerin ne anlami vardi ki...gunduzleri biz italyanlar, geceleri senusiler hakim oluyordu.”
mucahidlerin kesin basarisi icin iyi bir teskilatlanma gerekiyordu. bu da bir kisim ekonomik ve askeri yardimlari gerektiriyordu. omer muhtar, bir ara bunu temin icin gizlice misir’a gitti ve idris senusi ile bir takim gorusmelerde bulundu. ancak idris, misir ve italyan hukumetlerinin arasini acmamak icin boyle bir yardimi kabul etmedi. omer muhtar’in misir’da oldugunu ogrenen italyan gizli haber alma orgutu, onun baris masasina oturmasi icin ikna etmek uzerine bazi ajanlarini misir’a gonderdi. bu ajanlar omer muhtari misir’da bulup ona kendilerine gore cazip tekliflerde bulundular. eger cihad hareketinden vazgecer ve teslim olursa kendisine bingazi’de en guzel bir kosk, hayatinin sonuna kadar rahat yasayacagi yuklu bir maas, ve ekonomik yardimlar teklif ettilerse de, bu buyuk dava adamindan tarihi bir samar yiyerek elleri bos donmek zorunda kaldilar. soyle kukremisti col arslani: “ben her isteyenin boyle kolayca yutabilecegi bir lokma degilim...beni kimse imanim, davam ve cihadimdan alikoyamayacaktir. allah onlarin istahlarini kursaklarinda birakacaktir.”
idris es senusi ile yaptigi gorusmelerden umidini kesen omer muhtar, misir’li muslumanlarin kismi yardimlarini alarak, beraberindeki heyet ile cebelu’l-ahdar’a dondu. donus yolunda italyanlar tarafindan planlanan bir suikast da basarisizlikla sonuclandi.
1 subat 1924 tarihinde seyyid ahmed es serif’e yazdigi mektupta hakli olarak sunlari ifade ediyordu: “selamdan sonra...biliniz ki biz vatanimizin acikli ve istirabli bir hayat yasayan evlatlariyiz. vatan, istila kuvvetlerinin cizmeleri altinda inliyorken, idris es senusi cikip misir’a gitti. arkasindan italyanlar, yapilan butun anlasmalari iptal ettiler. idris, bizi birakip misir’a iltica etti. biz ise, kendimizi son derece daginik bir vaziyette bulduk. gittigi yonu, dogu ve batisini bilmeyen ve denizin ortasinda yuzen bir gemi gibi terkedildik. sen de ayni sekilde bizi birakip turkiye’ye gitmeyi tercih ettin. sunu bilin ki, vallahi, vallahi ve summe vallahi sizi yakalarinizdan yakalayacagimiz gunler olacak... subhanallah... tatli oldugu ve meyve verdigi gunlerde vataniniza sahip cikiyordunuz da, acikli gunlerde nasilda terkedip gidiyorsunuz? misir’a, idris’in yanina vardik. ondan yardim istedik. fakat bize, “gidin, kendi basinizin caresine bakin, bizim size yapabilecegimiz hicbir yardim yoktur” diye bizi elibos gonderdi. yanaklarimizi sulayan aci gozyaslarimizla, misir’dan cephemize donduk. ancak, sunu iyi biliniz ki, biz allah’a tevekkul ederek vatanimiza geri donduk ve kanimizin son damlasina kadar dinimizi, vatanimizi ve canlarimizi savunarak asla dusmana teslim olmamak uzere ahdettik. ancak yine de bir cok seye muhtaciz. ozellikle silah, sonra para, yiyecek ve giyecege siddetle muhtaciz. yardimcimiz allah’tir, allah...acele edin...yardimda suratli davranin imkaniniz ne elverirse, az veya cok demeyin.”
mucahidler binbir yokluk icinde kivranirken, isgal gucleri, modernize olmus birlikleri ile artik kesin bir darbe icin hazirlaniyorlardi. kuvvet dengesi olmayan bu cirkin savasta, italyanlar icin her sey mubahti. direnis guclerinin halktan yardim gormelerini engellemek icin bolgedeki hayvanlar telef edilmekte, mahsuller, urunler zarara ugratilmakta ve ormanlar yakilmaktaydi. italyanlar bu ikinci isgal doneminde hava kuvvetlerini ve zirhli araclari azami bir sekilde kullandi. bu da mucahid kayiplarinin giderek artmasina sebep oluyordu. ormanliklarin atese verilip, ortadan kaldirilmasi sonucu, gerilla guclerinin seyri kolaylikla kontrol edilebilir hale gelmisti. italyanlar sadece 1923-1929 yilllari arasinda 141.766 kucuk ve buyuk bas hayvani katlettiler. yine bu yillar sehid edilen mucahid rakami italyan verilerine gore 4329’du.
fakat butun onlemlere ragmen libya halkinin direnisi, senusi mukavemeti kirilamiyordu. roma hukumeti bes sene icinde sireneyka’ya bes vali gondermek zorunda kaldi;bongiovanni, mombelli, teruzzi, siciliani ve son olarak meshur graziani.
"biz asla teslim olmayiz. ya kazaniriz,ya oluruz. bizden sonraki nesillerle de savasacaksiniz. bana gelince. ben, cellatlarimdan daha uzun yasayacagim." omer muhtar
olum kalim savasi
italyanlarin ustun silah ve insan gucune karsi mucahidler inatci bir direnis sergilediler. catismalarin dozu gun gittikce artti. bazi arastirmacilar sadece 20 aylik bir zaman diliminde senusi gucleri ile italyan ordusu arasinda 263 carpisma gectigini belirtmektedirler ki, bu da mucadelenin siddeti konusunda bize bir fikir vermektedir. italyan kuvvetleri ilk yillarda ciddi kayiplara ugradilar ve mucahidîne karsi bir ustunluk saglayamadilar. mesela haziran 1923’de sirte’de meydana gelen bir catismada italyanlar 13 subay ve 300 asker kayip verdiler. genel itibariyla mucahidler karsisinda perisan olan italyanlar hinclarini masum halktan cikariyorlardi. bu ise direnise olan destegin gittikce artmasina sebep oldu ve mussolini’nin dedigi gibi “siri, yesil bitki ortusuyle kan rengine bulandi.”
1927 yili mucahidler icin zaferlerle dolu olarak gecti. mart ayinda italyanlarin 7 taburundan 50 askeri arac pusuya dusuruldu. uc yuzden fazla italyan askerinin olduruldugu bu catisma ile alakali italyan general mezetti soyle demektedir: “mart 1927’de gerillalar bize karsi onemli bir basari kazanmistir. toplam 1200 piyade ve 400 suvari gucuyle, kaulan-gerrari-maaua-gerdes abid boyunca uzanan hatlarimizi yararak cebelu’l ahdar’in merkezini ele gecirdiler. cebel’den bir gandula, sira, kasr benigdem, gergerumma ve sahile kadar uzanan karakollariyla bizim isgal kuvvetimizi iki kisma bolduler. kuf bolgelerinde 200 faal asker gerillalarin emrinde bulunuyordu.”
yine bu donemdeki catismalarda mucahidler pek cok dusman ucagini dusurduler, cok sayida ust rutbeli subayi oldurduler. ve fazla miktarda cephane ve topu ganimet olarak kazandilar. buna karsi italyanlar da yeni tedbirler dusunmeye baslamislardi. oncelikle cepheyi icten cokertmenin yollarini aradilar ve kesenin agzini actilar. boylece 13 tane kabile seyhini satin aldilar. bu islerin gerceklesmesinde omer muhtar’in cocukluk arkadasi, senusi davasina ihanet eden senusi seyhi serif el giryani onemli bir rol oynadi.
cephede sarsinti
savasin gittikce uzamasi, katliam ve kitligin insanlari telef etmesi, italyanlarin bazi kabile reislerini vaatlerle kandirmasi mucahit cephesinde bir karisikliga sebep oldu. cesitli kabile seyhleri omer muhtar’a italyanlara teslim olmasini ve bolgelerinden cekilip gitmesini, aksi takdirde kendisi ile savasacaklarini ilettiler. boyle tehlikeli bir vaziyette metanetini elden birakmayan omer muhtar butun kabile reislerini umumi mesverete davet etti. kasr el mecahir’de akdedilen genis capli toplantida herkes ozgurce reyini ortaya koydu. ortamin alabildigine gergin ve elektrikli oldugu bir anda omer muhtar surekli cebinde tasidigi kucuk mushafini cikararak elini onun uzerine koydu ve tarihe gecen su mukemmel sozlerle herkesi susturdu: “vallahi, ya zafer veya sehadete ermeden bu daglari terk etmeyecegim ve italyanlara karsi devam eden bu savasi asla durdurmayacagim. misir’a gitmek isteyenler buyurup gitsinler, italyanlara teslim olup olumden kurtulmak isteyenler de teslim olsunlar, hic kimse onlari tutmus degildir.”
liderin bu kesin azmi ve kararliligi karsisinda teklif sahipleri ozur dilediler ve bu toplanti buyuk bir vahdet havasi icinde sona erdi.
artan baskilar
italyanlar bir halk hareketi karsisinda olduklarinin farkindaydilar. general mezzetti bir raporunda buna soyle deginiyor: “direnis buralarda tarihe mal olmustur ve kural tanimayan bu insanlara tarih boyunca silahli kuvvet zoruyla kanun ve nizam empoze edilebilmisti. cihad ruhuna sahip bu gocer insanlari ciftlik sahalarina ve sehirlere cekmeden pek fazla bir seyin degismeyecegini soyleyebiliriz.”
italyanlar senusi mukavemetinin kaynagini kurutmak uzere halki sahil sehirlere yakin yerlerde kurduklari esir kamplarinda toplamaya basladilar. 1929 yilina gelindiginde durum su vaziyette idi; sahildeki butun sehirler ve cebel-i ahdar’in kuzey taraflari italyanlarin siki kontrolu altindaydi. italyanlar bu tahkim edilmis noktalar arasinda hava filolari ile, mekanize birlikleriyle ve ozellikle somurgeleri olan eritre’den getirdikleri zavalli insanlardan olusturduklari piyade askerleri ile surekli devriye geziyorlardi. artik gerillaya karsi onun usuluyle carpisiyorlardi. senusi mukavemetinin belkemigini olusturan bedevilerin beklenmedik saldirilara, hava baskinlarina ugramadan bolgede dolasmalari hemen hemen imkansiz gibiydi. bir bedevi kampini kesfeden kesif ucaklari cogu zaman telsizle durumu en yakin italyan birligine haber veriyor ve ucaklardan acilan makineli tufek atesi kamp sakinlerinin toparlanip bir yere siginmalarini onlerken, nereden ciktigi belli olmayan bir kac zirhli arac kampi kusatip, namlularini dosdogru cadirlara, develere, kadin, cocuk, yasli ayirimi gozetmeksizin insanlara cevirerek kamplari yerle bir ediyorlardi. bu katliamdan sonra sag kalan canlilarsa suruler halinde zirhli araclarin onune katilip kuzeye dogru, italyanlarin sahil yakinlarinda kurduklari mustahkem toplama kamplarina goturuluyorlardi.
buna ragmen mukavemet durmuyordu. general mezzetti, 1 aralik 1928’de yazdigi raporunda soyle diyor: “bolgede siyasi ve askeri bir organizasyon gerceklesmeden, omer muhtar’in siyasi ve askeri orgutunun cokertilmesi ve bolgenin kontrol altina alinmasi mumkun degildir.”
mutareke gorusmeleri
1929’da valilige atanan badoglio, genel af ilan etti ve teslim olmayip direnise devam edecekleri, kotu bir sekilde bastiracagini bildirdi. oyle ki, badoglio, “berka kasabi” namiyla anilir oldu. ama ne halka karsi savurdugu tehditler, ne de af soylentisinin cok buyuk bir tesiri gorulmedi. subat-mart 1929’da gerilla saldirilari daha da artti. omer muhtar, italyan guclerinin yogun bombardimanlari altinda buyuk bir direnis sergiledi. fakat savasa kisa bir sure ara verilmesi mucahidlerce de uygun olacakti. omer muhtar ve arkadaslari 13 haziran’da vali yardimcisi sciliani, 18 haziranda badoglio ve 28 haziranda tekrar sciliani ile cebel’in degisik yerlerinde gorusmeler yaptilar. iki aylik suren mutarekenin sadece bir oyalamadan ibaret oldugunu goren omer muhtar, ekim ayinda mutarekeyi bozdu ve catismalar tekrar basladi.
8 kasim 1929’da mucahidler bingazi’deki italyan karargahina saldiri duzenlediler. buradaki italyan birligini tamamen ortadan kaldirip, karargahi havaya ucurdular. bu ise somurgeciler arasinda buyuk bir saskinlik dogurdu. sonunda mussolini duruma el atti ve harekatin basina general rodolfo graziani getirildi.(10 ocak 1930)
graziani
graziani somurgelerde ozel olarak yetistirilmis, komutanlarin en tecrubeli ve en acimasiz olaniydi. once bir analiz yapan general, durumu soyle ozetlemekteydi: “savas hali kizismistir. muslumanlarin kayiplari cuzidir. omer muhtar yaralanmasina ragmen, hala yeni taktiklerle saldirilarini duzenlemektedir. direnis senusi kaynaklidir. bu hareket, bir grup veya bir sahsa indirgenemez. gerektiginde yeni kitle ve dipdiri baska bir liderle hareket devam edecektir.” bu analizleri yapan graziani su tedbirleri aldi:
1-senusi tekkelerini kapatti, seyhlerini yurt disina surdu, malvarliklarina el koydu.
2-halkin silahsizlandirmasina buyuk agirlik verdi, silah aramalarini arttirdi.
3-seyyar mahkemeler kurdurup halka kan kusturdu. bu mahkemelerin cogu idam ile neticelendi.
4-toplama kamplarini genisletti ve butun bir ulkeyi abluka altina aldi. kamplardaki yasama kosullari tam bir vahset ornegiydi. bu kadar insanin dortte birini bile doyuracak erzak yoktu. esirler ve gasp edilen hayvanlar arasinda olum orani tuyler urperticiydi.
5-misir hududunda 300 km’lik bir alani dikenli tel orgulerle sardi.
6-col yollarini ucak devriyeleriyle surekli gozetim altinda bulundurdu
7-italyan hukumetinin emrinde calisan yerli memur ve askerleri hainlikle suclayip pasifize etti.
8-misirla olan her turlu ticareti yasakladi, cebel-i ahdar halkinin ekonomisini kontrol altina aldi.
butun bu tedbirlerden sonra muslumanlara karsi ard arda bir cok baskinlar ve saldirilar duzenlendi. baskinlar surmesine ragmen omer muhtar hala operasyonlarina devam ediyordu. 11 nisan 1930’da el faidiyye uzerinde buyuk bir saldiri duzenleyen mucahidler, italyanlari unutamayacaklari bir hezimete ugrattilar. graziani, bu hususta hatiralarinda sunlari kaydeder: “bu hezimet bizim moralimizi bir hayli bozup kalplerimize buyuk bir sikinti verdi. buna karsilik bu yenilgimiz, mucahidlere buyuk bir moral verip, maneviyatlarini bir hayli kuvvetlendirmisti. bunun uzerine omer muhtar, mucahidlere hitaben soyle seslenmisti. “sayet bingazi’den cebel’ul ahdar’a dogru gurleyen bir aslan sesi isitirseniz, sakin korkmayin. zira olaylar ve zafer dolu gunler size aslan kurku icinde yatan bir essegin oldugunu gosterecektir.”
graziani bunun uzerine, 16 haziran 1930’da bizzat koordine ettigi birliklerle(13.000 kisi) fayed bolgesindeki omer muhtar’in uzerine yurudu. basaracagindan o kadar emindi ki, vali badoglio’yu zaferini kutlamaya davet ediyordu. fakat cok guclu bir istihbarata sahip omer muhtar, mucahid kuvvetlerini kucuk gruplara ayirarak birbirinden uzak noktalara pusuya yerlestirdi. sonucta muslumanlar cok az bir kayip vererek graziani’yi eli bos gonderdiler.
bu sok yenilgiden sonra badoglio, graziani’ye gonderdigi mektupta soyle yazmaktaydi: “simdiye kadar siri’de “uzun menzilli” diye adlandirdiginiz, uzak noktalardan gelip bir hedefe hareket eden harekatlariniz hep basarisiz olmustur. ve mevcut sartlar degismedikce de her zaman basarisizliga mahkum kalacaktir. cunku, bu son olaydaki yenilgi ilk olan yenilgi degildi. halk ve sahradakiler, zaten guclu bir istihbarata sahip direniscilerle oyle bir is birligi icindedirler ki, bizim attigimiz adimdan aninda haberdar olmaktadirlar. omer muhtar’in basarisini bu haber alma servisine baglamak gerektir.”
badoglio, dusmani omer muhtar’in dehasi icinde su itiraflari yapmak zorunda kalmisti: “bu direnis bir kisinin omuzlarindadir. omer muhtar, bu isi kimseye birakmamaktadir. bir cok basli durumlarda kiskanclik ve ic cekismeye imkan olsa da, omer muhtar’in disiplinli dava arkadaslari buna firsat birakmiyorlar. her zaman ve durumda, sozu emir sayilmaktaydi. savas aleyhine gelistiginde, guclu haber alma servisi sayesinde, savasa ara veriyor. bize gelen bilgileri dahi yonlendirebiliyor.”
harekatta donum noktasi:kufra’nin dususu
graziani, hem prestijini kurtarmak hem de mucahidlerin misir hududundan yardim almalarinin onunu kesmek icin seleflerin yapamadigi bir ise karar verdi. libya’nin guneyinde italyanlarin ulasamadigi tek toprak parcasi olan kufra’yi isgal etmek. 1930’un sonlarinda yapilan hazirliklardan sonra, 1931 ocak ayinda col asildi ve kufra dustu. italyanlarin burada yaptigi katliam, iskence ve tecavuzler dillere destandir. graziani, teslim olan halkin gozleri onunde kur’an-i kerim’i paramparca edip, ayaklarinin altinda cigneyerek “haydi, cagirin da (hâsâ) bedevi peygamberiniz yardiminiza gelsin” demis, ertesi gunu sehrin ileri gelen ulemasi ucaklardan atilmis, vahadaki butun hurma agaclari kesilmis, kuyular yakilmis, mehdi senusi’ye ait tarihi kutuphane alevlere teslim edilmis ve insanlarin namuslari kirletilmisti.
kufra’nin elden cikmasiyla mucahidlerin elinde korunmasiz cebel’ul ahdar kaliyordu ki, burasi da italyanlarin gittikce siklasan kontrol ve gozetimleri altinda her gun adim adim elden cikiyor,yavas yavas fakat geri donulmez bir bicimde cember daraliyordu.artik cebeldeki savasin son devresi baslamisti... omer muhtar, bu durumu 1931 ocaginin son gunlerinde misir hududunu gizlice gecip, kendisiyle gorusen muhammed esed’e soyle ifade etmisti: “sen de goruyorsun ya evlat, gercekten biz artik bize taninan vadenin sonuna gelmisiz. savasiyoruz, cunku dusmani bu topraklardan sokup atincaya kadar ya da bu ugurda olunceye kadar imanimiz ve ozgurlugumuz icin savasmak zorundayiz. baska yolu yok. allah’a aidiz ve o’na donecegiz. kadinlarimizi, cocuklarimizi misir’a gonderdik ki, cenab-i allah bizi olume cagirdigi zaman arkamiza donup bakmayalim.”
esir dusmesi ve vefati
ve 11 eylul 1931...omer muhtar ve yanindaki bir kisim mucahidîn silanta mevkiinde bulunan hz. muhammed (s.a.v.)’in sahabelerinden sidi rafi hazretlerinin kabrini ziyaret etmeye karar verdikleri zaman italyanlarin tuttugu bolgenin icersine girmislerdi. italyan istihbarati onun varligini haber almisti. vadiyi her yonden saran kuvvetlerin olusturdugu cemberi yarmanin imkani yoktu. mucahidler son nefeslerine kadar carpistilar. son anda seydi omer’in de ati vurulup yikildi ve onu yere dusurdu. ama bu yetmisini geckin ihtiyar aslan yilmadi, kendini toparlayip tufegini ateslemeye devam etti. elinden yaralananinca tufegi diger eline aldi. artik yapacak bir sey kalmayinca, askerler uzerine cullandilar ve onu esir ettiler. once sûse’ye sonra bingazi’ye 60 km uzakliktaki suluk’a goturuldu. burada italyan birliklerinin genel kumandani graziani’nin karsisina cikartildi. bu gorusmedeki tavirlarindan etkilenen general onun hakkinda sunlari yazacaktir: “odama girdigi andan cikip gittigi ana kadar onun vakar ve haysiyetine son derece hayranlikla bakip durdum. onun tavir ve davranislarini cok begendim ve hayran kaldim.”
graziani, hatiralarinda omer muhtar hakkinda sunlari demekten kendini alamaz. “omer muhtar inancina, akidesine son derece bagli bir adamdi. onun bu inancina saldirmaya kalkisana kim olursa olsun buyuk bir heyecan ve azimle karsi koyardi. o, vatanina saldiranlara karsi da korkusuzca savasiyordu. vatanina yapilacak herhangi bir saldiriyi karsiliksiz birakmayi kabullenecek bir sahsiyet degildi.” “ o karsisindakine aninda cevap verecek ustun bir zekaya sahipti. ayni zamanda omer muhtar ileri seviyede dini kulture sahipti. onun kesin tavirli bir huyu vardi. o, dinine ait hicbir seyi ihmal etmeyecek ve dinini herhangi bir maddi menfaat karsiliginda satmayacak ustun bir kisilige sahipti. dunyevi hicbir cikar pesinde olmayan bir kisiydi. ustelik hayli fakir bir adamdi. din ve vatan sevgisinden baska hicbir dunyevi seye de malik degildi.” “ona canli ve hazir bir zeka bahsedilmisti. dini konularda iyi bir egitim gormus, hareketli,mutevazi ama tavizsiz...”
mucahidlerin teslim olmasi teklifini red eden omer muhtar, 15 eylul 1931 gunu italyan sikiyonetim mahkemesi tarafindan gostermelik bir durusmaya cikarildi ve graziani’nin daha onceden emrettigi gibi idam karari veren mahkemenin yuzune su tokadi savurdu: “hukum ve karar yalniz allah’indir. sizin bu sahte ve uydurma hukmunuzun hicbir gecerliligi yoktur. inna lillah ve inna ileyhi raciun(biz allah’in kullariyiz ve sonunda ona donuculeriz)”.
ayni gun, toplama kamplarindan getirilen binlerce libyalinin gozleri onunde gayet sakin ve korkusuzca idam sehpasina cikti. fecr suresinin son ayetlerinden “ey huzura ermis nefis! razi edici ve razi edilmis olarak rabbine don” ayetleri dilinde virdi zebandi... ozgurlugu icin her seyi goze aldigi yesil daglarina son bir kere daha bakti ve bir milleti yetim birakarak ebed alemine dogru kanatlandi. yer suluk carsisi idi.
son olarak muhammed esed’in 1932’de medine’de onun sehadetini haber aldiginda agzindan dokulenleri nakledelim: “omer el muhtar oldu ha...su sireneyka aslani, yetmis su kadar yasina ragmen halkinin ozgurlugu icin yilmadan sonuna kadar savasan omer el muhtar oldu demek...on uzun yil boyunca, on uzun ve cileli yil boyunca en modern silahlarla donatilmis mekanize birliklerle, ucaklarla, topcu bataryalariyla takviye edilmis dusman ordularina, kendinden en az on kat daha kalabalik italyan kuvvetlerine karsi halkin umutsuz direnisine bayrak olan omer el muhtar...piyade tufeklerinden ve birkac attan baska bir seyleri olmayan, yari ac mucahidlerinin basinda kocaman bir esir kampina donusturulen bir ulkede son kursununu sikincaya kadar umutsuz bir gerilla savasi surduren koca omer el muhtar...”
unlu aktor anthony quin’in basrol oynadigi, 1980 yapimli "lion of desert / col aslani" film ile tum dunyaca tanindi.
1931 yilinda usakin ikisaray koyunde dogdu. 1948 yilinda liseyi bitirdi. 1955 yilinin subat ayinda istanbul universitesinden tip fakultesini bitirdi ve hemen ardindan ayni universitenin noroloji ve psikiyatri alanlarinda uzmanlik icin asistanliga basladi. 1958 yili sonunda noro-psikiyatri uzmani olarak egitimini tamamladi.
haydar dumen 25 yillik devlet hizmetini tamamladiktan sonra kendi istegiyle emekli oldu. daha sonra arastirma ve yazin hayatina giren dumen, ozellikle cinsellik uzerine yazdigi kitaplarla dikkatleri uzerine topladi. ozellikle medyada cinsel problemler uzerine konusmalar ve roportajlar yapti. dumen bu donemde ayni zamanda acik oturum programlarinin degismez konuguydu. nazik adinda bir kadin adli belgesel romani, otuz gunde oldu bitti adli bilim-kurgu niteligindeki kitabi, olmus bir hastayla soylesi ya da hekimler ustune adli hekim-hasta iliskilerinin ozel yanlarini belgelerle ortaya koyan kitabi gibi iki tiyatro denemesi ve bunun yaninda cinsellik uzerine yazdigi psikolojik kitaplarla yirminin uzerinde yazilmis kitabi mevcuttur.
toplum icinde kufur edemeyen insanin soyleyebilecegi en kaka laftir.
bir de bunun delikakabokgerzeki vardir ki koparir. bu durumda yaninda kufur edilerek sahsin acilmasi saglanmalidir.
bir de bunun delikakabokgerzeki vardir ki koparir. bu durumda yaninda kufur edilerek sahsin acilmasi saglanmalidir.
seyhulislam yahya efendi 1561 yilinda dogdu. sultan ucuncu murad donemi seyhulislamlarindan, zekeriya efendinin ogludur. once babasindan, sonra abdulcebbarzade mehmed efendiden ders gordu ve seyhulislam malulzade seyid mehmed efendiden mulazemet aldi (1580).
cesitli medreselerde muderrislik yapti. halep, sam, misir, edirne ve istanbul (1604) kadiliklarinda bulundu. anadolu ve rumeli kazaskerligine getirildi (1605). 1606 yilinda azledildi. sonra iki defa daha ayni gorevde bulundu (1617). sultan genc osmanin oldurulmesi olayinda gorevinden feragat eden esat efendinin yerine seyhulislam oldu (1622).
sadrazam kemankes ali pasa ile arasi acildi ve bu sebepten dolayi azledildi (1623). daha sonra iki defa daha ayni goreve getirildi (1625-1632, 1634). sultan dorduncu muradin revan ve bagdat seferlerine katildi.
cesitli medreselerde muderrislik yapti. halep, sam, misir, edirne ve istanbul (1604) kadiliklarinda bulundu. anadolu ve rumeli kazaskerligine getirildi (1605). 1606 yilinda azledildi. sonra iki defa daha ayni gorevde bulundu (1617). sultan genc osmanin oldurulmesi olayinda gorevinden feragat eden esat efendinin yerine seyhulislam oldu (1622).
sadrazam kemankes ali pasa ile arasi acildi ve bu sebepten dolayi azledildi (1623). daha sonra iki defa daha ayni goreve getirildi (1625-1632, 1634). sultan dorduncu muradin revan ve bagdat seferlerine katildi.
asil adi huseyindir. 1891 yilinda odemisde dogdu. kurtulus savasia katkilariyla taninan efe. unlu efelerden cakircali mehmed efenin akrabasi ve sag koluydu. tirede gumce daginda birkac yil eskiyalik yaptiktan sonra mahmud celal beyin (bayar) araciligiyla 1914te bagislandi. izmir ve yoresinin yunanlilarca isgali uzerine gonullu olarak kurtulus savasina katildi. 57. tumen komutani miralay sefik (aker) beyin gozetiminde olusturulan kuvay-yi milliye orgutlenmesi icinde yer aldi.
haziran 1919da, yunan ileri harekatini durduran kosk cephesinde savasti. fata ve kemerderede baskinlar duzenledi ve yunanlilara agir kayiplar verdirdi. ekim 1919da fata yoresinde yunan toplu saldirisinin geciktirilmesini sagladi. 13 kasim 1919da fata yoresinde yunan birlikleriyle siddetli bir catismaya girdi. uc gun suren catismalardan sonra, siperine girmeyi basaran bir yunan askerince 16 kasim 1919da sungulenerek olduruldu. ankara hukumeti daha sonra, savunurken oldugu fata bucagina onun anisina gokcen adini verdi. kurtulus savasinin adi ilk duyulan direniscilerinden olan gokcen efe, halide edip adivarin "efenin yemini" adli oykusunun de kahramanidir. odemis yoresinde adina turkuler yakilmistir.
ulubatli hasan, istanbulun fethi sirasinda surlarin uzerine cikan ilk turk askeridir. osmanli ordusu fatih sultan mehmed kumandasinda 6 nisan 1453 cuma gunu istanbulu kusatti. 29 mayis 1453 sali gunu sabaha karsi son saldiri yapiliyordu. yeniceriler arasinda iriyari ulubatli hasan adli bir asker surlara tirmanmaya basladi. bir elinde palasi, oteki eli ile kalkanini basinin ustunde tutarak surlarin ustune cikti. onunla birlikte otuz kadar yeniceri de surlara tirmandi. ulubatli hasan yaralanmasina ragmen, arkadaslarinin surlara cikmasina yardim etti. ayagi tasa takilarak surlardan asagi dustu. yukaridan atilan oklarla sehid edildi. ancak yeniceriler, acilan gediklerden iceri girerek sehri ele gecirdiler.
mekkede varlikli bir ailenin cocugu olarak dunyaya geldi. babasi kral ibni suud iin saray doktoruydu. kasikci, misirda iskenderiyede devam ettigi elit bir okulda egitim gordu. 17 yasinda abdde kaliforniya devlet universitesinde ekonomi bilimleri okumaya baslayan kasikci, ardindan palo altoda bulunan stanford universitesine gecti. gelecegin girisimcisi, abdde yasadigi bu sure icinde iliski kurdugu buyuk firma ve devlet daireleriyle, ilerde cok kazancli is baglantilarina girebilecegini umuyordu. 50’li yillarin sonuna dogru otomobil firmalari temsilciligi hayalleri cok cabuk gerceklesti. yurduna donunce, 20 yasinda, ulkesinin ordusuna amerikan kamyonlari saglayan bir sozlesmeye imza atti. kasikci komisyonunu tahsil etti ve aralarinda chrysler ve rolls royce da bulunmak uzere, suudi arabistanda cok sayida amerikan ve ingiliz otomobil firmasinin temsilciligini ustlendi. 25 yasina geldiginde 1961de kendi ulkesinden soraya adli bir kizla evlendi ve onunla birlikte bes cocuk sahibi oldu. silah sektorune atilmasi yakindogunun zengin petrol ulkeleri 60li yillarin ortasinda abdnin teknolojik acidan cok degerli olan savas araclarina giderek daha cok ilgi duymaya basladilar. bu ulkeler gerekli baglantilari kurabilmek icin, butun islerden parasal bir cikari, olan kasikcinin hizmetlerinden yararlandilar. kasikcinin sonraki on yil icinde sadece bu ise soyunan amerikan sirketlerinden . (ornegin lockheed ve northrop) yarim milyar dolar tahsil ettigi rivayet edilmektedir. kasikci aracilik yaptigi kuruluslar icin avrupali firmalarla da silah islerini sonuclandirdi. kasikci toplam olarak 50den fazla sirkete sahipti. islerini surtusmesiz yurutebilmek icin luxenburg tescilli triad holding corporation adli sirketi iki erkek kardesiyle birlikte kurdu. merkezi salt lake cityde bulunan triad america adli diger bir holding, kasikcinin abddeki islerini denetliyordu. cok etkili olmakla beraber, kendini disarida pek belli etmeyen siyasal bir kisi haline gelen kasikcinin kazanci kismen komisyonlardan, kismen rusvetlerden olusuyordu. 70’li yillar kasikci’nin hem zirveye ciktigi donemdir hem de dususler ve buyuk donusumler donemidir. dolce vita (tatli hayat) yaptigi isler sayesinde dunyanin en zengin adami olarak anilan (o tarihte tahmin edilen serveti: 4 milyar dolar) kasikci, bundan sonraki yillarda ispanyada marbellada ya da "nebile" adli yatinda verdigi cok masrafli partilerle adindan soz ettirdi. bu partilerine ekonominin buyuk patronlari konuk olmakla kalmiyor, unlu politikacilar da misafirleri arasinda yer aliyorlardi. partileri her yonuyle cok basariliyken, meslekteki sansi doner gibi oldu. uluslararasi silah ticareti 70li yillarin sonunda daha siki bir denetim altina alindi ve buyuk silah islerinde politikacilarin oynadiklari rol meydana cikti. kasikci ilk karisindan bosandiktan (1974) dort yil sonra, italyan lamia biancolini ile evlendi ve ondan bir cocuk sahibi oldu. cokusu kasikcinin ikinci is alanini olusturan petrol isi de gerileyince suudi arabistanli girisimci, yeni is alanlari aramak durumunda kaldi. hirsli mega projelere (ornegin misir turizmi ve amerikan emlak pazari gibi) cok buyuk yatirimlar yaptiysa da bunlarin cogu zararla kapandi. bunun sonucu olarak bir zamanlar dunyanin en zengin adami olan kasikcinin 90li yillarin basindaki servetinin ancak 50 milyon dolar kadar oldugu soylenmekteydi. seksenlik yillarin sonunda ise siyasal skandallar kasikcinin ronald reagan yonetimindeki abd hukumetinin iran-contra olayina bulastigi anlasilinca, kasikci is hayatinda ilk kez bir kriz noktasina geldi. amerikalilar iran devletinin abdye acilmasini saglamak amaciyla irana silah satmislardi. bu isten elde edilen paralarin da nikaraguadaki hukumete (marksist sandinista hukumetine - c.n:) karsi savasan (abd destegindeki - c.n.) contralara aktarildigi anlasildi. ustune ustluk kasikcinin filipinlerin baskani ferdinand marcos ile birlikte, baskanin zimmetine gecirdigi vergi gelirlerini el altindan piyasaya surdugune iliskin ipuclari cogalinca, amerikan hukumeti kasikci, ile isbirligi yapmaktan vazgecti. bunun uzerine 1989da bernde tutuklanan 53 yasindaki kasikci, uc ay gozaltinda tutulduktan sonra, abdye teslim edildi. 10 milyon dolarlik bir kefalet karsiliginda serbest birakilmakla beraber, kasikci new yorktaki luks ikametgahinda bilgisayar araciligiyla kontrol altinda tutulma cezasina carptirildi. 1990 yazinda new yorktaki bir mahkeme, filipin devlet malini kotuye kullanmak suclamasini kaldirarak, kasikciyi akladi. suudi arabistanli is adâmi kirli/supheli islerine karsin, uluslararasi jet sosyete partilerinin eskisi gibi, sevilen bir konugudur.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
11 eylul terorist saldirisinda amerikadaki dunya ticaret merkezine carpan ucagi kaciran, birlesik devletler adalet bakanligi tarafindan teshis edilen 5 teroristten biri. saldirinin lideri olduguna inaniliyor.
muhammed atta, 1 eylul 1968’de misir, kafr el sheikh’de (nil deltasinda bir sehir) dogdu. kahire’de buyudu ve kahire universitesinden mimar olarak mezun oldu. daha sonra, 1993 – 1999 yillari arasi hamburg teknik universitesinde sehir planlama okumak uzere almanya’ya tasindi. baslangicta; muhammed atta, 1986’da israil tarafindan kontrol edilen west bank’de bir otobusu bombalayan urdunlu mahmud mahmud atta ile karistirildi.
almanya’da bulunan gercek muhammed atta, birlesik arap emirlikleri’nin vatandasligina gecmek icin basvurmustu. alman arkadaslari onu dini inanclari kuvvetli, zeki ve bati’nin ortadogu politikalarina (oslo sureci ve korfez savasi dahil) kizgin olarak tanimliyorlar.
muhammed atta almanya’da iken gittikce daha dindar olmaya basladi; ozellikle, 1995 yilinda mekke’ye hacca gittikten ve 1999 yilinda islâmi bir gruba katildiktan sonra. 1999’un sonlarinda muhtemelen orta dogu ulkelerinin seyahat vizelerinin silinmesi icin pasaportunun kayboldugunu bildirdi. temmuz 2000’de florida, venice’deki huffman uluslararasi havaciliga kaydoldu. her zaman amerikan havayollari 175 sefer sayili ucagin korsanlarindan marwan alshehhi ile beraberdi. atta, suudi kraliyet ailesi asilli oldugunu iddia ediyor ve alshehhi’yi korumasi olarak tanistiriyordu. aralik ayinda, miami bolgesine boing 727 simulatorleri ile calismak icin gitti. daha sonra almanya’ya dondu ve mayis 2001’de tekrar ayrilarak once ispanya’ya oradan da florida’ya gitti.
birlesik devletler arastirmacilari 4 eylul’de atta’nin birlesik arap emirliklerindeki mustafa ahmed’e bir paket gonderdigini iddia ettiler. (mustafa ahmed usama bin ladin’in teror orgutu olan el-kaide’nin parasal kaynaklarinla ilgilenen kisi)
saldiridan onceki hafta, florida spor barinda icki icip video oyunlari oynarken goruldu. ( not: cok kisi atta’nin biyografisinin bu kismi hakkinda tereddutlu, cunku bu kadar dindar, dini acidan radikal bir kisinin kendisini sehitlige hazirlamak yerine, dinin bircok ana kuralini ihlal edecegine ihtimal vermiyor.) atta, saldiridan onceki gunu baska bir hava korsani olan abdulaziz alomari ile maine, guney portland ve scarborough’da gecirdi. 11 eylul sabahi, portland uluslararasi havalimanina gidip, boston logan havalimanina giden, 11 sefer sayili amerikan havayollari ucagina bindiler.
cantalarindan bir tanesi 11 sefer sayili ucaga konmamisti ve sonradan bu cantanin icinde havayollari uniformasi, ucus el kitaplari ve 4 sayfalik arapca bir dokuman bulundu. bu esyalarin aynisi diger 3 ucakta bulunan teroristlerde de bulundu. bu dokumanlarda bir talimatlar listesi vardi: “olum icin yemin et, niyetlerini yenile.”, “tamamen huzurlu hissetmelisin, cunku cennetle bulusmana az kaldi.” “gitmeden silahini kontrol et. kesim sirasinda hayvanini rahatsiz etmemek icin bicagini bilemelisin.”
atta’nin terorist saldirinin lideri olduguna ve pilotluk yaptigina inaniliyor. amerika birlesik devleti hukumeti tarafindan yayinlanan bir videoya gore usama bin laden terorist saldirinin lideri olarak atta’yi gosteriyordu. emekli bir avukat olan atta’nin babasi ile yapilan bir soyleside yapilan bu suclamalarin sacma oldugunu ve oglunun cok kibar ve utangac oldugunu soyledi.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
muhammed atta, 1 eylul 1968’de misir, kafr el sheikh’de (nil deltasinda bir sehir) dogdu. kahire’de buyudu ve kahire universitesinden mimar olarak mezun oldu. daha sonra, 1993 – 1999 yillari arasi hamburg teknik universitesinde sehir planlama okumak uzere almanya’ya tasindi. baslangicta; muhammed atta, 1986’da israil tarafindan kontrol edilen west bank’de bir otobusu bombalayan urdunlu mahmud mahmud atta ile karistirildi.
almanya’da bulunan gercek muhammed atta, birlesik arap emirlikleri’nin vatandasligina gecmek icin basvurmustu. alman arkadaslari onu dini inanclari kuvvetli, zeki ve bati’nin ortadogu politikalarina (oslo sureci ve korfez savasi dahil) kizgin olarak tanimliyorlar.
muhammed atta almanya’da iken gittikce daha dindar olmaya basladi; ozellikle, 1995 yilinda mekke’ye hacca gittikten ve 1999 yilinda islâmi bir gruba katildiktan sonra. 1999’un sonlarinda muhtemelen orta dogu ulkelerinin seyahat vizelerinin silinmesi icin pasaportunun kayboldugunu bildirdi. temmuz 2000’de florida, venice’deki huffman uluslararasi havaciliga kaydoldu. her zaman amerikan havayollari 175 sefer sayili ucagin korsanlarindan marwan alshehhi ile beraberdi. atta, suudi kraliyet ailesi asilli oldugunu iddia ediyor ve alshehhi’yi korumasi olarak tanistiriyordu. aralik ayinda, miami bolgesine boing 727 simulatorleri ile calismak icin gitti. daha sonra almanya’ya dondu ve mayis 2001’de tekrar ayrilarak once ispanya’ya oradan da florida’ya gitti.
birlesik devletler arastirmacilari 4 eylul’de atta’nin birlesik arap emirliklerindeki mustafa ahmed’e bir paket gonderdigini iddia ettiler. (mustafa ahmed usama bin ladin’in teror orgutu olan el-kaide’nin parasal kaynaklarinla ilgilenen kisi)
saldiridan onceki hafta, florida spor barinda icki icip video oyunlari oynarken goruldu. ( not: cok kisi atta’nin biyografisinin bu kismi hakkinda tereddutlu, cunku bu kadar dindar, dini acidan radikal bir kisinin kendisini sehitlige hazirlamak yerine, dinin bircok ana kuralini ihlal edecegine ihtimal vermiyor.) atta, saldiridan onceki gunu baska bir hava korsani olan abdulaziz alomari ile maine, guney portland ve scarborough’da gecirdi. 11 eylul sabahi, portland uluslararasi havalimanina gidip, boston logan havalimanina giden, 11 sefer sayili amerikan havayollari ucagina bindiler.
cantalarindan bir tanesi 11 sefer sayili ucaga konmamisti ve sonradan bu cantanin icinde havayollari uniformasi, ucus el kitaplari ve 4 sayfalik arapca bir dokuman bulundu. bu esyalarin aynisi diger 3 ucakta bulunan teroristlerde de bulundu. bu dokumanlarda bir talimatlar listesi vardi: “olum icin yemin et, niyetlerini yenile.”, “tamamen huzurlu hissetmelisin, cunku cennetle bulusmana az kaldi.” “gitmeden silahini kontrol et. kesim sirasinda hayvanini rahatsiz etmemek icin bicagini bilemelisin.”
atta’nin terorist saldirinin lideri olduguna ve pilotluk yaptigina inaniliyor. amerika birlesik devleti hukumeti tarafindan yayinlanan bir videoya gore usama bin laden terorist saldirinin lideri olarak atta’yi gosteriyordu. emekli bir avukat olan atta’nin babasi ile yapilan bir soyleside yapilan bu suclamalarin sacma oldugunu ve oglunun cok kibar ve utangac oldugunu soyledi.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
15 temmuz 1974 yunanli subaylarla birlikte makarios’a karsi darbe yapan eoka-b teror orgutunun lideridir. yasi kadar (72 yasindadir) turk oldurmekle ovunur. adamlarina oldurttugu turklerin sayisi ise hesaplanamayacak coktur. 1974’de amerikan elcisinin de onun adamlari tarafindan olduruldugu soylenmektedir. su siralarda kurulus halinde olan eoka-c ile de baglantisi bulunmaktadir. mahi (savas) adli gazetenin sahibidir.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
kaynak: kimkimdir.gen.tr
1954 yilinda ankara’da dogan hablemitoglu, 1977 yilinda ankara universitesi siyasal bilgiler fakultesi, basin yayin yuksek okulundan mezun oldu. 1977 ve 1978 yillarinda "dilde fikirde isde birlik" adli aylik dergi yayinladi. uzun yillar cesitli kuruluslarda basin musaviri olarak calistiktan sonra ankara universitesi turk inkilâp tarihi enstitusu’nde master ve doktora yapti.
turkiye disindaki turk topluluklarinin yakin tarihi ile ilgili olarak calismalar yapan hablemitoglu, orta avrupa ve balkanlar’da turk eserleri, turk azinliklari ve sehitliklerimiz konusunda alan calismalari yuruttu. 1995-1996 yillari arasinda birlesmis milletler orgutu’nun (undp) bir projesinde gorev alarak gagauz turkleri’nin latin alfabesine gecisi ile ilgili olarak danismanlik hizmeti verdi.
turkiye’de ve yurt disinda faaliyet gosteren bolucu teror orgutleri ve alman vakiflari uzerine yaptigi arastirmalarla dikkat ceken hablemitoglu, 18 aralik 2002de ugradigi bir suikast sonucu olduruldu.
turkiye disindaki turk topluluklarinin yakin tarihi ile ilgili olarak calismalar yapan hablemitoglu, orta avrupa ve balkanlar’da turk eserleri, turk azinliklari ve sehitliklerimiz konusunda alan calismalari yuruttu. 1995-1996 yillari arasinda birlesmis milletler orgutu’nun (undp) bir projesinde gorev alarak gagauz turkleri’nin latin alfabesine gecisi ile ilgili olarak danismanlik hizmeti verdi.
turkiye’de ve yurt disinda faaliyet gosteren bolucu teror orgutleri ve alman vakiflari uzerine yaptigi arastirmalarla dikkat ceken hablemitoglu, 18 aralik 2002de ugradigi bir suikast sonucu olduruldu.
22 ocak 1561 yilinda londra’da dunyaya geldi. babasi kralice i. elizabeth’in bas muhurdarligini yapiyordu. 1573’te cambridge’de felsefe ve hukuk ogrenimine basladi; 1576’da pariste diplomat olarak gorev yapti. 1578’de ise babasi olunce mecburen avukatlik meslegine basladi. buyuk yenilenmenin ilk dusunceleri burada gelisti. 1593’te avam kamarasi’na secildi. 1597’de denemeler’i yayinladi.
bu donemde bacon’un basindan trajik bir olay gecer. avam kamarasi’na girdigi donemde tanistigi ve kendisine himayesine alan kralice elizabeth’in gozdesi olan esex’in karistigi buyuk bir olay, onu da zor durumda birakmisti. bacon da velinimetine komuoyu onunde suclamak zorunda kaldi. bu hamleyle kendisinin saraydaki konumunu guclendirmeye calisti. bu hamle birkac yil sonra urununu verdi. kralice elizabeth’in 1603’te olumu ve i. james’in hukumdarligi bacon’a basarinin yollarini acti.
1613’te bassavci, 1616’da kralin ozel danismani, 1617’de basmuhurdar, 1618’de basyargic oldu. ayni yil verulam baronu, 1621’de de saint albans vikontu payelerini aldi. butun bunlar olurken felsefi calismalarini da surduruyordu. 1609’da eskilerin bilgeligi, yeni organonu yazdi. buckingam sarayi’nin ve kralin gozdeki olan bacon, goreviyle bagli durustluk ilkelerini diledigince uyguladi. casitli davalarda pazarliklara giristigi ve servetini yolsuzlukla elde ettigi yolunda kuskular dogdu. butun bunlar bacon’un tekrar basladigi yere donmesini saglayacakti. 1621’de butun resmi gorevlerinden uzaklastirma ve sarayi terk etme cezasina carptirildi ve hapse girmekten sadece kralin iyilikseverligi sayesinde kurtuldu.
bacon butun bunlardan sonra kosesine cekilme karari aldi. artik fazla zorlamayacakti. ve bacon’un felsefi uretkenligi doruk noktasina ulasti. 1621’de buyuk yenilenme onsozunu kaleme aldi ve ertesi yil vii. henry’nin tarihini anlatan bir kitabi tamamladi. fakat bacon’un omru buyuk yenilenme’yi tamamlamaya yetmedi ve 9 nisan 1626’da oldu.
22 ocak 1561 yilinda londra’da dunyaya geldi. babasi kralice i. elizabeth’in bas muhurdarligini yapiyordu. 1573’te cambridge’de felsefe ve hukuk ogrenimine basladi; 1576’da pariste diplomat olarak gorev yapti. 1578’de ise babasi olunce mecburen avukatlik meslegine basladi. buyuk yenilenmenin ilk dusunceleri burada gelisti. 1593’te avam kamarasi’na secildi. 1597’de denemeler’i yayinladi.
bu donemde bacon’un basindan trajik bir olay gecer. avam kamarasi’na girdigi donemde tanistigi ve kendisine himayesine alan kralice elizabeth’in gozdesi olan esex’in karistigi buyuk bir olay, onu da zor durumda birakmisti. bacon da velinimetine komuoyu onunde suclamak zorunda kaldi. bu hamleyle kendisinin saraydaki konumunu guclendirmeye calisti. bu hamle birkac yil sonra urununu verdi. kralice elizabeth’in 1603’te olumu ve i. james’in hukumdarligi bacon’a basarinin yollarini acti.
1613’te bassavci, 1616’da kralin ozel danismani, 1617’de basmuhurdar, 1618’de basyargic oldu. ayni yil verulam baronu, 1621’de de saint albans vikontu payelerini aldi. butun bunlar olurken felsefi calismalarini da surduruyordu. 1609’da eskilerin bilgeligi, yeni organonu yazdi. buckingam sarayi’nin ve kralin gozdeki olan bacon, goreviyle bagli durustluk ilkelerini diledigince uyguladi. casitli davalarda pazarliklara giristigi ve servetini yolsuzlukla elde ettigi yolunda kuskular dogdu. butun bunlar bacon’un tekrar basladigi yere donmesini saglayacakti. 1621’de butun resmi gorevlerinden uzaklastirma ve sarayi terk etme cezasina carptirildi ve hapse girmekten sadece kralin iyilikseverligi sayesinde kurtuldu.
bacon butun bunlardan sonra kosesine cekilme karari aldi. artik fazla zorlamayacakti. ve bacon’un felsefi uretkenligi doruk noktasina ulasti. 1621’de buyuk yenilenme onsozunu kaleme aldi ve ertesi yil vii. henry’nin tarihini anlatan bir kitabi tamamladi. fakat bacon’un omru buyuk yenilenme’yi tamamlamaya yetmedi ve 9 nisan 1626’da oldu.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
jennifer lopez 24 temmuz 1970’de porto rico’lu bir ailenin kizi olarak new york’da dunyaya geldi. 1990’li yillarin sonlarinda yeni nesil latin pop starlarindan biri olmadan once sinemada oyuncu olarak buyuk basari kazandi. henuz cocukken muzikal tiyatroda oynadi ve ilk filmi olan ’my little girl’de henuz 16 yasindaydi.
1990’da bir televizyon kanalinin dans yarismasini kazandi. sinemadaki ilk onemli rolunu 1995 yilinda wesley snipes ve woody harrelson ile ’money train’de oynadi. 1997’de meksika’li star selena quintanilla’nin trajik hikayesinin anlatildigi ’selena’ filminde basrol oynadi. ayni yil unlu yonetmen oliver stone’un cektigi u-turn filminde unlu oyuncularla birlikte yer aldi. 1998’de george clooney ile basrolde oynadi ve hollywood tarihinde bir filmde en cok ucreti almis olan latin oyuncu oldu. o artik hollywood’un gozde oyuncularindan biri olmustu. son olarak 2002’de gosterime giren enough (yeter) filmi ile beyazperdede yerini aldi.
selena filmindeki rolu aslinda lopez’in muzik dunyasina hizli gireceginin belki de ilk isaretiydi, filmdeki muzikleri lopez seslendirmisti. 1999 yilinda ilk albumu olan ’on the 6’ piyasaya cikti ve o yilin en cok satan albumleri arasinda yerini aldi. ’if you had my love’ single’i amerikan listelerinde 5 hafta 1 numarada kaldi. 2 yil sonra 2001’de ’love don’t cost a thing ’ sarkisiyla cikisini yaptigi ikinci albumu ’j.lo’ yayinlandi.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
1990’da bir televizyon kanalinin dans yarismasini kazandi. sinemadaki ilk onemli rolunu 1995 yilinda wesley snipes ve woody harrelson ile ’money train’de oynadi. 1997’de meksika’li star selena quintanilla’nin trajik hikayesinin anlatildigi ’selena’ filminde basrol oynadi. ayni yil unlu yonetmen oliver stone’un cektigi u-turn filminde unlu oyuncularla birlikte yer aldi. 1998’de george clooney ile basrolde oynadi ve hollywood tarihinde bir filmde en cok ucreti almis olan latin oyuncu oldu. o artik hollywood’un gozde oyuncularindan biri olmustu. son olarak 2002’de gosterime giren enough (yeter) filmi ile beyazperdede yerini aldi.
selena filmindeki rolu aslinda lopez’in muzik dunyasina hizli gireceginin belki de ilk isaretiydi, filmdeki muzikleri lopez seslendirmisti. 1999 yilinda ilk albumu olan ’on the 6’ piyasaya cikti ve o yilin en cok satan albumleri arasinda yerini aldi. ’if you had my love’ single’i amerikan listelerinde 5 hafta 1 numarada kaldi. 2 yil sonra 2001’de ’love don’t cost a thing ’ sarkisiyla cikisini yaptigi ikinci albumu ’j.lo’ yayinlandi.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
kendisini ‘‘milliyetsiz’’ olarak tanimlayan victoria camps, 1941 yilinda ispanyanin barcelona kentinde dunyaya geldi. barcelona universitesinde felsefe, bagimsiz barcelona universitesinde ise etik hocasi. olu tanrinin ilahiyatcilari (1968), analitik felsefe ve pragmatik dil (1976), etik imgelem (1983), etik, retorik, siyaset (1988) halk erdemleri (1990), gundelik hayatin huzursuzlugu (1996), kadin yuzyili (1998) gibi muhim kitaplarin altinda imzasi var. barcelonadaki cesitli hastanelerin etik komitesinde yer aldigi gibi, cesitli alternatif kuruluslarin da baskanligini veya yonetim kurulu uyeligini yurutuyor. bir taraftan da, isegoria dergisinin yazi kurulu uyeligini ve etik tarihi isimli ortak bir kitabin koordinasyonunu yapiyor.
‘‘gelecegi gecmisten degil, bugunden baslayarak insa etmeliyiz’’ diyen camps, katalan milliyetciligi kadar, ispanyol milliyetciligine de karsi cikiyor.
‘‘gelecegi gecmisten degil, bugunden baslayarak insa etmeliyiz’’ diyen camps, katalan milliyetciligi kadar, ispanyol milliyetciligine de karsi cikiyor.
1890 yilinda polonyada dogan polonyali felsefeci kazimierz ajdukiewicz, dil felsefesi, mantik, bilgi kurami ve bilim felsefesi uzerine onemli calismalari bulunmaktadir. lvov-varsova okulunun onde gelen bir uyesi olan ajdukiewicz, 1930 yilinda duhem ve poincarenin bilim felsefesindeki uzlasimciliginin bir uzantisi olan radikal uzlasimciligin bir uyarlamasini ortaya koymustur. burada ajdukiewicz, bilimsel bilginin ancak kapali ve baglantili dil dizgeleriyle ifade edilebilecegini savunur. kapali ve baglantili bir x dilinin anlam dizeleri onun kavramsal aygitlaridir ve bu x diline iliskin genel kanitsavlardan, iki kavramsal aygitin ozdes olup olmadiklari ya da birbirlerine cevrilebilir olup olmadiklari cikartilabilir.
bir bilimsel ifadenin kabul gorup gormemesi belirli bir x diliyle baglantilidir. eger x dili kapali ve baglantili ise kavramsal aygitlarimizi her zaman icin degistirebilecegimizden oturu deneysel durumlar haerhangi bir onermeyi kabul etmemizde ya da reddetmemizde etkili olamazlar.
ajdukiewicze gore deney verileri kavramsal aygitlarla yakindan baglantilidir ve her kavramsal aygit bir dunya gorusu urettiginden kuramlar ve gozlem raporlari mutlak kabul edilmeyip bunlarin belli bir dunya gorusu ya da bakis acisina bagli olduklari soylenmelidir. bu nedenledir ki ajdukiewiczin uzlasimciligi "radikal" olarak adlandirilir.
ajdukiewicz sonralari, 1930larin ortasinda, baglantili ve kapali diller dusuncesinin bir "kagit uzerinde kurgu" oldugu sonucuna vararak radikal uzlasimciligini anlambilgisel bilgi kurami adina terk etmistir.
anlambilgisel bilgi kuraminda bilgikurami ile varlikbilgisini birlestirmeye calisan ajdukiewicz, dunya uzerine konusurken bir "nesne dili" kullandigimizi belirtir. ajdukiewicze gore bilgikurami, dunya ve onun hakkindaki bilgimize iliskin oldugindan, bir bilgikuramci bilgiyi ve onun nesnesini kavramak icin bir "ustdil" kullanmak zorundadir.
ayrica ajdukiewicz, bilim felsefesinde saptama ya da karar verme kuramina dayanan genel bir yanilabilir cikarimlar kurami olusturmaya calismistir. mantik felsefesi alaninda da calisan ajdukiewiczin bu alandaki en buyuk katkisi dizimsel kategoriler icin gelistirdigi bicimsel yazilistir. ajdukiewiczin baslica yazilari "bilisel dunya gorusleri ile diger denemeler 1931-1963 / the scientific world - perspective and other essays 1931-1963, 1978" adli yapitta toplanmistir. diger calismalari arasinda "tumdengelimli bilimlerin yontembilgisi ustune" ile "dil ve bilgi" sayilabilir.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
bir bilimsel ifadenin kabul gorup gormemesi belirli bir x diliyle baglantilidir. eger x dili kapali ve baglantili ise kavramsal aygitlarimizi her zaman icin degistirebilecegimizden oturu deneysel durumlar haerhangi bir onermeyi kabul etmemizde ya da reddetmemizde etkili olamazlar.
ajdukiewicze gore deney verileri kavramsal aygitlarla yakindan baglantilidir ve her kavramsal aygit bir dunya gorusu urettiginden kuramlar ve gozlem raporlari mutlak kabul edilmeyip bunlarin belli bir dunya gorusu ya da bakis acisina bagli olduklari soylenmelidir. bu nedenledir ki ajdukiewiczin uzlasimciligi "radikal" olarak adlandirilir.
ajdukiewicz sonralari, 1930larin ortasinda, baglantili ve kapali diller dusuncesinin bir "kagit uzerinde kurgu" oldugu sonucuna vararak radikal uzlasimciligini anlambilgisel bilgi kurami adina terk etmistir.
anlambilgisel bilgi kuraminda bilgikurami ile varlikbilgisini birlestirmeye calisan ajdukiewicz, dunya uzerine konusurken bir "nesne dili" kullandigimizi belirtir. ajdukiewicze gore bilgikurami, dunya ve onun hakkindaki bilgimize iliskin oldugindan, bir bilgikuramci bilgiyi ve onun nesnesini kavramak icin bir "ustdil" kullanmak zorundadir.
ayrica ajdukiewicz, bilim felsefesinde saptama ya da karar verme kuramina dayanan genel bir yanilabilir cikarimlar kurami olusturmaya calismistir. mantik felsefesi alaninda da calisan ajdukiewiczin bu alandaki en buyuk katkisi dizimsel kategoriler icin gelistirdigi bicimsel yazilistir. ajdukiewiczin baslica yazilari "bilisel dunya gorusleri ile diger denemeler 1931-1963 / the scientific world - perspective and other essays 1931-1963, 1978" adli yapitta toplanmistir. diger calismalari arasinda "tumdengelimli bilimlerin yontembilgisi ustune" ile "dil ve bilgi" sayilabilir.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
21 haziran 1905te pariste dogdu. babasi o cok kucuk yastayken oldu ve annesi de ailesinin yanina dondu. sartre, hep ornek cocuk olarak gosterildi. la rochelle lisesine devam etti, ama olgunluk sinavini louis le grand lisesinde verdi. egitimini ecole normale supérieurede, isvicredeki fribourg universitesinde ve berlindeki fransiz enstitusunde surdurdu.
1929 yilinda simone de beauvoirla tanisti. cesitli liselerde ogretmenlik yapti. 2. dunya savasi sirasinda, almanlar tarafindan hapse atildi; hapisten ciktiktan sonra direnis hareketine katildi. "sinekler" adli tiyatro oyunu, onun direnis hareketinde oldugunu bilmeyen almanlarin izniyle oynandi (1943). ayni durum, "varlik ve hiclik" adli oyununda da meydana geldi (1943). oyunlarinin her ikisi de baski karsitidir; "varlik ve hiclik"te sartre, ilk kez felsefesini ortaya koydu.
1945 yilinda ogretmenligi birakarak "les temps modernes" adli edebi-politik dergiyi kurdu. kitaplarinin cogunda edebi ve politik sorunlari isledi. savas sonrasi donemde ozellikle politik etkinlikleriyle one cikan sartre, elestirilerini saklamasa da sscbye destek veriyor, fransanin cezayire karsi yuruttugu savasa karsi cikanlarin basinda geliyordu;les temps modernes, somurgelerdeki savaslara karsi 1953ten baslayip, 1957de yogunlasan bir savas yuruttu.
sartre, "121lerin bildirgesi"ni imzaladi, 1961-62 yilindaki buyuk gosterilere katildi. 1964 yilinda nobel odulunu geri cevirdi; boylesi bir odulun, yapitlarinin butunlugunu zedeleyecegini dusunuyordu. 1966-67 yillari arasinda vietnam savasinda meydana gelen katliamlari sorgulamak uzere kurulmus olan russel mahkemesinin de baskanligini yapti.
1968 yilinda, sovyetlerin praga mudahalesinin ve fransadaki ogrenci hareketlerinin uzerine, sovyet sosyalizmini ve kendi klasik aydin tutumunu sorgulamaya giristi. o donemde maocularla da bir yakinlasmasi oldu. 1973 yilinda liberationu kurdu.
1974 yilinda gozleri buyuk oranda gormez oldu, bu nedenle etkinliklerini yavaslatarak, daha cok dogu ulkeleri uzerindeki baskilarin sona erdirilmesi, insan haklarinin korunmasi gibi konularda calismaya basladi. pierre victorla (benny levynin takma adi), aydinin rolu, bireyin tarihteki yeri, siddet ve kardeslik konulari hakkinda "pouvoir et liberté" adinda bir yapit hazirladi.
siyasal etkinliklerinin, yazar tarafini bazen maskelemis olmasina karsin, sartre, son derece duzenli bir zihinsel calisma yuruterek, gununun alti saatini yazmaya verdi. edebi nesne sartrea gore "yalnizca hareket halindeyken varolan bir topactir. onu ortaya cikarmak icin, adina okumak denen somut bir eyleme ihtiyac vardir." yazmak, okurun ozgurlugune cagrida bulunmaktir. sartre, 15 nisan 1980de pariste oldu. sartrein onemli kitaplari arasinda ozgurlugun yollari, bulanti, gizli oturum, kirli eller, sozcukler, duvar sayilabilir; bunun yani sira, yayinlanmis ya da bitirilemeyerek yayinlanmamis bircok yapiti vardir.
sartrein adiyla birlikte anilan varolusculuk, aslinda 17. yuzyildan beri vardir; blaise pascalle baslar; ama sokratesin felsefesinde, hatta incilde varolusculugun izlerinin bulundugu dusunulurse, pascali varolusculugun kurucusu olarak kabul etmek de dogru olmaz. soren kierkegard ise, modern varolusculugun kurucusu olarak kabul edilir. nietzsche, heidegger ve tabii sartre varoluscudurlar. camus ve dostoyevski de, diger cok unlu varoluscu yazarlardir.
sartre, varolusculugun iyimser bir felsefe oldugunu soyler; cunku tum insanlar birbirinin aynidir; bir kahraman ya da bir alcak olmak tamamiyla onlarin elindedir; insan onceden-tanimlanmamistir; ne bir kahraman olarak dogar, ne de bir alcak. ama ayni felsefeye gore, insan varliginin durumuna da guvenmemelidir, cunku o halde kalacaginin hicbir guvencesi yoktur. ozet olarak, sartre insanin tek yazgisinin, elinden geldigince "bagimli" olmak oldugunu soyler. bu da, kendini butunun icinde dusunebilmekten gecer.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?